Öyle bir şey yap ki bizim için;ölümün korkunç yüzünü söküp atmış ol ellerinle.Seninkinin adı "sonsuzluğa ulaşmak" olsun...Bize de ardından "kahraman" demek kalsın!

23 Haziran 2008 Pazartesi

İki Damla Ter,İki Damla Gözyaşı

Not:Bu yazı "Ters Yön"adlı bölümün devamıdır.

Sadece buhu vardı görüntüde.Kısık gözlerinde bulanık bir görüntü şekillenmişti.Ayağa kalkmaya çalıştı,ama başarısız oldu.Kafasını yere geri bıraktı.Belki buraya kadardı,belki artık bu dünyadan ayrılma vakti gelmişti."Söz vermiştim.."dedi gözleri gibi kısık olan sesiyle.Bir kere daha kalkmayı denedi,ama sonuç yine başarısızdı.Biri bir şeyler söylüyordu tüm bu olanlar arasında.Ama o,onu dinlemeyi istemiyordu o an.İçinden hiçbir şey yapmak gelmiyordu.Sadece uyumak istiyordu.Beyni onu uykuya çekiyordu.Bu uyku sonsuz olacaktı,bunun bilincindeydi.Uyanmak yoktu artık onun için.Ses hala daha konuşuyor ve artık paniklemiş bir halde bağırıyordu.İçinden susmasını diledi.İçinden her şeyin susmasını diledi...
Büyücü ve ejderha binicisi,Nihelyan kralı Alsas'ın karşısında oturuyordu.Tam karşıların duvardan duvara bir resim ve sürekli izleniyorlarmış gibi bir izlenim veren 6 kişi vardı resimde.Marryn huzursuzca kıpırdanıyordu.Solindas durumun daha net farkındaydı,ancak yine de sakinliğini koruyordu.Onları bir yerden tanıyordu sanki,ama nereden?
Resim için anlatılana göre geçen bin yılın 6 kahramnıymış bunlar.Merkezdeki,en büyük şekilde çizilmiş olan elf ise Nihelyan'dan çıkan elf kahramanmış.O ve arkadaşları dünyayı büyük kötülüklerden kurtarmış,dünyaya Çağrı'yı yayarak.Herkesin içinde bir şeyleri alevlendirip,büyük savaş için adam toplayarak.Her bin yılda bir yapılan bir savaş...Düşünmesi bile heyecanlandırıcıydı Marryn için.Solindas ise dinlerken dalıp gitmişti.Gözünün önünde bir savaş sahnesi canlanmıştı birden.İrkilerek sıçradı.Marryn'In soran bakışlarına sakin olması için bir hareket yaparak karşılık vermişti.Yine de gördüğü görüntü inanılmazdı.
Nihelyan kralı Alsas,girer girmez Marryn ve Solindas'ın övgüleriyle yüceltilmişti.Bunu hakettiği her halinden belliydi.Bir elf için biraz sert bir ismi vardı,ama hareketleri hiç de öyle değildi.Yumuşak,ağırbaşlı,ama tam anlamıyla bir liderdi.Saygı duyulan,sevilen ve bunu fazlasıyla halkına geri ödeyen bir elfti.Açık kumral saçları,ipek cübbesine yayılmıştı.Birkaç tutamı önde geri kalanı arkasına bırakılmıştı.Bu onu oldukça hoş göstermişti aslında.Nihelyan'ın heybetli ağaçları gibi belirgin yeşil gözleri vardı.Beyaz teni ve her durum için nezaketle kıvrılan ince dudakları adamın dinleyicilerini dinlemeye davet eden türdendi.Sesi biraz baritona kaçar gibiydi,ama bu bir tezaktlık yaratmıyordu.Bu insan iki kadına nezakette kusur etmemişti.Berilyan'da olanları o da duymuştu tabiiki.İnsan olmalarına rağmen ikisi de kendi alanlarında takdire layıktı onun için.Bu yüzden kimsenin saygıda kusur etmemesini tembihlemişti.Solindas'dan bariz bir şekilde çekiniyordu herkes.Gözlerde şüphe olsa da,yüreklerde yoktu.
