Öyle bir şey yap ki bizim için;ölümün korkunç yüzünü söküp atmış ol ellerinle.Seninkinin adı "sonsuzluğa ulaşmak" olsun...Bize de ardından "kahraman" demek kalsın!

30 Haziran 2008 Pazartesi

Fantastikte Ayrımcılık



Bilmiyorum sizin dikkatinizi çekti mi,ama benim dikkatimi uzun zamandır çeken bir konuya değinmek istiyorum bu yazımda.
Fantastik kitapların kapak resimlerine ya da internette gezinirken göreceğiniz,fantastik temalı resimlere baktığınızda belirli bir ortak nokta çıkar karşınıza.Hep bayan karakterlerin erkek karakterlerin yanında pek bir transparan durduğunu görürsünüz.Bir sırıtma söz konusudur bir anlamda.Mesela,aklıma gelen ilk örnek bir kitap kapağı oldu şimdi.Kapak resminde takipte gibi görünün bir kadın ve bir adam vardı.Etraf karla kaplı bu arada,kar diz boyu.Adam,ağır zırhı ve kürklü peleriniyle dikkatle ilerliyor gibi görünürken,kadın karakterimizin üzerinde onu soğuktan koruyacak sadece kürklü bir pelerin var!İçinde mi?Siyah bir bikini tarzı bir şey giydirmişler.Pelerinin önü açık tabii,o bikinimsi tarzı şey korur ya soğuktan(!)hiç şüphesiz.Belinede yapıştırmışlar hançeri,buyrun size dişi savaşçı!Yahu ne kadar dayanıklı bir ırk değil mi şu kadın milleti?Baksanıza kar,kış demeden dayanıyorlar!
Gerçekten bu imajı mı çizmeye çalıştılar dersiniz?Ben hiç sanmıyorum.Kimse kusura bakmasın ama bu bir erkek egemenliğinin kanıtıdır bence.Erkeklere suç buluyor muyum peki?Pek değil.Kızların fantastik konusunda birçok önyargısı var sonuçta,bu yüzden erkek kesime pekte lafım yok.Ama,yine de yukarıdaki resimlerde göreceğiniz üzere,bu kadarın da olması abartı bence.Bu resimler bir de aralarından seçtiğim en usturuplularıdır.
Bu durumdan en çok çeken elfler hiç şüphesiz.Güzel bir ırk şimdi doğruya doğru.Ama,yazıktır bu ablalarımızada!Oyunlarda düştükleri durumlar içler acısı zaten.
Her yeni çıkan oyunda daha bir şeffaflaşıyor kıyafetler.Hiçbir şey giydirmeyecekler artık bu hatunlara neredeyse.Bir de savaşçı olacak bunlar sözüm ona.E ne biçim savaşçı bu???Her yeri ortada saldırıya açık!Bir kılıç savursan karnı boydan boya kestin!İkinciyi savurdun hoooop,kol koptu!Yaaa işte,kara göğüs geriyor ama kesici aletlere karşı şansı yokmuş;vah vah(!)...E o zaman,"Hadi canım erkeğinin arkasına!",diyorlar çizerler sanırım.Öyle mi?
Erkek karakterlerin daha çok öne çıktığı kitaplarımız var.Karşı değilim ama,biraz abartıya kaçıyor bence artık.Yanına bir bayan karakter veriyorlar omuz omuza savaşsınlar diye,kadının ilk özelliği çıplaklı!Tebrikler!Herkesi bu şekilde yenebilrsiniz!Nitekim,kimse o hatundan gözünü ayırmaz,bu durumdan yararlanan erkek karakterimizde herkesi kese biçe yoluna devam eder.Stratejimiz bu demekki.Şimdi bu ayrımcılık değil midir?Nedir peki?Başka bir isim verecek olan varsa buyursun.Ben de başkalarının fikirlerini öğreneyim.
Artık oyunlara bile abartılacak şekilde konulan bu durum çok garipsenir oldu.Sadece ben değilim ama.Bunu garipseyen erkekler de var.Durumdaki mantıksızlığı görmek hiç de zor değil.Durumu dile getiren başkalarını da görünce yalnız değilmişim dedim.
Kısaca hem ölümcül hem de savaşçı olmak için şeffaflaşıyormuşuz(!).Burdan bu çıkar.Herkes ağzı açık kadın karakterimize yoğunlaşmışken erkek karakterimiz geliyor ve hepsini temizliyor,hikayede mutlu sona eriyor...Evet ayrıca,bayanımızın erkeğine ne kadar yardım ettiğini de görüyoruz.Ayak altından çekil tarzı bir tartışmaya hiç gerek kalmıyor!Savaşı aldık,mutluyuz.
Bir de,hepsinin yüzünde bir acizlik ya da baştan çıkartan bir hava vardır.Ya tek silahı milleti baştan çıkarmaktır(bu durumda belindeki silahı hiçbir işe yaramaz)ya da masum ve saf bir kız olarak ortalıkta gezinir.Erkek karakterimize umutsuzca aşıktır bir de bunlar.İyice saçma bir hale sokuluyorlar.Korunmaya muhtaç tabii kızcağız ne yapsın.
Ne işi var o zaman savaş alanında!Madem korunmaya muhtaç niye her kavgada o da orda!Silahı olanda da iş yok olmayanda da.İyileştirsin,şarkı söylesin üzerine bir de dans etsin.Doğayla bütünleşsin ama söz savaşa gelince sahneyi terk etsinler.Güçleri var ama kullanmayı bilmiyor demek bunlar.Öğreten yazarları nerede peki?
Toparlarsak,giydirilmiş elfler ve gerçekten savaşan kadın karakterler görmeyi umuyoruz.Sanırım bunun için,kızların fantastiğe karşı olan önyargılarını yenip,ellerine bir kitap alarak bizim yürüdüğümüz bu yola adım atmaları ve bu epik havayı koklamaları gerekiyor...Beklemedeyiz.

