Öyle bir şey yap ki bizim için;ölümün korkunç yüzünü söküp atmış ol ellerinle.Seninkinin adı "sonsuzluğa ulaşmak" olsun...Bize de ardından "kahraman" demek kalsın!

03 Haziran 2008 Salı

Fırtınanın İki İnsanı


Bir zamanlar savaşlar varmış dünyada hüküm süren.Elf,insan ve cüceler dalga dalga kapılmış bu savaşlara birer birer.Kan ve felaket gezinirken topraklarda…ah,işte o gönderilmiş kurtarma amacıyla.Sıcak bir gülüşmeyişi varmış o zamanlar.Bir de inatçı bir tavrı…Tek amacı bu üç ırkla bir ülke kurmakmış.Zavallı çocuk…Kurtarıcı denilmiş ona.Üç ırkın da saygısını kazanmış ve kurmuş yıllarını harcadığı ülkesini.Savaşlar durmuş,ırklar birleşmiş.Ama sorunlar bitmiş mi?Farklıydılar sonuçta ve farklı gereksinimleri varmış.Düzen ve uyum hüküm süren ülkede zamanla sorunlar çıkmış.En sonunda nazikçe ayrılmış ırklar,Ama kurtarıcı için her şey kolay olmamış.Hayallerini yıkan bu kendini bilmezlerden intikam almaya yemin etmiş.Eski dönemin kurtarıcısı yeni dönemin yok edicisi olmuş…Barbarlar için sıradan bir günde çıkagelmiş kurtarıcı.İnsanlar sevinmiş onu görünce,saygılarını dile getirmiş.Ama,kurtarıcıdan duydukları son şey ”Siz bana aitsiniz!”haykırışı olmuş.Onlar sonsuzluğa karışırken,bir barbar kadının intikam haykırışını dinlemiş bütün dünya.Kurtarıcının seviligisi,rüzgarların kızı…Herkes aciz bir pislik olmuş kurtarıcının gözünde.Kendini en üst ve en büyük sanırken,rüzgarların kızının gücüyle birleşen üç ırk gelmiş karşısına.Kadının gözünden düşen iki damla gözyaşı önündeki kayaya çarpmış…Bir balyozun iki sert vuruşu gibi ortadan ayırmış kayayı o hırsla.Böylece üç ırk ve bir sevgili gelip onu yerinden etmiş.Güçlerini kötüye kullandığı için elinden alınmış üstelik.Artık yıkık dökük olan gözbebeğine,yani ülkesine,bakarken bir ses gelmiş kulağına:”Bu bir haksızlık!Sen her şeyini adadın ve teşekkürleri bu mu!Bana katıl ve sana güçlerini geri alman için yardım edeyim!”