Kral Alsas ise Solindas'a duyduğu saygıyı göstermekten kaçınmıyordu.Büyü ona göre de olmasada bu yeteneğe ve kendini geliştiren azime saygı duymakta hiçbir sakınca yoktu.
"İşte olanlar bunlar!Bu yüzden burada,sizlerin huzurundayız.Giderek artan istila haberleri hız kazanmış ve etraf onlar için boş kalmışken,güçlerimizi birleştirme talebinde bulunmak için karşınızdayız."dedi Marryndurumu soluksuz açıklamaktan yorulmuş bir halde.
"Söyledikleriniz mantıklı leydi Steelrider,ama nasıl olurda bu kadar büyük bölgeler böyle savunmasız bir an yaratırlar kendilerine?"Kral Alsas'ın sorusu savaş salonundaki diğer elfler tarafından kafa sallamalarıyla onaylandı.Onların da aklına gelen ilk bu olmuştu.
Marryn ayakta yaptığı konuşması onun dizlerini ağrıtmıştı artık.Elleriyle masaya dayanıp başını önüne eğdi.Sorunun cevabını bilmiyordu ve bu hazmedemiyordu.Maximillian ve Solindas'la birlikte çok kafa yormuşlardı.Ama neden bulamıyorlardı.En sonunda Solindas bunu olağan dışında bir durumdan,başka güçlerin etkisinden kaynaklanabileceği yorumunu getirmişti.Böylesine karmaşık bir durumda bu çok mantıklıydı.Bunu onlara söylemek ne derece doğruydu karar veremiyordu ama.Badem gözler onun üzerinde tüm ciddiyetleriyle odaklanmışken o,sadece vermesi gereken cevaptan kaçacak bir yol arıyorduçEn sonunda durumu kabullendi,başka cevap yoktu.
"Bilmiyorum."dedi ciddi bir tonda.Bu cevap elfler arasında bir şaşkınlık yaratmıştı.Kimse bir ses çıkarmasa da,"Bu nasıl olur?"sorusu yüzlerde şekillenmişti."Gerçek bu malesef.Neden olduğunu bilmiyoruz.Tek bildiğimiz bunun tamamiyle doğal bir şey olmadığı.Yani,sanki arkasında başka bir şey var..."Solindas sessizliğini bozdu o sırada ve Marryn'ın yarım kalan cümlesini tamamladı,"Uzun zamandır bunun için çalışan bir şey!"
Büyücünün birden sessizliğini böylesine ciddi bir tavırla bozuşu ve can alıcı bir notayı gözler önüne sermesi yüzlerden derin bir karmaşa yaratmıştı.Büyücü ve ejderha binicisi neden bilmiyordu ama,sanki bu elfler durumu onlardan daha iyi anlamıştı.Sanki bildikleri bir şeyden kormuşlardı.Badem gözler Kral Alsas'ın züerinde kilitlendi.Herkes ondan aynı şeyi bekliyor gibiydi.Alsas üstüne düşeni yaptı.
"Lord Maximillian'a verilen görevi düşünürsek cevap ortada aslında hanımlar.Biliyoruz ki,Çağrı'yı sizde duydununz.Tıpkı bizim gibi."
"Çağrı?"dedi Marryn durumu anlamamış bir şekilde.Solindas ise ona çağrışım yapan bu sözcük ve az önce gördüğü görüntü için hiçbir şey demiyordu.Alsas ayağa kalktı ve herkese dışarı çıkmasını söyledi.İki insan hariç...
Herkes dışarı çıktıktan sonra iki insana döndü ve duvardan duvara resmedilmiş muhteşem eseri işaret etti.
"Sizi burda,onlarla başbaşa bırakmak en iyisi sanırım.Çıkmak istediğiniz zaman gizli geçitin kapı açılma sisteminin tablodaki insan erkeğinin gözüne basarak çalıştığını göreceksiniz.Oraya basarsanız kapı açılır.Sizi beklemesi için brkaç hizmetkar görevlendireceğim.Onlar sizi bizim olduğumuz yere getirecektir."Ardından çıktı gitti.