23 Haziran 2008 Pazartesi

İki Damla Ter,İki Damla Gözyaşı

Not:Bu yazı "Ters Yön"adlı bölümün devamıdır.

Sadece buhu vardı görüntüde.Kısık gözlerinde bulanık bir görüntü şekillenmişti.Ayağa kalkmaya çalıştı,ama başarısız oldu.Kafasını yere geri bıraktı.Belki buraya kadardı,belki artık bu dünyadan ayrılma vakti gelmişti."Söz vermiştim.."dedi gözleri gibi kısık olan sesiyle.Bir kere daha kalkmayı denedi,ama sonuç yine başarısızdı.Biri bir şeyler söylüyordu tüm bu olanlar arasında.Ama o,onu dinlemeyi istemiyordu o an.İçinden hiçbir şey yapmak gelmiyordu.Sadece uyumak istiyordu.Beyni onu uykuya çekiyordu.Bu uyku sonsuz olacaktı,bunun bilincindeydi.Uyanmak yoktu artık onun için.Ses hala daha konuşuyor ve artık paniklemiş bir halde bağırıyordu.İçinden susmasını diledi.İçinden her şeyin susmasını diledi...
Büyücü ve ejderha binicisi,Nihelyan kralı Alsas'ın karşısında oturuyordu.Tam karşıların duvardan duvara bir resim ve sürekli izleniyorlarmış gibi bir izlenim veren 6 kişi vardı resimde.Marryn huzursuzca kıpırdanıyordu.Solindas durumun daha net farkındaydı,ancak yine de sakinliğini koruyordu.Onları bir yerden tanıyordu sanki,ama nereden?
Resim için anlatılana göre geçen bin yılın 6 kahramnıymış bunlar.Merkezdeki,en büyük şekilde çizilmiş olan elf ise Nihelyan'dan çıkan elf kahramanmış.O ve arkadaşları dünyayı büyük kötülüklerden kurtarmış,dünyaya Çağrı'yı yayarak.Herkesin içinde bir şeyleri alevlendirip,büyük savaş için adam toplayarak.Her bin yılda bir yapılan bir savaş...Düşünmesi bile heyecanlandırıcıydı Marryn için.Solindas ise dinlerken dalıp gitmişti.Gözünün önünde bir savaş sahnesi canlanmıştı birden.İrkilerek sıçradı.Marryn'In soran bakışlarına sakin olması için bir hareket yaparak karşılık vermişti.Yine de gördüğü görüntü inanılmazdı.
Nihelyan kralı Alsas,girer girmez Marryn ve Solindas'ın övgüleriyle yüceltilmişti.Bunu hakettiği her halinden belliydi.Bir elf için biraz sert bir ismi vardı,ama hareketleri hiç de öyle değildi.Yumuşak,ağırbaşlı,ama tam anlamıyla bir liderdi.Saygı duyulan,sevilen ve bunu fazlasıyla halkına geri ödeyen bir elfti.Açık kumral saçları,ipek cübbesine yayılmıştı.Birkaç tutamı önde geri kalanı arkasına bırakılmıştı.Bu onu oldukça hoş göstermişti aslında.Nihelyan'ın heybetli ağaçları gibi belirgin yeşil gözleri vardı.Beyaz teni ve her durum için nezaketle kıvrılan ince dudakları adamın dinleyicilerini dinlemeye davet eden türdendi.Sesi biraz baritona kaçar gibiydi,ama bu bir tezaktlık yaratmıyordu.Bu insan iki kadına nezakette kusur etmemişti.Berilyan'da olanları o da duymuştu tabiiki.İnsan olmalarına rağmen ikisi de kendi alanlarında takdire layıktı onun için.Bu yüzden kimsenin saygıda kusur etmemesini tembihlemişti.Solindas'dan bariz bir şekilde çekiniyordu herkes.Gözlerde şüphe olsa da,yüreklerde yoktu.
Kral Alsas ise Solindas'a duyduğu saygıyı göstermekten kaçınmıyordu.Büyü ona göre de olmasada bu yeteneğe ve kendini geliştiren azime saygı duymakta hiçbir sakınca yoktu.
"İşte olanlar bunlar!Bu yüzden burada,sizlerin huzurundayız.Giderek artan istila haberleri hız kazanmış ve etraf onlar için boş kalmışken,güçlerimizi birleştirme talebinde bulunmak için karşınızdayız."dedi Marryndurumu soluksuz açıklamaktan yorulmuş bir halde.
"Söyledikleriniz mantıklı leydi Steelrider,ama nasıl olurda bu kadar büyük bölgeler böyle savunmasız bir an yaratırlar kendilerine?"Kral Alsas'ın sorusu savaş salonundaki diğer elfler tarafından kafa sallamalarıyla onaylandı.Onların da aklına gelen ilk bu olmuştu.
Marryn ayakta yaptığı konuşması onun dizlerini ağrıtmıştı artık.Elleriyle masaya dayanıp başını önüne eğdi.Sorunun cevabını bilmiyordu ve bu hazmedemiyordu.Maximillian ve Solindas'la birlikte çok kafa yormuşlardı.Ama neden bulamıyorlardı.En sonunda Solindas bunu olağan dışında bir durumdan,başka güçlerin etkisinden kaynaklanabileceği yorumunu getirmişti.Böylesine karmaşık bir durumda bu çok mantıklıydı.Bunu onlara söylemek ne derece doğruydu karar veremiyordu ama.Badem gözler onun üzerinde tüm ciddiyetleriyle odaklanmışken o,sadece vermesi gereken cevaptan kaçacak bir yol arıyorduçEn sonunda durumu kabullendi,başka cevap yoktu.
"Bilmiyorum."dedi ciddi bir tonda.Bu cevap elfler arasında bir şaşkınlık yaratmıştı.Kimse bir ses çıkarmasa da,"Bu nasıl olur?"sorusu yüzlerde şekillenmişti."Gerçek bu malesef.Neden olduğunu bilmiyoruz.Tek bildiğimiz bunun tamamiyle doğal bir şey olmadığı.Yani,sanki arkasında başka bir şey var..."Solindas sessizliğini bozdu o sırada ve Marryn'ın yarım kalan cümlesini tamamladı,"Uzun zamandır bunun için çalışan bir şey!"