Yüksek bir uçurumun ucunda fırtınalar kopuyordu,bir ölümlü aşağıya doğru düşünceli düşünceli bakarken.İşte,sonunda yolun sonuna gelmişti.Onca çaba ve arkasında bıraktığı,ona güvenen insanların desteğiyle artık buradaydı.
-Beni istemediğini biliyorum…dedi yüzünde patlayan fırtınaya doğru.
-Tek istediğim bana verileni yerine getirmek!diye haykırdı sesini duyurmak için.Fırtına kulaklarında uğulduyordu.Vazgeçmeye hiç niyetli değildi yinede.Buraya kadar gelmek için çok şey feda etmişti ve bundan sonra olacaklar için istenmeyişini bahane etmeyecekti.
-Ya şimdi ya hiç!dedi kararlı bir şekilde kendini uçurumdan aşağıya doğru bırakırken.
Aşağıya doğru düşerken kulaklarında yine o bildik ses,yıllardır onu vazgeçirmeye çalışan ses yankılandı:”Senin güçlerin,senin lanetin!”
Gecegöğü aşağıya doğru düştü bir süre.Düşüşünü yavaşlatmak için hiçbir şey yapmadı.Ancak,onu yakaladığı gibi,uçurumun dik yüzeyine fırlatan rüzgarlar onu rahat bırakmış değildi.Yüz üstü sert yüzeye yapışıp kaldı.Yüzünde yaralar açılmıştı taşların tırtıkları yüzünden.Burnundan kan sızıyor ve burun kemiği dayanılmaz şekilde acıyordu.Kırıldığını düşünü barbar insan Gecegöğü.Ama,bunu düşünecek vakti yoktu.
-Peki,öyle olsun!dedi ve sırtında taşıdığı baltayı çıkartarak fırtınaya doğru savurdu.Onun keskin kavisinden çıkan parıltılar üzerine rüzgarlar etrafından dağılıverdi.Yeniden aşağı düşmeye başlayan Gecegöğü,zemine çakılmasına az bir zaman kala,elini kalbine bastırdı ve ona verilen sözcükleri kullandı.Gözlerini açtığında yavaşça süzülüyordu artık.Görünen o ki,onu istemeyen rüzgarlar onu şimdilik rahat bırakmıştı.Hafifçe gülümsedi,ama yine de gülümsemesindeki acıyı gizleyememişti.
Önünde uzanan muazzam ülkeye baktı.Üç ırkın emeği önünde yıkık dökük uzanırken o,orda duran eski halkın umutlarına bakıyordu sanki.Yürümeye başladı yavaşça.Geçtiği her yer tamamen bir harabeydi artık.Eskiden ne olduklarını tahmin etmek bile zordu çıplak gözle bakıldığında.Ağaçlar eğri büğrü şekilleriyle kendi masallarını anlatıyordu bu yeni gelene.Artık hafif bir melteme dönüşen rüzgar,bir zamanlar burada yaşayan canlıların hayallerini ve beklentilerini taşıdı ona sahiplerinin sesiyle.Hepsini dinledi Gecegöğü.İçinde hüzün ve yıkılan hayallerin kızgınlığıyla.Ona herkes dert yanıyordu adeta.Sonra…Uzaklardan gelen bir flüt sesi duydu.Yüzüne vuran meltem sanki şimdi onu itmek yerine yanağını okşuyordu.Güldü kendi kendine;içinde buraya ait olduğuna dair bir his vardı.Bunu hep biliyordu zaten;ancak o an bunu iyice hisseder olmuştu.
Sese doğru yürüdü barbar.O yürüdükçe ses arttı.Uzaklardan gelen tatlı melodiye insanların ve elflerin gülüşmeleri katıldı.Eğlenen topluluğun neşeli sesleri ve rüzgarla ona taşınan müzikteki büyülü ton…Attığı her adımda etrafında dans eden kuru yapraklar vardı.Ayaklarına dolanıp onu çağırıyordu her biri.Ama,o onlara katılamazdı.Buraya bunun için gelmemişti.
Oraya vardığında karşısında gördüğü şeyle irkildi barbar.Bir süre hiçbir şey diyemeden onlara baktı şoka girmiş bir biçimde.İrileşmiş gözbebekleri ve hafifçe açılmış bir ağızla bakıyordu o an.Bu yitik güzellikte,karşısında eğlenen elfler ve insanlar vardı.Bir elf elinde flütüyle o güzel şarkıyı hayata geçirirken,insanlar ve elfler birlikte dans ediyordu etrafında.Ancak…bu tabloda yanlış olan bir şey vardı:onların hiçbiri yaşamıyordu.Soluk siluetlerdi hepsi.Güneş onlara doğru vururken onlar mat tonlarını korumaya devam ediyordu umursamazca.Onlarla konuşmalı mıydı yoksa yürüyüp gitmeli miydi?Bir süre şaşkınlığını itsinden atamadan onları izleyen barbar en sonunda konuşmaya karar verdi,
-Merhaba!dedi önce cevap gelecek mi diye bekleyerek.Ancak,cevap gelmemişti.Kimse onu görmüyordu anlaşılan.Bir kez daha ”Merhaba” diye seslendi,ancak değişen bir şey olmadı.Kafasını iki yana sallayarak yürümeye devam etmişti ki müzik durdu birden.Arkasını dönüp baktığında,flüt çalan elfin garip gözlerle ona baktığını gördü.Daha önce bu elfin böylesine garip gözleri olduğunu fark etmemişti.Elf başını öne eğmiş flütünü çalarken çok normaldi aslında.Gözlerindeki o elflere özgü badem şekli,sanki daha keskin hatlara sahipti.Ovallik yerine daha keskin çizgilerin hakim olduğu gözleri,vücudunun soluk renginin aksine tehditkar bir koyu yeşille parıldıyordu.
-Sen!dedi kaşlarını çatarak.Sen şu beklenen kişi değil misin?Hani şu eski dönemim kurtarıcısı,yeni dönemin yok edicisi olan eski kurtarıcıyı yok etmeye gelen ve onun güçlerini devralan kişi.Yeni dönemin kurtarıcısı ve eski kurtarıcının yok edicisi.Yanlış mıyım?