"Bu ne şimdi?Bizi burada bırakara neyi kanıtlamaya açlışıyorlardki?"Marryn biraz sinirlenmişti.Sanki aşağılanmışlardı.Her şeyi bilmek zorundalar mıydı?
"Sakin ol Mary.Bununla vakit kaybedemeyiz.Kötü bir niyetleri yok.Burda bir şeyler dönüyor.Bunu hissedebiliyorum!"
"Ne kadar ciddisin!Bana anlatmadığın ne var çok merak ediyorum!"Marryn'ın bu iğneleyen tavrı Solindas'ın canını sıkmıştı."Neden beni sorguluyorsun!Ben ne yaptım şimdi!"Onlar tartışmaya dalmışken bir çığlık duyuldu.Kadınlar irkilerek sağlarına baktıklarında artık salonda olmadıklarını gördüler.Ne resim oradaydı ne de salon.Şövalye derin bir iç çekti ve büyücünün kolunu sıktı,"Bunun bir kabus olduğunu söyle!".
Kapıda beklemesi içi görevlendirilen üç kişiden biri Regın olmuştu.Dinaen'in ricası üzerine bu isteği de kabul görmüştü.Durum için minnettar olan şifacı,kral ve adamlarıyla birlikte giderken,Regın'ın kendinden emin duruşunu görerek rahatladı.Regın hafifçe eğilerek Dinaen'i selamladı.Ona çok şey borçluydu.Üst komşusu basit bir bekar genç yerine,özverili ve halden anlayan,az bulunur biriydi.Kendisiyle birlikte kapıda bekleyen diğer iki görevlinin aksine,omuzları giderek düşüyordu.Gözlerini açmakta zorlanır buldu kendini.Sertçe kafasını iki yana salladı.Ona bu fırsat verilmişken bu ne olduğu belirsiz uykuya kapılamazdı şimdi.Yinede direnmek çok zordu.O kadar tatlı ve o kadar çekiciydiki,kendini bırakmamak aptallıktı sanki.Sonra o sesi duydu,"Kapat gözlerini Regın.Kapat ve aradığın cevaplar sana doğru aksın..."derinlerden gelen o ses,işte yine ona konuşmuştu.
Turuncu...İs ve ter kokan havaya turuncu hakimdi o gün.Aralara kırmızılar serpiştirilmişti.Güneşin batışı belki çok güzel olurdu o gün,ama savaş dalga dalga savaşçıları içine çekerken,izleyecek izleyicileri yoktu.Durmadan bağırışlar,emirler,çığlıklar ve ulumalar vardı etrafta.Bazen garip bir dilde konuşan insanların haykırışları duyuluyordu.Büyü yapıyordu bunlar,ama haykırışlarını anlamak çok zordu.Zira herkesinki başkasına karışıp gidiyordu.Şövalye ve büyücülerin omuz omuza olduğu sayılı savaşlardan birindeydiler.Havada durmadan çarpışan ejderhalar ve binicileri vardı.Yere çakılan devasa bedenler ve zafer çığlığı atan diğerleri.Gümüş ve siyah turuncu gökyüzünde,batan güneşin son ışınlarıyla yıkanıyordu sanki.Işıkla karanlık,bu gün son kez kutsanıyor ve lanetleniyordu.Ve onlar oradaydı...Çağrı'nın 6 inananı ya da diğer deyişle 6 savaşçısı!Fırlayan oklar ve her yeri uçuran büyülerin altında 6 kişiydiler topu topu.Onlara inanarak bakan gözler ve yüreklerle oradaydılar işte.Ya her şey bugün bitecekti ya da umutlarla gelinen bu yolda zaferle geri döneceklerdi.Dünyanın hüküm süren her canlı türü oradaydı.Her ulusun yarısı o savaş alanında can veriyor ya da savaşıyordu.İyi ve kötü birbirine karışmışken,ayrım yapmak neredeyse imkansızdı.