Büyücünün birden sessizliğini böylesine ciddi bir tavırla bozuşu ve can alıcı bir notayı gözler önüne sermesi yüzlerden derin bir karmaşa yaratmıştı.Büyücü ve ejderha binicisi neden bilmiyordu ama,sanki bu elfler durumu onlardan daha iyi anlamıştı.Sanki bildikleri bir şeyden kormuşlardı.Badem gözler Kral Alsas'ın züerinde kilitlendi.Herkes ondan aynı şeyi bekliyor gibiydi.Alsas üstüne düşeni yaptı.
"Lord Maximillian'a verilen görevi düşünürsek cevap ortada aslında hanımlar.Biliyoruz ki,Çağrı'yı sizde duydununz.Tıpkı bizim gibi."
"Çağrı?"dedi Marryn durumu anlamamış bir şekilde.Solindas ise ona çağrışım yapan bu sözcük ve az önce gördüğü görüntü için hiçbir şey demiyordu.Alsas ayağa kalktı ve herkese dışarı çıkmasını söyledi.İki insan hariç...
Herkes dışarı çıktıktan sonra iki insana döndü ve duvardan duvara resmedilmiş muhteşem eseri işaret etti.
"Sizi burda,onlarla başbaşa bırakmak en iyisi sanırım.Çıkmak istediğiniz zaman gizli geçitin kapı açılma sisteminin tablodaki insan erkeğinin gözüne basarak çalıştığını göreceksiniz.Oraya basarsanız kapı açılır.Sizi beklemesi için brkaç hizmetkar görevlendireceğim.Onlar sizi bizim olduğumuz yere getirecektir."Ardından çıktı gitti.
"Bu ne şimdi?Bizi burada bırakara neyi kanıtlamaya açlışıyorlardki?"Marryn biraz sinirlenmişti.Sanki aşağılanmışlardı.Her şeyi bilmek zorundalar mıydı?
"Sakin ol Mary.Bununla vakit kaybedemeyiz.Kötü bir niyetleri yok.Burda bir şeyler dönüyor.Bunu hissedebiliyorum!"
"Ne kadar ciddisin!Bana anlatmadığın ne var çok merak ediyorum!"Marryn'ın bu iğneleyen tavrı Solindas'ın canını sıkmıştı."Neden beni sorguluyorsun!Ben ne yaptım şimdi!"Onlar tartışmaya dalmışken bir çığlık duyuldu.Kadınlar irkilerek sağlarına baktıklarında artık salonda olmadıklarını gördüler.Ne resim oradaydı ne de salon.Şövalye derin bir iç çekti ve büyücünün kolunu sıktı,"Bunun bir kabus olduğunu söyle!".
Kapıda beklemesi içi görevlendirilen üç kişiden biri Regın olmuştu.Dinaen'in ricası üzerine bu isteği de kabul görmüştü.Durum için minnettar olan şifacı,kral ve adamlarıyla birlikte giderken,Regın'ın kendinden emin duruşunu görerek rahatladı.Regın hafifçe eğilerek Dinaen'i selamladı.Ona çok şey borçluydu.Üst komşusu basit bir bekar genç yerine,özverili ve halden anlayan,az bulunur biriydi.Kendisiyle birlikte kapıda bekleyen diğer iki görevlinin aksine,omuzları giderek düşüyordu.Gözlerini açmakta zorlanır buldu kendini.Sertçe kafasını iki yana salladı.Ona bu fırsat verilmişken bu ne olduğu belirsiz uykuya kapılamazdı şimdi.Yinede direnmek çok zordu.O kadar tatlı ve o kadar çekiciydiki,kendini bırakmamak aptallıktı sanki.Sonra o sesi duydu,"Kapat gözlerini Regın.Kapat ve aradığın cevaplar sana doğru aksın..."derinlerden gelen o ses,işte yine ona konuşmuştu.
Turuncu...İs ve ter kokan havaya turuncu hakimdi o gün.Aralara kırmızılar serpiştirilmişti.Güneşin batışı belki çok güzel olurdu o gün,ama savaş dalga dalga savaşçıları içine çekerken,izleyecek izleyicileri yoktu.Durmadan bağırışlar,emirler,çığlıklar ve ulumalar vardı etrafta.Bazen garip bir dilde konuşan insanların haykırışları duyuluyordu.Büyü yapıyordu bunlar,ama haykırışlarını anlamak çok zordu.Zira herkesinki başkasına karışıp gidiyordu.Şövalye ve büyücülerin omuz omuza olduğu sayılı savaşlardan birindeydiler.Havada durmadan çarpışan ejderhalar ve binicileri vardı.Yere çakılan devasa bedenler ve zafer çığlığı atan diğerleri.Gümüş ve siyah turuncu gökyüzünde,batan güneşin son ışınlarıyla yıkanıyordu sanki.Işıkla karanlık,bu gün son kez kutsanıyor ve lanetleniyordu.Ve onlar oradaydı...Çağrı'nın 6 inananı ya da diğer deyişle 6 savaşçısı!Fırlayan oklar ve her yeri uçuran büyülerin altında 6 kişiydiler topu topu.Onlara inanarak bakan gözler ve yüreklerle oradaydılar işte.Ya her şey bugün bitecekti ya da umutlarla gelinen bu yolda zaferle geri döneceklerdi.Dünyanın hüküm süren her canlı türü oradaydı.Her ulusun yarısı o savaş alanında can veriyor ya da savaşıyordu.İyi ve kötü birbirine karışmışken,ayrım yapmak neredeyse imkansızdı.
Bin yıl öncesinin hikayesiydi bu.Yazılan bir destan ve ona inanan insanların hikayesi.Bu bin yılda ise bu savaş bir daha patlak verecekti Çağrı'nın yeni savaşçılarıyla birlikte.Marryn ve Solindas da oradaydı işte.Tıpkı Regın'ın da orada olduğu gibi...
