Not:Bu yazı"Nihelyan Yolları"adlı bölümün devamıdır
Solindas parmaklarını kanla kaplı kağıtta gezdiriyordu;bir yandan da büyülü sözleri söylerken.Herkes gergin bir şekilde onun büyüyü bitirmesine beklerken o,konsantrasyonunu tamamıyla sağlamıştı.İçindeki stresi bir kenara bırakmalıydı başarıya ulaşmak için.Sözler su olup,boşluklara doldu sanki.Her boşluk dolduğunda büyü tamamlanmıştı.Solindas kağıdı nazikçe yere bıraktı ve elini sert bir şekilde üstüne vurarak büyü dilinde"Bana bu kağıdı çalanın yerini göster!"diye haykırdı.Tabii ki,Marryn ve Maximillian bu sözlerden bir şey anlamamıştı,ama ilgiyle izlemeye devam ediyorlardı.
Kağıttan bir ışık topu göz hizasına yükseldi ve bir sembol oluşturdu.Sembole iyice bakan büyücü arkasına dönüp diğerlerine anlattı:"Adam,iki günlük mesafe uzakta.Çok hızlı ilerliyor.Şu anki konumumuzun güneydoğusunda kalıyor."dedi bitkin bir sesle.Marryn olduğu yerde söyleniyordu kendi kendine.Maximillian ise,adamın uzakta olmasından rahatsız olmasına karşın Gümüşfırtına'ya iletiyordu duyduklarını.Kadınlar kendi aralarında konuşurken Maximillian Gümüşfırtına'yla telepatisine devam etti."Ne yapacağız?"sesi gergindi."Artık rahatla Maximillian,yolun yarısını kat ettik.".
"Adam iki günlük mesafe uzaklıkta!Onu nasıl yakalarız!Yakalasak bile Nihelyan'a bu kadar yaklaşmıken geri döneceğiz ve zaman daraldığı halde biz fazladan bir beş gün çıkartacağız yolumuza!"Maximillian'ın öfkesi çaresizliğine karışmıştı.Bunun içinden çıkabileceklerine inancı gitmişti.Ama,ejderha sakince gülümsedi."Sana yerini bul gerisini bana bırak demiştim değil mi?Öyleyse,siz yolunuza devam edin ve ben de bunu halledeyim."Maximillian düşündü.Bu kafasına yatmıştı,ama birden ejderhanın yapacağı şeyi anlayarak itiraz etti:"Hayır!Onu engellemek için kendini gösteremezsin!O zaman seni yok ederler!"
Ejderha derin bir iç çekti,"Ama,biri bunu yapmalı..."
"O zaman ben de seninle gelceğim!"
"Olmaz!Solindas ve Marryn'ı yalnız bırakmamalısın!"
"Yapma ejderha!Biri en güçlü ailenin en güçlü çocuğu,diğeri ise dünyada nam salmış bir Fırtınakıran!Sence onların korumaya ihtiyacı var mı?"dedi alaylı bir sesle.
"Sanırım haklısın...Bazen çok evhamlı oluyorum..."dedi ejderha durumu kabul etmek zorunda kalarak.
"Tamam işte.Ben de seninle bu işteyim.Ne yapmam gerektiğini söyle yeter."
"Başka şansım yok sanırım.Beni iyi dinle..."Böylece Gümüşfırtına planını şövalyeye anlattı.Tüm konuşmalar bittiğinde geriye durumu kadınlara açıklamak kalmıştı.
"Lord Maximillian,ne yapacağız..."dedi Marryn umutsuz bir tonda.Görünüşe göre Solindas'la bu işin içinden çıkamamışlardı."Merak etmeyin,benim bir planım var."
"Öyle mi?"dedi Marryn bir anda yeniden iyi hissederek."Ne peki?"
"Aslında çok basit.Sizler Nihelyan'a devam ediyorsunuz,ben de bu pisliğin arkasından gidip işini bitiriyorum!"
Marryn ve Solindas bunu hiç beklemiyorlardı.Solindas itiraz etti bu duruma:"Ama,Lord Maximillian ayrılmamız akıllıca olmaz!"dedi durumun daha da kötüye gitmemesi için."Hem,siz yalnızken öldürülmeniz çok daha kolay!Sizi ne kadar öldürmek istediklerini hepimizi biliyoruz..."dedi Marryn,Maximillian'a laf sokar bir tavırda.Bu durum adamın canını sıksa da bir şey demedi.