Bin yıl öncesinin hikayesiydi bu.Yazılan bir destan ve ona inanan insanların hikayesi.Bu bin yılda ise bu savaş bir daha patlak verecekti Çağrı'nın yeni savaşçılarıyla birlikte.Marryn ve Solindas da oradaydı işte.Tıpkı Regın'ın da orada olduğu gibi...
Elf,büyücü ve ejderha binicisini uzaktan gördü bu karmaşa içinde.Her an üzerinden oklar uçuyor,birileri onu iterek geri itiyor ya da arkasından bir savaş çığılıyla üzerine geliyorlardı.O ise,durmadan kadınlara ulaşmaya çalışıyordu.Kendisi gibi nerde olduklarını anlamayan iki kadın,savaşmaları mı yoksa bir kenara çekilmeleri mi gererktiğini anlayamışlardı.En sonunda sıkı bir hamleyle kendini iki insan dişisinin yanına attı elf.
"Leydi Steelrider,Leydi Spellwind!Siz iyi misiniz?"Regın ter içindeydi.
"Regın Thunderarrow!Sizi gördüğüme bu kadar sevineceğim aklıma gelmezdi!"dedi Marryn acele ve şaşkınlıkla.
"Şimdi ne yapacağız?"dedi Solindas dehşet içinde.Cevap Marryn'dan geldi,"Birlikte yürümeliyiz.Burada olmamaızın bir anlamı olmalı diyordun Soli,sanırım onu bulmamızı istiyor."Bir elf ve iki insan,üstlerine yıkılan farklı ırklardan sıyrılarak ilerledi.Regın havayı koklamamak için elini ağzına ve burnuna siper etmişti.Hava ter ve yanık dışında bir de kan kokuyordu.Batan güneşin turuncumsu aurası garip bir atmosfer yaratmışken,bu koku koklayanı öğürtmekten başka bir işe yaramıyor gibiydi.Üzerlerinden ejderhalar uçuyor,oklar geçiyor ve büyüler yanı başlarında patlayarak can alıyordu.
Marryn Solindas'ı taşıyprdu neredeyse.Koku o kadar iç bunaltıcıydı ki,büyücü kusmamak için zor duruyordu.Ayrıca,bu auranın onun üzerinde garip bir de etkisi olmuştu.Solindas yürümek de bile zorlanır durumdaydı.Değişik bir baskı vardı üzerinde.İlerlemesini istemiyordu biri.Bu her kimse,Marryn'a göre onları bu dünyada istemeyen güçle aynıydı.Haklıydıda...Ancak,bunu öğrenmesi için biraz daha zaman vardı.
Yanı başlarında ölenlerin kanı sıçradı suratlarına.Her şey öylesine dayanılmazdıki,ejderha binicisi dizlerinin üstüne çöküp doyasıya ağlamak istedi.Her şeye lanet edip gözlerinde yaş kalamayana kadar ağlamak geliyordu içinden.Bu insanlar öylece yitip giderken onlar sadece orada bulunmakla yetiniyordu.Gözünden birkaç damla düştü yere.Başını önüne eğdi kimse görmesin diye.Solindas da ondan farklı değildi.Tek farkı o,bunu saklamak gerek duymuyordu.İri damlalar tatlı yanaklarından akıyordu.Regın ise,içine oturan dayanılmaz acıyla başa çıkmaya çalışıyordu.Vahşetti bu,belki de kader...