Elf,büyücü ve ejderha binicisini uzaktan gördü bu karmaşa içinde.Her an üzerinden oklar uçuyor,birileri onu iterek geri itiyor ya da arkasından bir savaş çığılıyla üzerine geliyorlardı.O ise,durmadan kadınlara ulaşmaya çalışıyordu.Kendisi gibi nerde olduklarını anlamayan iki kadın,savaşmaları mı yoksa bir kenara çekilmeleri mi gererktiğini anlayamışlardı.En sonunda sıkı bir hamleyle kendini iki insan dişisinin yanına attı elf.
"Leydi Steelrider,Leydi Spellwind!Siz iyi misiniz?"Regın ter içindeydi.
"Regın Thunderarrow!Sizi gördüğüme bu kadar sevineceğim aklıma gelmezdi!"dedi Marryn acele ve şaşkınlıkla.
"Şimdi ne yapacağız?"dedi Solindas dehşet içinde.Cevap Marryn'dan geldi,"Birlikte yürümeliyiz.Burada olmamaızın bir anlamı olmalı diyordun Soli,sanırım onu bulmamızı istiyor."Bir elf ve iki insan,üstlerine yıkılan farklı ırklardan sıyrılarak ilerledi.Regın havayı koklamamak için elini ağzına ve burnuna siper etmişti.Hava ter ve yanık dışında bir de kan kokuyordu.Batan güneşin turuncumsu aurası garip bir atmosfer yaratmışken,bu koku koklayanı öğürtmekten başka bir işe yaramıyor gibiydi.Üzerlerinden ejderhalar uçuyor,oklar geçiyor ve büyüler yanı başlarında patlayarak can alıyordu.
Marryn Solindas'ı taşıyprdu neredeyse.Koku o kadar iç bunaltıcıydı ki,büyücü kusmamak için zor duruyordu.Ayrıca,bu auranın onun üzerinde garip bir de etkisi olmuştu.Solindas yürümek de bile zorlanır durumdaydı.Değişik bir baskı vardı üzerinde.İlerlemesini istemiyordu biri.Bu her kimse,Marryn'a göre onları bu dünyada istemeyen güçle aynıydı.Haklıydıda...Ancak,bunu öğrenmesi için biraz daha zaman vardı.
Yanı başlarında ölenlerin kanı sıçradı suratlarına.Her şey öylesine dayanılmazdıki,ejderha binicisi dizlerinin üstüne çöküp doyasıya ağlamak istedi.Her şeye lanet edip gözlerinde yaş kalamayana kadar ağlamak geliyordu içinden.Bu insanlar öylece yitip giderken onlar sadece orada bulunmakla yetiniyordu.Gözünden birkaç damla düştü yere.Başını önüne eğdi kimse görmesin diye.Solindas da ondan farklı değildi.Tek farkı o,bunu saklamak gerek duymuyordu.İri damlalar tatlı yanaklarından akıyordu.Regın ise,içine oturan dayanılmaz acıyla başa çıkmaya çalışıyordu.Vahşetti bu,belki de kader...
"Sonunda geldiniz!"Gümbür gümbür bir ses yollarını kesti.Kafalarını kaldırdıklarında resimdeki 6 kahramanı buldular karşılarında.Çok eski zamanların zırhını kuşanmış bir şövalye vardı karşılarında.Maximillian'dan daha kalıplı ve daha uzundu.Koyu sarı saçları kısa kesilmişti ve kahverengi gözleri savaşın ciddiyetine rağmen sanki biraz muzırlık peşindeydi.Tam yanında başka bir şövalye vardı.Yine çok eski zamanlara ait bir zorh giyen bir kadındı bu.Zırh şekline bakıldığında,bir ejderha binicisi olduğunu anlamak oldukça kolaydı.Şövalyenin aksine ciddiyetinde en ufak bir sekme yoktu.Yorgun bakışları vardı.Zaman içinde yıpranmasına rağmen inatçılığıyla üstesinden geliyordu sanki.Parlak siyah saçları,kalın bukleler halinde omuzlarına dökülüyodu ve tam yanında dev bir gümüş ejderha vardı.Hayvan yara doluydu,ama boyutları o kadar muazzamdı ki,ona kafa tutmak her yiğidin harcı dedğildi besbelli.Sonra,resimdeki ana kahraman olarak kabul edilen elfi gördüler.Nihelyan'ın baş kahramanı,uzun sarı saçlarını örmüştü.Örülüş şekli hiç de bir elfe göre değildi.Haşin ve sessiz...Tıpkı bir barbar gibi.Bunun kimin eseri olduğunu anlamak ise hiç de zor değildi.Devasa vücuduyla bir barbar vardı aralarında.Onu görmemek elde değildi.Beline kadar gelen koyu saçlarını aynı şekilde örmüş ve bir şey bekler gibi baltasını elinde çevireerek onları izliyordu.En arkada iki büyücü vardı.Biri kadın,diğeri erkek.Kadının eğlenen tavrının aksine,erkek aşırı sessiz ve şüpheciydi.İki büycünün güçlerini hissetmek Solindas için hiç de zor olmamıştı.Güçle yoğurulmuştu ikisi de.Nasıl bir ikiliydiler kim bilir.
Üçüde onları tanıyor gibiydi.Hep tanıdıkları,ama adını koyamadıkları...Dizlerinin üzerine çöktüler birden.Marryn'ın elleri titriyordu.Regın ise hayallerini yaşıyor gibiydi.Solindas sakinliğini koruyan tek kişi olmuştu.
"Ayağa kalkın lütfen!"dedi şövalye.Ama lafına erkek büyücü atladı o sırada."Bırak orda kalsınlar!Bunların itaat problemi var!"