Gecegöğü’nün bunca kelime oyunuyla kafası karışmıştı.Tam bir cevap verecekken elfin arkasındaki dans edenlere baktı.Onlar hala daha ilk bıraktığı gibi dansa devam ediyordu.Müziğin durduğunu duymamışlardı demek.Sonra,yeniden elfe bakan Gecegöğü de kaşlarını çattı.Bu elften olabildiğince çabuk ayrılmalıydı
-Evet,benim!dedi kesin ve sert bir tavırla.Gözlerini elften ayırmadan devam etti:
-Peki sen aradığım şeyin nerde olduğunu biliyor musun?
Elf omuzlarını silkti ve ne kadar gereksizmiş gibi Gecegöğü’ydü aşağılayarak baktı:
-Bana ne!Bu senin görevim benim değil!Git kendin bul!Hem senin güçlerin senin lanetin insan,bu beni ilgilendirmez!dedi ve kafasını çevirip flütü üflemeye devam etti.
Sinirden deliye dönen Gecegöğü yumruklarını sıkmakla yetindi.Hızlı bir şekilde arkasını dönüp devam etti.Ama,o ilerlerken garip gözlü elf de flütünü indirmeden onun gidişini seyretti.Adam gözden uzaklaştıktan sonra rüzgarlarla bir kadının sesi geldi,
-Doğru olanı yaptın Kalin.Beni kendi bulmalı.
Elf başını salladı,ama yine de içinde bir yardım etme isteği vardı.
Gecegöğü hiç durmadan yürüdü,yürüdü…Ayakları onu taşımaz olmuştu;ama o hala daha bu yıkıntılardan aradığını bulamamıştı.Aradığı bir kaya parçasıydı.Basit bir kaya…tabii dıştan öyleydi.Rüzgarların kızının gözyaşlarıyla ikiye ayrılan kaya.Gecegöğü buna inanmak istemiyordu.İki damla gözyaşı bir kayayı nasıl ikiye bölerdi ki?Bunu düşündüğüne pişman oldu ama.Bir anda kendini yere yapışmış olarak buldu.Önünde giderek büyüyen bir hortum onu yakaladığı gibi yere fırlatmıştı.
-Tamam beni istemiyorsun,ama ben de üstüme düşeni yapıyorum!dedi sitemle adam.İnatla ayağa kalktı.Önünde artık tam boyutuna ulaşmış olan hortum üstüne geliyordu her şeyi peşine katarak.Gecegöğü bir an ne yapacağını bilemedi,ama sonra aklına bir fikir geldi.Derin bir nefes alıp gerildi.Hortum onu iterken o,ayaklarını yere sağlam bastı ve ardından her şeyi susturan bir savaş çığlığıyla hortumun içine attı kendini.Bir anda başka bir yere geçmişti.Ve işte,kaya oradaydı.Gerçekten de ortadan ikiye bölünmüş kaya orada,önünde duruyordu,sanki onun düşünceleriyle dalga geçer gibi.Ama,orda olan tek kişi o değildi.Kayaya yaslanmış kendi kendine bir şeyler mırıldanan bir adam vardı orda.Adamın yüzü tam seçilmiyordu;zira üzerine düşen karanlık onun gölgeliyordu.Gecegöğü onu fark edince nefesini tuttu.Onu görmese de kim olduğunu biliyordu.
-Sen…dedi kalbi hızla atarken.Gözlerinde intikam ve yas vardı Gecegöğü’nün.Artık yolun sonuydu bu.
Evet,o tam oradaydı.Eski dönemin kurtarıcısı,karanlıklar içinde uzanan gölgeli bedeniyle onu bekliyordu belli ki.Eski kurtarıcı kafasını kaldırdı ve karanlıkta kızıl bir tonda parlayan gözlerle ona baktı.Adamlar yavaşça yürüyerek birbirlerine yaklaştılar.
-Demek benim güçlerimi alan sensin…dedi eski kurtarıcı kıskanç,ama bir o kadar da hasret kalmış bir sesle.Ses tonu kısık ve güvenilmezdi,Gecegöğü’nün güçlü ve güven veren sesinden çok uzaktı.Adamlar kayanın tam kesim noktasına yüz yüze geldiğinde ikisi de bir an oldukları yerde öylece kaldılar.Gecegöğü’nün karşısındaki adam,onun tıpa tıp aynıydı.Tek yumurta ikizi oldukları söylense kimse şüphe etmezdi onlardan.Gecegöğü çok şey beklemişti:iğrenç bir yaratık,insanlıktan çıkmış bir insan taklidi,ama hiçbiri buna benzemiyordu.
Eski kurtarıcı beyaz tenli,normal bir insanın vücuduna sahip,kahverengi gözlü ve kahverengi saçlı bir adamdı.Ancak,şimdi gözleri kızıl bir tonda ve sesi eski sıcaklığı yerine kısık ve esrarengizdi.Gecegöğü ondan biraz daha koyu tenli,onun gibi kahverengi gözlü ve kahverengi saçlıydı.Gecegöğü bir barbar olduğu için ondan daha kalıplıydı,ancak bir barbar standardına göre zayıf kalıyordu yine de.Esmer olmaması yüzünden barbar olduğuna pek ikna olmazdı kimse.Ancak o an kimin kim olduğu tamamen karışmıştı.
-Seni pis taklitçi!Barbarın hakaretine pis bir sırıtışla cevap verdi eski kurtarıcı.
-Ne bekliyordun evlat!Sen ve ben aynıyız!
Kendisi de bu duruma şaşırmasına rağmen bunu yansıtmamayı seçmişti.
-Sen bir hainsin!Bize ihanet edeni yaşatacağımı düşünüyorsan çok yanılıyorsun!diye meydan okudu barbar baltasını çıkararak.
-Ben de öyle umuyordum zaten!O güçler senin gibi aciz biri için çok fazla!Bana ait olanı geri alacağımı biliyorsundur umarım!
Gecegöğü alaylı bir şekilde güldü,
-Neden denemiyorsun o zaman…
Ve böylece çatışma başlamıştı.Gecegöğü’nün baltası ve inancının ışığı etrafta savrulurken,eski kurtarıcının sözleri yankılandı boşlukta.Durmadan Gecegöğü’nün beynine girmeye çalışıyor ve türlü hilelerle onu cezp etmek için savaş veriyordu.Ama,eski kurtarıcı bir şeyin farkındaydı.Karşısındaki bir barbardı;bir zamanlar sonsuluğa,gözünü kırpmadan yolladığı o insanlardan biri...Bu ona bir mesajdı çok açık bir biçimde.Sadece,dudaklarını sinirle ısırmakla yetinebildi.Başka ne yapabilirdiki?