"Artık tehlike hepimiz için geçerliyken ayrılmamalıyız!"diye ısrar etti büyücü.Maximillian ikisini de dinlemişti,ama kararı aynıydı.Ne de olsa başka bir yol yoktu.
"Bakın,ikiniz de her ne kadar haklı olsanız da başka bir çaremiz yok.Bana güvenin!Böylece iki işimizi aynı zamanlarda yapmış olacağız.Ben size Nihelyan'da katılacağım."
"Bir dakika!O kadar yolu gidip bir de biz hala Nihelyan'dayken bize yetişmenize bir imkan göremiyorum!"dedi Marryn durumdan şüphelenerek.Maximillian bir anda ejderha bincisinin bakışlarını üzerinde hissetti.Neden bu kadar çabuk anlamak zorundaydı?Marryn'ın bu farkedişleri ona böyle anlarda çok zorluk çıkartıyordu.Kadının kavrayışını takdir etse de,bu durumda ona negatif bir ayrım oluşturuyordu.Marryn soran gözlerle ona bakmaya devam ederken Maximillian'ın verecek cevabı yok gibiydi.
"Bundan şüphe etmenize gerek yok.Ben elimden geldiğince hızlı olurum.Sizde Nihelyan'a varın en kısa zamanda.Böylece iki koldan halledelim şu işi."dedi Maximillian konuşmayı bitirmek için.
Marryn hafifçe gülümsedi,"Soruma cevap vermediniz...Ama,olsun ben sizden şüphe etmiyorum.İyi şanslar Lord Maximillian."Bu sözlerle içine serin sular dökülen Maximillian kadına nazikçe gülümsedi.Ona güvenmesinden dolayı minnettardı ve aynı zamanda içinde yine kıpırdanan kıvılcımlar kadına duyduğu çekimi bu sözlerle bir aleve dönüştürüyordu giderek.
Solindas da gülümsedi Maximillian'a güvenen bir şekilde"İyi yolculuklar Lord Maximillian.Sizi Nihelyan'da bekleyeceğiz."
Böylece,Çağrı'nın üç seçileni ayırdılar yollarını kısa bir süreliğine.Kadınlar Nihelyan yolunda ilerledi hızla,tepeleri ve nehirleri büyük bir azimle aşarak.Yorgunluktan kırılan bacaklarına aldırmadan tırmanıp,atladılar her yeri.Dirençliydi ikisi de.Yorgunluk onları kolay kolay ele geçiremiyordu.Maximillian ise tam ters yöne yürüdü hızla bir süre;Gümüşfırtına'nın "Dur!"demesine kadar.
"Bundan sonrası için sana bir yol arkadaşı buldum."dedi ejderha hafif bir muzip gülümsemeyle."Gülmene gerek yok ejderha!Uçmak bana göre değil,bunu sana söylemiştim."Ejderha devam etti,"Başka bir yol var mı Maximillian?Oraya daha çabuk nasıl ulaşacaksın?"Şövalye durumu kabul etmek zorunda kaldı.Somurtkan bir suratla Gümüşfırtına'nın ona yapması gerektiğini uygulamak için sarp kayalığa tırmandı.Nefes nefese kalmıştı.Üzerindeki ağır zırhla tırmanmak hiç de kolay değildi.Ama,en sonunda çıkmıştı ve yol arkadaşı tam karşısında,güneşin altına yatmış dinleniyordu.Şövalyenin karşısında yeşil bir yavru ejderha duruyordu.Nihelyan sahasında oldukları için yeşil ejderhalar oldukça yaygındı bu topraklarda.Sahipsiz bir yavru ise,bulunması pek de zor olmayan bir durumdu."Şimdi ne yapacağım?"dedi şövalye gergin bir sesle."Bu kadar gergin olmana gerek yok dostum.Onunla konuştum,seni bekliyor.Git ve konuş onunla.Hadi!"dedi ejderha teşfik edercesine.