"Sanki senin yoktu!"dedi kadın büyücü sinirlenerek.Bu sırada ejderha binicisi araya girdi,"Tamam tamam tartışmayalım!Herkes susun.Artık bu onların zamanı!"Ve herkes sustu.Ayağa kalkan kadınlar ve elf henüz bir şey anlamamışlardı.Koyu sarı saçlarıyla gülümseyen şövalye onlara inançla baktı.
"Bayrağı size devretme vaktimiz geldi.Biz Çağrı'nın bin yıl önceki savaşçılarıyız.Ve siz,Çağrı'nın yeni seçtiklerisininz.Her bin yılda bir bu gördüğünüz gibi boyutları hesaplanamayan bir savaş olur.İyi ve kötünün ezeli rekabeti,köleleştirme ve kurtarma isteğinin çatışmasına sahne olur dünya.Her bin yılda Çağrı'yı yaymak için birileri seçilir.Her biri tıpkı bir şarkıya benzeyen Çağrı'nın bir bölümünü yayar ve savaşacak gücü olanlar bunu duyar.Çağrı tamamlandığında işin zor kısmı başlar.Savaş...Her ırktan milyonlar gelir bu savaşa ve yeryüzünde görünmeyen güçler gerçek yüzlerini gösterir.Eh,ne diyelim...Sıra sizde.Biz görevemizi yapıp bin yıl boyunca karanlığı geldiği yere gömmüştü.Maximillian ilk bölümü yayan kişi oldu.İyi bir naşlangıç yaptınız.Sıra sizde ve aranıza katılacak diğerlerinde."sonra güldü ve Regın'ı gçsterdi,"Mesela bu bey Nihelyan'In yeni kahramanı."Solindas ve Marryn şok olmuş bir halde elfe baktılar.Bu bakışlar elfi utandırmştı.Heyecanına yenik düşmekten korkuyordu.Çağrı'nın eski elf kahramanı gelip Regın'ın elini sıktı."Sıramı sana devretmekten onur duydum".dedi hafifçe gülümseyerek."Ben de sizin yolunuzdan yürüme şansım olduğu için minnettarım!"dedi içinde taşan coşkuyu bastırıp ciddiyetini koruyarak.
"Şimdi biz,bu Çağrı denilen şeyin yeni takipçileri miyiz!"dedi Marryn kabullenemeyerek."Evet Marryn öylesiniz.Aranıza katılacak başkaları da olacaktır.Herkes tmamalanana kadar biz sizinle yine temasa geçeceyiz.Solindas'a Dante'yi gösterdiğimiz ya da senin rüyalarına girdiğimiz gibi."Artık her şey anlaşılmıştı.Bir rahatlama ve yeni sorumluluğun ağırlığı vardı omuzlarında.Solindas'a baktı iki büyücü"Güçlüsün Spellwind,kendinden şüphe etme."dedi adam."Ve unutma,bu güçlerin çok kişiye umut ışığı olacak."dedi kadın."Tabii mezarda olabilir."diye tamamladı adam ve iki büyücü kısa bir kahkaha attı.Solindas gülememişti bu espiriye.Düşmanlarını kastettikleri çok açıktı,ama bu yeni sorumluluğa alışana kadar pek bir tepki veremyecek gibiydi."Teşekkür ederim.."dedi sadece ve iki büyücü onu selamladı.
"Şimdi gidin.Bu kaos ve ağıtlarla dolu savaştan çıkın.Ama önce,Maximillian'ı bulun..."ve hepsi kaybolmuştu.Tam,"Maximilian'a ne olduki?"diyordu Solindas,ama onlar gitmiş ve yeniden Nihelyan'In salonundaydılar.Regın kapının dışında onları bekler buldu kendini.
Marryn ve Solindas aceleyle dışarı çıktı ve Regın'la burun buruna geldi.Bir şey söylecek gibi oldu üçü de,ancak o sırada bir haberci koşarak geldi."Lord Maximillian döndü!Durumu çok kötü!"birbirlerine bakan büyücü ve ejderha binicisi koşmaya başladı.Marryn bir an döndü ve arkasına baktı"Gelmiyor musun elf?"Regın şaşırmıştı,ama bunu memnuniyetle kabul etti."Siz devam edin bayanlar!Ben Dinaen'i bulayım!"
Maximillian'In yanına gittiklerined,her yeri bandajlanmış olarak buldular onu.Dışarıda endişeli bir yavru ejderha vardı.Nereden geldiğini bilmiyordu iki kadın,ama bunu düşünecek vakitleri de yoktu.
Solukları düzensiz olan şövalye bir yatağa yatırılmıştı.Onu böyle görmek iki kadının da içine oturmuştu adeta."Maxmillian!"dedi Marryn bir an kendini tutamayıp.Solindas kadının koluna girdi."Şifacı onu iyilerştirecektir!Bizi bir anda bırakıp gidecek değil Mary!Unutma,o da Çağrı'nın bir seçileni!"dedi son kelimesini kısık sesle söyleyerek.

13 Haziran 2008 Cuma

Ters Yön

Not:Bu yazı"Nihelyan Yolları"adlı bölümün devamıdır
Solindas parmaklarını kanla kaplı kağıtta gezdiriyordu;bir yandan da büyülü sözleri söylerken.Herkes gergin bir şekilde onun büyüyü bitirmesine beklerken o,konsantrasyonunu tamamıyla sağlamıştı.İçindeki stresi bir kenara bırakmalıydı başarıya ulaşmak için.Sözler su olup,boşluklara doldu sanki.Her boşluk dolduğunda büyü tamamlanmıştı.Solindas kağıdı nazikçe yere bıraktı ve elini sert bir şekilde üstüne vurarak büyü dilinde"Bana bu kağıdı çalanın yerini göster!"diye haykırdı.Tabii ki,Marryn ve Maximillian bu sözlerden bir şey anlamamıştı,ama ilgiyle izlemeye devam ediyorlardı.