"Sonunda geldiniz!"Gümbür gümbür bir ses yollarını kesti.Kafalarını kaldırdıklarında resimdeki 6 kahramanı buldular karşılarında.Çok eski zamanların zırhını kuşanmış bir şövalye vardı karşılarında.Maximillian'dan daha kalıplı ve daha uzundu.Koyu sarı saçları kısa kesilmişti ve kahverengi gözleri savaşın ciddiyetine rağmen sanki biraz muzırlık peşindeydi.Tam yanında başka bir şövalye vardı.Yine çok eski zamanlara ait bir zorh giyen bir kadındı bu.Zırh şekline bakıldığında,bir ejderha binicisi olduğunu anlamak oldukça kolaydı.Şövalyenin aksine ciddiyetinde en ufak bir sekme yoktu.Yorgun bakışları vardı.Zaman içinde yıpranmasına rağmen inatçılığıyla üstesinden geliyordu sanki.Parlak siyah saçları,kalın bukleler halinde omuzlarına dökülüyodu ve tam yanında dev bir gümüş ejderha vardı.Hayvan yara doluydu,ama boyutları o kadar muazzamdı ki,ona kafa tutmak her yiğidin harcı dedğildi besbelli.Sonra,resimdeki ana kahraman olarak kabul edilen elfi gördüler.Nihelyan'ın baş kahramanı,uzun sarı saçlarını örmüştü.Örülüş şekli hiç de bir elfe göre değildi.Haşin ve sessiz...Tıpkı bir barbar gibi.Bunun kimin eseri olduğunu anlamak ise hiç de zor değildi.Devasa vücuduyla bir barbar vardı aralarında.Onu görmemek elde değildi.Beline kadar gelen koyu saçlarını aynı şekilde örmüş ve bir şey bekler gibi baltasını elinde çevireerek onları izliyordu.En arkada iki büyücü vardı.Biri kadın,diğeri erkek.Kadının eğlenen tavrının aksine,erkek aşırı sessiz ve şüpheciydi.İki büycünün güçlerini hissetmek Solindas için hiç de zor olmamıştı.Güçle yoğurulmuştu ikisi de.Nasıl bir ikiliydiler kim bilir.
Üçüde onları tanıyor gibiydi.Hep tanıdıkları,ama adını koyamadıkları...Dizlerinin üzerine çöktüler birden.Marryn'ın elleri titriyordu.Regın ise hayallerini yaşıyor gibiydi.Solindas sakinliğini koruyan tek kişi olmuştu.
"Ayağa kalkın lütfen!"dedi şövalye.Ama lafına erkek büyücü atladı o sırada."Bırak orda kalsınlar!Bunların itaat problemi var!"
"Sanki senin yoktu!"dedi kadın büyücü sinirlenerek.Bu sırada ejderha binicisi araya girdi,"Tamam tamam tartışmayalım!Herkes susun.Artık bu onların zamanı!"Ve herkes sustu.Ayağa kalkan kadınlar ve elf henüz bir şey anlamamışlardı.Koyu sarı saçlarıyla gülümseyen şövalye onlara inançla baktı.
"Bayrağı size devretme vaktimiz geldi.Biz Çağrı'nın bin yıl önceki savaşçılarıyız.Ve siz,Çağrı'nın yeni seçtiklerisininz.Her bin yılda bir bu gördüğünüz gibi boyutları hesaplanamayan bir savaş olur.İyi ve kötünün ezeli rekabeti,köleleştirme ve kurtarma isteğinin çatışmasına sahne olur dünya.Her bin yılda Çağrı'yı yaymak için birileri seçilir.Her biri tıpkı bir şarkıya benzeyen Çağrı'nın bir bölümünü yayar ve savaşacak gücü olanlar bunu duyar.Çağrı tamamlandığında işin zor kısmı başlar.Savaş...Her ırktan milyonlar gelir bu savaşa ve yeryüzünde görünmeyen güçler gerçek yüzlerini gösterir.Eh,ne diyelim...Sıra sizde.Biz görevemizi yapıp bin yıl boyunca karanlığı geldiği yere gömmüştü.Maximillian ilk bölümü yayan kişi oldu.İyi bir naşlangıç yaptınız.Sıra sizde ve aranıza katılacak diğerlerinde."sonra güldü ve Regın'ı gçsterdi,"Mesela bu bey Nihelyan'In yeni kahramanı."Solindas ve Marryn şok olmuş bir halde elfe baktılar.Bu bakışlar elfi utandırmştı.Heyecanına yenik düşmekten korkuyordu.Çağrı'nın eski elf kahramanı gelip Regın'ın elini sıktı."Sıramı sana devretmekten onur duydum".dedi hafifçe gülümseyerek."Ben de sizin yolunuzdan yürüme şansım olduğu için minnettarım!"dedi içinde taşan coşkuyu bastırıp ciddiyetini koruyarak.