Şövalye ejderhaya yaklaştı asık bir suratla.Uçmak,hele de bir ejderha sırtında uçmak hiç ona göre değildi.Bir de bu yetmezmiş gibi bir yavruyla uçacaktı.Kafasını iki yana salladı.Olaya konsantre olmalıydı.Gözleri kapalı yavrunun önünde durdu"Günaydın genç ejderha.Ben Maximillian..."Ama sözleri yarım kalmıştı.Bir anda ayağa fırlayan yavru adamı baştan aşağıya süzüp,sözünü kesti:"Demek meşhur Maximillian Eldersword sensin!Senin hakkında çok şey duydum insan kahramanı!Gerçekten bir siyahın nefesinden sağ mı çıktın?Nasıl bir histi?Bana her şeyi anlat,her şeyi!Marryn Steelrider ve Solindas Spellwind nerde?Onları da görmeyi umuyordum..."dedi sözlerini hayalkırıklığıyla bitirerek.Maximillian genç ejderhanın enerjisine bakakalmıştı.Bir anda yerden sıçrayışı ve soruları ardı ardına sıralayışı,Gümüşfırtına'nın dingin,ama güçlü tavırlarınmdan çok uzaktı.Şövalye sinirle içinden sayıp sövüyüyordu,Gümüşfırtına bu duruma kesik kesik kahkaha atarken."Bana kendini tanıtmayacak mısın?"dedi şövalye."Ah,evet.Onu unuttum değil mi?Sana ejderha ismimi söylemem saçma olur,ne de olsa hiçbir insan bizim dilimizi söylemeyi beceremez.İnsanlar bana Yeşilok der."Maximillian biraz düşününce neden öyle dediklerini anlamıştı.Bu kadar enerjik bir ejderha,uçarken tıpkı bir ok gibi olmalıydı."Bana bula bula en hızlısını mı buldun!"dedi dehşete düşerek.Gümüşfırtına bir kahkaha attı:"Çok çabuk gitmek istediğini sen söyledin."
"Hadi Maximillian!Gidelim artık!Daha önce hiç savaşa girmemiştim!Sence kaç kişilerdir?Hepsini sen mi halledicen yoksa orda bana da bir şeyler düşer mi?"Ejderha oldukça heyecanlı ve istekliydi,ancak Maximillian'ın cevabı onun hayallerini ikinci kez yıkacaktı."Orda bir savaş olmayacak ejderha.Eğer olursa da sana ihtiyaç olacağını sanmıyorum."Yeşilok yıkılmıştı adeta."Yaa...Şansım yokmuş."dedi kendi kendine asık bir suratla. Sonra yeniden tüm enerjisi yerine geldi.Maximillian'ın üzerine çıkması için kanadını iyice gerdi.Adam beceriksizce binmeye çalıştı."Bacaklarını kullan insan.Hah!İşte öyle!Kendini yukarı doğru it.Evet evet devam et öyle.Şimdi bacağını at.Tamam!Başardın!Sana bir uyarı,eğerimiz olmadığı için yelelerime sıkıca tutun olur mu?Yoksa yere acil iniş yaparsın."dedi kıkırdayarak.Bu durum Maximillian'ı oldukça gerginleştirmiş olsa da bir anda havalanmışlardı."Beni aşağı indir!"diye haykırdı Gümüşfırıtna'ya zihinsel olarak."Buna alış Maximillian.Günün birinde ihtiyacın olacak!"dedi gümüş ejderha kesin bir tavırla.Maximilian ise çoktan bindiğine pişman olmuş,yeşil yavrunun heyecanlı haykırışları eşliğinde hızla ilerliyorlardı.
Ejderha binicisi ve büyücü,aştıkları doğal engelleri geride bırkmış ve Nihelysn'ın ülke sınırına gelmişlerdi artık.Biraz durup dinlendiler.Bu sırada ikiside ülke sınırlarını uzaktan izliyordu.İlk bakışta bir sur yok gibiydi,ama dikkatli bakınca dikilen devasa ağaçların kalın bir hat oluşturduğu göze çarpıyordu.Bir sur inşaası yerine,ağaçların heybetini kullanmışlardı.Girişler ise oldukça ilginçti.Haritayı gözden geçiren Solindas üç girişi olan ülkenin onlara en yakın olanınının yerini kestirmeye çalıştı."Burdan girmeliyiz Mary.Bak,burası bize en yakın olan yer."Marryn da haritanın üzerine eğildi."Doğru.Ama,yine saldırıya uğramayalım?"