Kağıttan bir ışık topu göz hizasına yükseldi ve bir sembol oluşturdu.Sembole iyice bakan büyücü arkasına dönüp diğerlerine anlattı:"Adam,iki günlük mesafe uzakta.Çok hızlı ilerliyor.Şu anki konumumuzun güneydoğusunda kalıyor."dedi bitkin bir sesle.Marryn olduğu yerde söyleniyordu kendi kendine.Maximillian ise,adamın uzakta olmasından rahatsız olmasına karşın Gümüşfırtına'ya iletiyordu duyduklarını.Kadınlar kendi aralarında konuşurken Maximillian Gümüşfırtına'yla telepatisine devam etti."Ne yapacağız?"sesi gergindi."Artık rahatla Maximillian,yolun yarısını kat ettik.".
"Adam iki günlük mesafe uzaklıkta!Onu nasıl yakalarız!Yakalasak bile Nihelyan'a bu kadar yaklaşmıken geri döneceğiz ve zaman daraldığı halde biz fazladan bir beş gün çıkartacağız yolumuza!"Maximillian'ın öfkesi çaresizliğine karışmıştı.Bunun içinden çıkabileceklerine inancı gitmişti.Ama,ejderha sakince gülümsedi."Sana yerini bul gerisini bana bırak demiştim değil mi?Öyleyse,siz yolunuza devam edin ve ben de bunu halledeyim."Maximillian düşündü.Bu kafasına yatmıştı,ama birden ejderhanın yapacağı şeyi anlayarak itiraz etti:"Hayır!Onu engellemek için kendini gösteremezsin!O zaman seni yok ederler!"
Ejderha derin bir iç çekti,"Ama,biri bunu yapmalı..."
"O zaman ben de seninle gelceğim!"
"Olmaz!Solindas ve Marryn'ı yalnız bırakmamalısın!"
"Yapma ejderha!Biri en güçlü ailenin en güçlü çocuğu,diğeri ise dünyada nam salmış bir Fırtınakıran!Sence onların korumaya ihtiyacı var mı?"dedi alaylı bir sesle.
"Sanırım haklısın...Bazen çok evhamlı oluyorum..."dedi ejderha durumu kabul etmek zorunda kalarak.
"Tamam işte.Ben de seninle bu işteyim.Ne yapmam gerektiğini söyle yeter."
"Başka şansım yok sanırım.Beni iyi dinle..."Böylece Gümüşfırtına planını şövalyeye anlattı.Tüm konuşmalar bittiğinde geriye durumu kadınlara açıklamak kalmıştı.
"Lord Maximillian,ne yapacağız..."dedi Marryn umutsuz bir tonda.Görünüşe göre Solindas'la bu işin içinden çıkamamışlardı."Merak etmeyin,benim bir planım var."
"Öyle mi?"dedi Marryn bir anda yeniden iyi hissederek."Ne peki?"
"Aslında çok basit.Sizler Nihelyan'a devam ediyorsunuz,ben de bu pisliğin arkasından gidip işini bitiriyorum!"
Marryn ve Solindas bunu hiç beklemiyorlardı.Solindas itiraz etti bu duruma:"Ama,Lord Maximillian ayrılmamız akıllıca olmaz!"dedi durumun daha da kötüye gitmemesi için."Hem,siz yalnızken öldürülmeniz çok daha kolay!Sizi ne kadar öldürmek istediklerini hepimizi biliyoruz..."dedi Marryn,Maximillian'a laf sokar bir tavırda.Bu durum adamın canını sıksa da bir şey demedi.
"Artık tehlike hepimiz için geçerliyken ayrılmamalıyız!"diye ısrar etti büyücü.Maximillian ikisini de dinlemişti,ama kararı aynıydı.Ne de olsa başka bir yol yoktu.
"Bakın,ikiniz de her ne kadar haklı olsanız da başka bir çaremiz yok.Bana güvenin!Böylece iki işimizi aynı zamanlarda yapmış olacağız.Ben size Nihelyan'da katılacağım."
"Bir dakika!O kadar yolu gidip bir de biz hala Nihelyan'dayken bize yetişmenize bir imkan göremiyorum!"dedi Marryn durumdan şüphelenerek.Maximillian bir anda ejderha bincisinin bakışlarını üzerinde hissetti.Neden bu kadar çabuk anlamak zorundaydı?Marryn'ın bu farkedişleri ona böyle anlarda çok zorluk çıkartıyordu.Kadının kavrayışını takdir etse de,bu durumda ona negatif bir ayrım oluşturuyordu.Marryn soran gözlerle ona bakmaya devam ederken Maximillian'ın verecek cevabı yok gibiydi.
"Bundan şüphe etmenize gerek yok.Ben elimden geldiğince hızlı olurum.Sizde Nihelyan'a varın en kısa zamanda.Böylece iki koldan halledelim şu işi."dedi Maximillian konuşmayı bitirmek için.
Marryn hafifçe gülümsedi,"Soruma cevap vermediniz...Ama,olsun ben sizden şüphe etmiyorum.İyi şanslar Lord Maximillian."Bu sözlerle içine serin sular dökülen Maximillian kadına nazikçe gülümsedi.Ona güvenmesinden dolayı minnettardı ve aynı zamanda içinde yine kıpırdanan kıvılcımlar kadına duyduğu çekimi bu sözlerle bir aleve dönüştürüyordu giderek.
Solindas da gülümsedi Maximillian'a güvenen bir şekilde"İyi yolculuklar Lord Maximillian.Sizi Nihelyan'da bekleyeceğiz."
Böylece,Çağrı'nın üç seçileni ayırdılar yollarını kısa bir süreliğine.Kadınlar Nihelyan yolunda ilerledi hızla,tepeleri ve nehirleri büyük bir azimle aşarak.Yorgunluktan kırılan bacaklarına aldırmadan tırmanıp,atladılar her yeri.Dirençliydi ikisi de.Yorgunluk onları kolay kolay ele geçiremiyordu.Maximillian ise tam ters yöne yürüdü hızla bir süre;Gümüşfırtına'nın "Dur!"demesine kadar.