"Şimdi biz,bu Çağrı denilen şeyin yeni takipçileri miyiz!"dedi Marryn kabullenemeyerek."Evet Marryn öylesiniz.Aranıza katılacak başkaları da olacaktır.Herkes tmamalanana kadar biz sizinle yine temasa geçeceyiz.Solindas'a Dante'yi gösterdiğimiz ya da senin rüyalarına girdiğimiz gibi."Artık her şey anlaşılmıştı.Bir rahatlama ve yeni sorumluluğun ağırlığı vardı omuzlarında.Solindas'a baktı iki büyücü"Güçlüsün Spellwind,kendinden şüphe etme."dedi adam."Ve unutma,bu güçlerin çok kişiye umut ışığı olacak."dedi kadın."Tabii mezarda olabilir."diye tamamladı adam ve iki büyücü kısa bir kahkaha attı.Solindas gülememişti bu espiriye.Düşmanlarını kastettikleri çok açıktı,ama bu yeni sorumluluğa alışana kadar pek bir tepki veremyecek gibiydi."Teşekkür ederim.."dedi sadece ve iki büyücü onu selamladı.
"Şimdi gidin.Bu kaos ve ağıtlarla dolu savaştan çıkın.Ama önce,Maximillian'ı bulun..."ve hepsi kaybolmuştu.Tam,"Maximilian'a ne olduki?"diyordu Solindas,ama onlar gitmiş ve yeniden Nihelyan'In salonundaydılar.Regın kapının dışında onları bekler buldu kendini.
Marryn ve Solindas aceleyle dışarı çıktı ve Regın'la burun buruna geldi.Bir şey söylecek gibi oldu üçü de,ancak o sırada bir haberci koşarak geldi."Lord Maximillian döndü!Durumu çok kötü!"birbirlerine bakan büyücü ve ejderha binicisi koşmaya başladı.Marryn bir an döndü ve arkasına baktı"Gelmiyor musun elf?"Regın şaşırmıştı,ama bunu memnuniyetle kabul etti."Siz devam edin bayanlar!Ben Dinaen'i bulayım!"
Maximillian'In yanına gittiklerined,her yeri bandajlanmış olarak buldular onu.Dışarıda endişeli bir yavru ejderha vardı.Nereden geldiğini bilmiyordu iki kadın,ama bunu düşünecek vakitleri de yoktu.
Solukları düzensiz olan şövalye bir yatağa yatırılmıştı.Onu böyle görmek iki kadının da içine oturmuştu adeta."Maxmillian!"dedi Marryn bir an kendini tutamayıp.Solindas kadının koluna girdi."Şifacı onu iyilerştirecektir!Bizi bir anda bırakıp gidecek değil Mary!Unutma,o da Çağrı'nın bir seçileni!"dedi son kelimesini kısık sesle söyleyerek.

2 yorumunu belirten:

melek dedi ki...

en başta herzamanki gibi çok güzel tasfirlerle baslamıs.marryn'ın o nefes nefese tavrı hem çok dişi hemde çok tatlı bence.
çağrı olayında yeni bi kahramanım oldu :D çok beğendim bu yazıyı.
en sonunda maximillian'ın gelişi çok etkileyici olmuş.marryn'ında o bağırışı çok hoş;) aslında altında baska bi amaç aradım ben..marryn maximillian'ın duygularına karsılık vericek bence.
kısaca çok beğendim.böyle yazmaya devam et hazalcım.

The Martyr dedi ki...

uzun uzun yazmanı seviyorum hazal :) ara vermeden okumak güzel oluyor :) elf kralı nın solindas a olan davranışlarını çok beğendim. çağrı nın eski seçişmişleriyle karşılaştıkları kısımı biraz daha uzun anlatsaydın onlara ulaşmaları biraz daha zor olsaydı ama keşke. uzuuun uzuuun yazmaya devam lütfen :D