"Sanmıyorum.Berilyan'dan haber gitmiş olmalı.Bize daha sıcak davranacakları kanısındayım."Marryn kafasını salladı.Öyle olmalıydı gerçekten de.Nihelyan'a hiç gitmemişti,ancak Nihelyanlı elfler tanımıştı farklı yerlerde.
Yeniden kalkıp yola almaya başladılar.yaklaşık iki saat sonra sınırdalardı.Hiçbir şey olmadı önce.Tek duydukları ötüşen kuşlardı.Ancak,bu kuşlardan bazıları biraz değişik ötüyordu.Önlerinde bulundukları giriş,yerin altından ilerlenerek gidilen bir girişti.Girişten birilerinin gelmesini beklerlerken heybetli ağaçlardan aşağıya,ir grup elf inivermişti.Marryn tek kaşını kaldırarak Solindas'a döndü"Bizi şaşırtmaktan zevk alıyor bunlar."dedi.Solindas eliyle kahkahalarını bastırabildi sadece.O sırada giriş açılmıştı çünkü.Toprak sanki yarılmıştı.Derin bir çatlak açılmış ve içeriden kayarak yükselen toprak köklerinin oluştruduğu bir platformda iki kişi belirmişti.Nihelyan'ın yaşamsal ihtayaçlarından sorumlu üst düzey yöneticisi ve yanında bu alt geçit olayını hayata geçiren büyücü duruyordu.Nihelyan büyüden pek hoşlanmasa da,savunma gibi durumlar için büyüden kaçmıyordu.
"Hoşgeldiniz,insan müttefiklerimiz!"dedi adam hafifçe eğilerek.Solindas ve Marryn da aynı şekilde eğilerek adamı selamladı.Adam şöyle bir baktı iki kadına,"Lord Maximillian'I göremiyorum.Umarım bir şey olmamıştır!"dedi tedirginlenerek."Hayır hayır ona bir şey olmadı.Kendisi bize daha sonra katılacak.Sizi temin ederiz burda olacaktır."dedi Marryn ciddi bir tonda.Adam yeniden gülümsedi,"Sözünüze güveniyoruz leydim.Buyrun içeri girelim"dedi kadınların geçmesi için yol vererek.Kadınlar platforma çıkınca,etraflarındaki elfler yeniden ağaçlara tırmandı.O garip ötüşen kuş seslerinin onlardan geldiğini anlamıştı iki kadın.Geldiklerini haber vermiş olmalıydılar.
Ağaç köklerinden oluşna platform yeniden hareket etti.Bir çeşit kaydırma hareketi yapan büyücü,kısa sürede onları diğer taraftan yüzeye çıkardı.Yeniden yüzlerine ışık vurduğunda Solindas ve Marryn,onlara merakla bakan bir hakla karşılaştı.Herkes heyecanlıydı besbelli.Onlara ilgiyle bakıyor,ikisini de inceliyorlardı.Ancak,Maximilian'ın yokluğunu da farketmiş ve kendi aralarında bunu fısıldaşıyorlardı.Elini kaldırarak herkesi susturdu bu arada adam ve gelenleri tanıttı halka."Sizlere beklediğimiz insan müttefiklerimizi takdim etmekten onur duyuyorum!"Eliyle Marryn'ı gösterdi önce,"Sizlere Fırtınakıran,Doğu toprakları lideri Marryn Steelrider'ı takdim ederim!"alkışladılar kadını nazikçe.Marryn hayretle Solindas'a baktı.İşte bu hiç beklelen bir şey değildi.Adam elini Solindas'a dopru uzattı,"Ve tabii ki Spellwind ailesinin en güçlü çocuğu,muhteşem büyücü ve Marryn Steelrider'ın kardeşi diyebileceğimiz kişi Solindas Spellwind!"dedi gülümseyerek.Solindas için de bir alkış gelmişti."Maxmillian Eldersword ise bizlere daha sonra katılacakmış.Onun gelişi için biraz daha bekleyeceğiz."diye noktaladı sözlerini.Halkın ilgili bakışları arasında yönetici olan elf onları orda bekleyen ülkenin ileri gelenleriyle tanıştırdı sırasıyla.Sırayla herkesi selamlayan ya da el çıkışan ki kadın en sonunda Dinaen ve Regın'ın olduğu kısma gelmişlerdi."Ve işte buda bizim en güçlü şifacımız Dinaen Healingsoul.Her derdimize devdır diyebilirim.İyilerştiremeyeceği yara yok gibi.Bu yanında gördüğünüz ise Regın Thunderarrow,bizim demir üzerine çalışan yetenekli zanaatkarlarımızdandır kendisi."Dinaen ona olan övgülerle biraz utanmışken,Regın hafifçe kadınların önünde eğilmişti.Maximillian'ın gelmeyişi onu da hayalkırıklığına uğratsa da kadınlarla yüzyüze olmak bunu ona unutturmuştu.Beklediğinden daha farklıydılar.İkisininde kendine özgü havası o kadar farklı,ama o kadar merak uyandırıcıydı ki,bir süre onlara bakmaktan kendini alamadı.Solindas'ın büyüyle örülü,sıcak,masum ama bir o kadar da bileği bükülmez hali,Marryn'ın meydan okuyan,pes etmeyen,ama içerilerde sıcak bir sevgi taşıyan havasıyla birleşince ortaya çıkan durum herkesi kendine gelmekte zorluyordu sanki.