Gecegöğü de bir şey fark etmişti,kurtarıcı zayıftı.Onun saldırılarından kaçıp,onu kendi tarafına çekmeye çalışmaktan başka bir şey yapmıyordu aslında.
-Kapa çeneni lanet olası!diye haykırdı en sonunda.Durmadan konuşması çok ciddi olarak konsantrasyonunu bozuyordu
-Bize katıl Gecegöğü!en bensin ve o güçler bizim!Bana kendini bırak ve her şey senin olsun!Gecegöğü bir yandan onun kıvrak hareketlerini engelleyip,onu yere indirmeye çalışırken öte yandan beynine girmesini engellemeyi çalışıyordu.Durmadan hayrı kelimesini tekrarlamasına rağmen giderek yoruluyordu.Eski kurtarıcı kayanın önünde durduğunda barbar da tam oraya nişan aldı.Ancak,kurtarıcı yine kaçmıştı ve Gecegöğü’nün baltası yarıkta sıkışıp kalmıştı.
-Artık bitti evlat!Bana gel!dedi kendiden geçen bir kahkahayla.Gecegöğü dizlerini üstüne düştü.Yorgunluğu onu ele geçirmişken son sözleri yine bir“Hayır…”oldu.
-AAAAAAAAAAAAAAAAHHHHHHH!
Bir haykırış sesiyle uyanan Gecegöğü gözleri önünde eriyip giden eski kurtarıcıyı gördü.Neler oluğunu anlamaya çalışırken yanı başında rüzgarların kızını buldu.Kadın ona gülümsedi
-Artık bitti Gecegöğü.Artık tamamlandık.
-nasıl yani!dedi adam hiçbir şey anlamadan etrafa bakara.
-Sıra benim lanetimde!
Rüzgarların kızı gülümsedi sıcak bir ifadeyle
-Sen lanetini yendin zaten.Kendi içindeki karanlığı yendin.Her insan bunu yaptığında huzura erer ve şimdi benimle gelmeye hazırsın.
Gecegöğü hiçbir şey diyemeden ona baktı.Kadın ona elini uzattı nazikçe.
-Seni uzun zamandır bekliyordum.Sen benim eksik yarımdın.Kendi lanetini yani karanlık özünü yendin ve benimle olma sıran geldi.Hadi bana elini ver ve huzuru bekletmeyelim.
-O zaman neden beni buraya sokmadın en başta.duyguları karışık bir halde.
-Çok basit;buraya girmeye hazır olup olmadığını kendim görmek istedim.
Gecegöğü halinden memnunca güldü.Her şey bitmiş ve sonunda anlamıştı.Neden bu kadar benzedikleri artık ortadaydı.Kadına elini uzattı.Bir zamanlar deli gibi aşık bir adamın iyi yarısıydı o.Kadınının nazik elini kavradı sıkıca
-Sanırım hazırım.dedi tüm ülkeyle birlikte gözden kaybolmadan önce.