"Bundan sonrası için sana bir yol arkadaşı buldum."dedi ejderha hafif bir muzip gülümsemeyle."Gülmene gerek yok ejderha!Uçmak bana göre değil,bunu sana söylemiştim."Ejderha devam etti,"Başka bir yol var mı Maximillian?Oraya daha çabuk nasıl ulaşacaksın?"Şövalye durumu kabul etmek zorunda kaldı.Somurtkan bir suratla Gümüşfırtına'nın ona yapması gerektiğini uygulamak için sarp kayalığa tırmandı.Nefes nefese kalmıştı.Üzerindeki ağır zırhla tırmanmak hiç de kolay değildi.Ama,en sonunda çıkmıştı ve yol arkadaşı tam karşısında,güneşin altına yatmış dinleniyordu.Şövalyenin karşısında yeşil bir yavru ejderha duruyordu.Nihelyan sahasında oldukları için yeşil ejderhalar oldukça yaygındı bu topraklarda.Sahipsiz bir yavru ise,bulunması pek de zor olmayan bir durumdu."Şimdi ne yapacağım?"dedi şövalye gergin bir sesle."Bu kadar gergin olmana gerek yok dostum.Onunla konuştum,seni bekliyor.Git ve konuş onunla.Hadi!"dedi ejderha teşfik edercesine.Şövalye ejderhaya yaklaştı asık bir suratla.Uçmak,hele de bir ejderha sırtında uçmak hiç ona göre değildi.Bir de bu yetmezmiş gibi bir yavruyla uçacaktı.Kafasını iki yana salladı.Olaya konsantre olmalıydı.Gözleri kapalı yavrunun önünde durdu"Günaydın genç ejderha.Ben Maximillian..."Ama sözleri yarım kalmıştı.Bir anda ayağa fırlayan yavru adamı baştan aşağıya süzüp,sözünü kesti:"Demek meşhur Maximillian Eldersword sensin!Senin hakkında çok şey duydum insan kahramanı!Gerçekten bir siyahın nefesinden sağ mı çıktın?Nasıl bir histi?Bana her şeyi anlat,her şeyi!Marryn Steelrider ve Solindas Spellwind nerde?Onları da görmeyi umuyordum..."dedi sözlerini hayalkırıklığıyla bitirerek.Maximillian genç ejderhanın enerjisine bakakalmıştı.Bir anda yerden sıçrayışı ve soruları ardı ardına sıralayışı,Gümüşfırtına'nın dingin,ama güçlü tavırlarınmdan çok uzaktı.Şövalye sinirle içinden sayıp sövüyüyordu,Gümüşfırtına bu duruma kesik kesik kahkaha atarken."Bana kendini tanıtmayacak mısın?"dedi şövalye."Ah,evet.Onu unuttum değil mi?Sana ejderha ismimi söylemem saçma olur,ne de olsa hiçbir insan bizim dilimizi söylemeyi beceremez.İnsanlar bana Yeşilok der."Maximillian biraz düşününce neden öyle dediklerini anlamıştı.Bu kadar enerjik bir ejderha,uçarken tıpkı bir ok gibi olmalıydı."Bana bula bula en hızlısını mı buldun!"dedi dehşete düşerek.Gümüşfırtına bir kahkaha attı:"Çok çabuk gitmek istediğini sen söyledin."
"Hadi Maximillian!Gidelim artık!Daha önce hiç savaşa girmemiştim!Sence kaç kişilerdir?Hepsini sen mi halledicen yoksa orda bana da bir şeyler düşer mi?"Ejderha oldukça heyecanlı ve istekliydi,ancak Maximillian'ın cevabı onun hayallerini ikinci kez yıkacaktı."Orda bir savaş olmayacak ejderha.Eğer olursa da sana ihtiyaç olacağını sanmıyorum."Yeşilok yıkılmıştı adeta."Yaa...Şansım yokmuş."dedi kendi kendine asık bir suratla. Sonra yeniden tüm enerjisi yerine geldi.Maximillian'ın üzerine çıkması için kanadını iyice gerdi.Adam beceriksizce binmeye çalıştı."Bacaklarını kullan insan.Hah!İşte öyle!Kendini yukarı doğru it.Evet evet devam et öyle.Şimdi bacağını at.Tamam!Başardın!Sana bir uyarı,eğerimiz olmadığı için yelelerime sıkıca tutun olur mu?Yoksa yere acil iniş yaparsın."dedi kıkırdayarak.Bu durum Maximillian'ı oldukça gerginleştirmiş olsa da bir anda havalanmışlardı."Beni aşağı indir!"diye haykırdı Gümüşfırıtna'ya zihinsel olarak."Buna alış Maximillian.Günün birinde ihtiyacın olacak!"dedi gümüş ejderha kesin bir tavırla.Maximilian ise çoktan bindiğine pişman olmuş,yeşil yavrunun heyecanlı haykırışları eşliğinde hızla ilerliyorlardı.
Ejderha binicisi ve büyücü,aştıkları doğal engelleri geride bırkmış ve Nihelysn'ın ülke sınırına gelmişlerdi artık.Biraz durup dinlendiler.Bu sırada ikiside ülke sınırlarını uzaktan izliyordu.İlk bakışta bir sur yok gibiydi,ama dikkatli bakınca dikilen devasa ağaçların kalın bir hat oluşturduğu göze çarpıyordu.Bir sur inşaası yerine,ağaçların heybetini kullanmışlardı.Girişler ise oldukça ilginçti.Haritayı gözden geçiren Solindas üç girişi olan ülkenin onlara en yakın olanınının yerini kestirmeye çalıştı."Burdan girmeliyiz Mary.Bak,burası bize en yakın olan yer."Marryn da haritanın üzerine eğildi."Doğru.Ama,yine saldırıya uğramayalım?"
"Sanmıyorum.Berilyan'dan haber gitmiş olmalı.Bize daha sıcak davranacakları kanısındayım."Marryn kafasını salladı.Öyle olmalıydı gerçekten de.Nihelyan'a hiç gitmemişti,ancak Nihelyanlı elfler tanımıştı farklı yerlerde.