Küçük bir grup eşliğinde kadınlar saraya doğru götürülmeye başlandı.Onlara verilen atlar üzerinde etrafı inceliyorlardı ikisi bu arada.Onlara etraf tanıtılıyordu bir yandan.Berilyan'ın boğucuk ve gözyoran güzelliğinin yanında burası aşırı derecede sade kalırdı.Kiremitten yapılmış iki katlı evler vardı etrafta.bahçelerinde kendi ürünleriyle uğraşan elfler vardı.Oldukça geniş dikdötgen penceleri,evlerin iyice aydınlanmasını sağlıyor ve ferah bir hava veriyordu.Tahta oymacılarınnı sesleri ve demir işleyenlerin çekiç sesleri birbirine karışıyordu.Belirli bir tempoda önce bir çekiç sonra bir oyma aleti sesi geliyordu.Bir zımpara sesi sonra cilanın çıkardığı kayganlık eşlik ediyordu ona.Marryn,burdaki elflerin diğerlerine göre daha kalıplı olduğunu fark etmişti hemen.Bilek gücü daha üstündü belliki.Omuzları daha geniş ve göğüsleri öndeydi.Boyları bile daha uzundu aslında.Bir insan kadar geniş omuzları ve kasları olmamasına rağmen,bir insandan daha uzunlardı.Düzenle inşaa edilmiş yerleşim yerleri güzeldi aslında.Şirin ve ferah evlerdi hepsi.Bahçelerinde emek vardı,sevgi vardı.Demirhaneler ya da daha büyük fabrika tarzı yerler bile hep bir uyum içindeydi.Hiçbiri bir demir yığını değildi.Kiremit ve boyanın uyumuyla dikilmiş hoş yapılardı.Ağaçlar ve doğa serbestti burda.Birbirine spiral geçen ağaçlar yerine çok uzun ve iyi gölge sağlayan ağaçlar yetişiyordu.Gövdelerinde birer oyuk vardı hepsinin.Anlatılana göre geceleri burdan ışıklar çıkıyormuş.Böylece gece sokaklar aydınlatılıyormuş.Ağacın içindeki madde her ne ise,ağaç doğru yerinden oyulduğunda tatlı bir ışık yayıyor ve sokakları aydınlık yapıyormuş.Marryn buna oldukça şaşırmıştı.Nerdeyse buraya daha önce gelemediği için pişman olmuştu.Solindas bu ağaçları tanıyordu,ancak ilk defa yakından görmüştü.Etrafı incelemeye dalmışlarken saraya vardılar.Büyük blok taşlarla inşaa edilmiş saray,ağaçlar gibi heybetli ve çok yüksekti.Kuleleri göğü delip geçiyordu sanki.Kırıkbeyaz rengi,güneş vuran yüzeyleriyle ışıl ışıldı.Kulelerin tepeleri kırmızı taşlarlar kapanmıştı ve çarpıcı bir portre çiziyordu bakanlara.
Sarayın içi de dışa gibi sade,ama yine de çok güzeldi.Gri taşlarla döşenen yerler ve duvardaki yağlı boya resimler kendine çekiyordu insaı.Her birini teker teker inceleme isteği uyanduruyordu.Gri taşlar üzerinde oymalar vardı.Her taşa başka bir sembol oyulmuştu elf dilinde.Söylenene göre koridorlar boyunca uzanan bu sembollerin her birini doğru sırayla okursanız"Bu taşlarda yürüyen ayaklar,eğer dostsa yorgunluk nedir bilmesin,eğer düşmansa bu taşlar altında ezilsin."yazıyordu.Bu sözlerle etkilenen büyücü ve şövalye,kralla tanışmak için can atar olmuştu.Böyle fikirler üreten bir krala şimdiden saygı duymaya başlamışlardı.