Not:Okuduğunuz bu hikaye,Gölge E-dergi'ye gönderdiğim hikayedir.Hikayemi yayınlamayacakları cevabını aldığım için,ben de burda yayınlıyorum.Ama,sözverdiğim gibi derginin özel sayısı çıktığında burdan duyuracağım.Herkesin farklı türlerde öyküler yazdığı sayıyı kaçırmayalım :).

10 yorumunu belirten:

kahpecüce dedi ki...

Anlatımı, türe yabancı olanlar için biraz karışık olabilir. Bir de baştakı giriş kısmı daha kısa olsa daha da güzel olacakmış. Eline sağlık.

melek dedi ki...

anlatımı hakkında pekde karmasık bulmadım.belkide türü sevmemden kaynaklanıyorudur fakat bence çok hoş olmuş.çeşitli denemelere girmesi iyi olmuş.arada farklı şeyler denemekte yarar görüyorum.aynı hikayelerdense farklı arayışlar blogu zenginleştiriyor.tebrik ederim..

johel dedi ki...

selam.yeni bir tür yazmanıza sevindim ve sasırdım.güzel olmuş.tebrikler devam edin.

johel dedi ki...

selamlar.kaçgündür yeni bölüm yazmıyorsunuz.nezaman yayınlamayı düşündüğünüzü merak ettim.bilgi verirseniz iyi olur.hoşkalın.

Hazal dedi ki...

Hemen yazıyorum.Başlamıştım zaten,ama bu ara kimse takmıyor diye çok üstünde durmuyordum.İlginiz için teşekkür ederim.Yarına yayınlayacağım.

Hazal dedi ki...

Beni tebrik ettiğiniz yorumunuza cevap yazzmamışım ben,yadım sanıyordum.Çok teşekkür ederim yine beklerim :).O yazıyı burada da yayınlayabilirim istek olursa.

araz yeşilyurt dedi ki...

bu yazıyı okumamışmıyım yoksa gözden mi kaçırmışım bilmiyorum ama beni çok etkilediğini bilmenizi isterim...

Hazal dedi ki...

ne yalan söyledim bu kadar etkileyeceğini düşünmemiştim...dergiye kabul edilmedi ama,benim okuyucularım beğendi ya bana bu da yeter :)

magicalbronze dedi ki...

Selamlar yeniden,

Hikayenn kurgusu başarılıydı bence. Yalnız bu kadar uzunluğa rağmen kısa kalmış gibi geldi bana. Gecegöğü'nün kötü tarafını yenmesi ve rüzgarın kızına katılması bir anda olmuş gibi geldi. Başta da kopukluk vardı sanki, mış lı ve dili geçmiş zamanlar aynı anda kullanıldığından belkide.

Bunlar haricinde oldukça güzeldi. Özellikle kurtarıcı için oluşturduğun ve kendi karanlık tarafına gelene kadarki süreç içerisinde olan olayları iyi yansıttın. Tebrikler. :)

Yazıların devamlılığı dileğiyle...

Hazal dedi ki...

Ben demiştim 4 sayfayla sınırladılar beni böyle bölük pörçük bir şey oldu malesef :).Olayı toparlamak ve giriş zor oldu.Çünkü giriş daha uzun ve açıklayıcıydı olmaz böyle kısalt dediler peki dedim ben de başımı eğip :(.
Ama beğendiğine sevindim.
Yine gel yine yorumlarını okuyalım ^^.