Kadınlar önden yürürken,Dinaen'e eşlik eden Regın heyecanlıydı.Bu gelen iki kadın onun cevaplarıydı ve biliyordu ki,onarla birlikte savaş salonuna girecekti.Ve o resim...O resimde üçünü aynı anda kaplayacak ve artık ne olacaksa olacaktı.En azından Regın'ın umudu buydu.
Kralın onları savaş toplantı salonunda beklediği söylendi onlara.Önemli bir görüşme olacağı için orayı uygun gördüğü açıklandı.Kadınlar savaş salonuna götürülürken,Dinaen'in ondan daha heyecanlı olduğunu fark etti Regın.Dinaen bir şeyler biliyordu demekki.Ona hiçbir şey sormadı.Çünkü,birazdan kendi öğrenecekti.
Toplantı salonuna girdiklerinde Regın'a kapıda beklenmesi söylendive elf olduğu yerde yıkıldı adeta.Dinaen umutsuzca burda beklemesi için onu ikna etmeye çalıştı.Çünkü elf,bu durumu kabullenememiş ve kırılmış bir halde eve dönemye ısrarlıydı."Lütfen bekle Regın!Lütfen!Daha her şey bitmedi!Daha hiçbir şey görmedin!"işte bu sözler Regın'ın orda kalmasını sağlamıştı.Herkes içeri giridiğinde o,kapının yanındaki duvara dayanarak düşüncelere daldı.
Maximillian'ın her yanından kanlar akıyordu.Bu kadar kalabalık bir ekip beklemiyordu aslında.Savaşmaya can atan yeşil genç ejderhaya minnettardı.Onun çevikliği sayesinde ağır darbe indirmişlerdi.Üflediği alev adamların bir kısmını kavuruncada,geri kalan arkasına bakmadan kaçmıştı.Maxmillian ise çoktan haberi taşıyanı öbür tarafa tek biletle göndermişti.Ama,şövalye çok yaralanmıştı.Yere yığıldı kanlar içinde.Uzaklarda birini gördü.Ona doğru elinde bir kılıçla gelen birini.Adamın yüzünü tam seçemese de çok tanıdıktı nedense."Geber Maximillian!Geber!Seni planladığımdan daha erken geberticem!"Şövalye sesi tanımıştı"Dante!"dediinanamayan bir haykırışla.adamın saarı saçlarını tanımıştı,ama o sadist gülümseme ona mı ayitti?Üzerine kılıç darbesi inmeden Yeşilok Maximillian'ı yeren kaptığı gibi yükselmişti.Hızla ordan uzaklaşmış ve iyice kan kaybetmiş adamı sıkıca tutarak Nihelyan sınırlarına doğru sessiz bir uçu gerçekleştiriyordu.Genç ejderha bile durumun ciddiyetinin farkındaydı.Maximillian'la girdiği çatışmada,adamın gösterdiği mücedeleden hayran kalmıştı.Ona yardım edebildiği için mutluydu ve şimdi onu ölümden kurtarmıştı.
"Onu yok edebilirdim!Lanet olsun orda geberebilirdi!Ama o,şu kahrolası nerden geldiği belirsiz yavru onu kapıp gitti!Dilerim onu çiğ çiğ yer!Sana lanet olsun Maximillian!Sen ölmediğin sürece bana huzur yok!"Dante kendi kenine tepiniyordu yerde o sırada.Yine öldürememişti onu ve Maximillian onu görmüştü.Planları bozulmamalıydı.Solindas Spellwind gittiğinde aralarına sızarak Maximillian'ı içten çökertmeliydi.
Maximillian yaralarını eliyle bastırarak kanı durdurmaya çalıştı.Aklı ise gördüğü adamda ve sesindeydi.O gerçekten Dnate olmazdı.Dante öleli yıllar olmuştu.Yaralrından çok kalbinin acısıyla iki büklüm oldu.Aklı ona ne tür bir oyun oyunuyordu yine?