Yeniden kalkıp yola almaya başladılar.yaklaşık iki saat sonra sınırdalardı.Hiçbir şey olmadı önce.Tek duydukları ötüşen kuşlardı.Ancak,bu kuşlardan bazıları biraz değişik ötüyordu.Önlerinde bulundukları giriş,yerin altından ilerlenerek gidilen bir girişti.Girişten birilerinin gelmesini beklerlerken heybetli ağaçlardan aşağıya,ir grup elf inivermişti.Marryn tek kaşını kaldırarak Solindas'a döndü"Bizi şaşırtmaktan zevk alıyor bunlar."dedi.Solindas eliyle kahkahalarını bastırabildi sadece.O sırada giriş açılmıştı çünkü.Toprak sanki yarılmıştı.Derin bir çatlak açılmış ve içeriden kayarak yükselen toprak köklerinin oluştruduğu bir platformda iki kişi belirmişti.Nihelyan'ın yaşamsal ihtayaçlarından sorumlu üst düzey yöneticisi ve yanında bu alt geçit olayını hayata geçiren büyücü duruyordu.Nihelyan büyüden pek hoşlanmasa da,savunma gibi durumlar için büyüden kaçmıyordu.
"Hoşgeldiniz,insan müttefiklerimiz!"dedi adam hafifçe eğilerek.Solindas ve Marryn da aynı şekilde eğilerek adamı selamladı.Adam şöyle bir baktı iki kadına,"Lord Maximillian'I göremiyorum.Umarım bir şey olmamıştır!"dedi tedirginlenerek."Hayır hayır ona bir şey olmadı.Kendisi bize daha sonra katılacak.Sizi temin ederiz burda olacaktır."dedi Marryn ciddi bir tonda.Adam yeniden gülümsedi,"Sözünüze güveniyoruz leydim.Buyrun içeri girelim"dedi kadınların geçmesi için yol vererek.Kadınlar platforma çıkınca,etraflarındaki elfler yeniden ağaçlara tırmandı.O garip ötüşen kuş seslerinin onlardan geldiğini anlamıştı iki kadın.Geldiklerini haber vermiş olmalıydılar.
Ağaç köklerinden oluşna platform yeniden hareket etti.Bir çeşit kaydırma hareketi yapan büyücü,kısa sürede onları diğer taraftan yüzeye çıkardı.Yeniden yüzlerine ışık vurduğunda Solindas ve Marryn,onlara merakla bakan bir hakla karşılaştı.Herkes heyecanlıydı besbelli.Onlara ilgiyle bakıyor,ikisini de inceliyorlardı.Ancak,Maximilian'ın yokluğunu da farketmiş ve kendi aralarında bunu fısıldaşıyorlardı.Elini kaldırarak herkesi susturdu bu arada adam ve gelenleri tanıttı halka."Sizlere beklediğimiz insan müttefiklerimizi takdim etmekten onur duyuyorum!"Eliyle Marryn'ı gösterdi önce,"Sizlere Fırtınakıran,Doğu toprakları lideri Marryn Steelrider'ı takdim ederim!"alkışladılar kadını nazikçe.Marryn hayretle Solindas'a baktı.İşte bu hiç beklelen bir şey değildi.Adam elini Solindas'a dopru uzattı,"Ve tabii ki Spellwind ailesinin en güçlü çocuğu,muhteşem büyücü ve Marryn Steelrider'ın kardeşi diyebileceğimiz kişi Solindas Spellwind!"dedi gülümseyerek.Solindas için de bir alkış gelmişti."Maxmillian Eldersword ise bizlere daha sonra katılacakmış.Onun gelişi için biraz daha bekleyeceğiz."diye noktaladı sözlerini.Halkın ilgili bakışları arasında yönetici olan elf onları orda bekleyen ülkenin ileri gelenleriyle tanıştırdı sırasıyla.Sırayla herkesi selamlayan ya da el çıkışan ki kadın en sonunda Dinaen ve Regın'ın olduğu kısma gelmişlerdi."Ve işte buda bizim en güçlü şifacımız Dinaen Healingsoul.Her derdimize devdır diyebilirim.İyilerştiremeyeceği yara yok gibi.Bu yanında gördüğünüz ise Regın Thunderarrow,bizim demir üzerine çalışan yetenekli zanaatkarlarımızdandır kendisi."Dinaen ona olan övgülerle biraz utanmışken,Regın hafifçe kadınların önünde eğilmişti.Maximillian'ın gelmeyişi onu da hayalkırıklığına uğratsa da kadınlarla yüzyüze olmak bunu ona unutturmuştu.Beklediğinden daha farklıydılar.İkisininde kendine özgü havası o kadar farklı,ama o kadar merak uyandırıcıydı ki,bir süre onlara bakmaktan kendini alamadı.Solindas'ın büyüyle örülü,sıcak,masum ama bir o kadar da bileği bükülmez hali,Marryn'ın meydan okuyan,pes etmeyen,ama içerilerde sıcak bir sevgi taşıyan havasıyla birleşince ortaya çıkan durum herkesi kendine gelmekte zorluyordu sanki.
Küçük bir grup eşliğinde kadınlar saraya doğru götürülmeye başlandı.Onlara verilen atlar üzerinde etrafı inceliyorlardı ikisi bu arada.Onlara etraf tanıtılıyordu bir yandan.Berilyan'ın boğucuk ve gözyoran güzelliğinin yanında burası aşırı derecede sade kalırdı.Kiremitten yapılmış iki katlı evler vardı etrafta.bahçelerinde kendi ürünleriyle uğraşan elfler vardı.Oldukça geniş dikdötgen penceleri,evlerin iyice aydınlanmasını sağlıyor ve ferah bir hava veriyordu.Tahta oymacılarınnı sesleri ve demir işleyenlerin çekiç sesleri birbirine karışıyordu.Belirli bir tempoda önce bir çekiç sonra bir oyma aleti sesi geliyordu.Bir zımpara sesi sonra cilanın çıkardığı kayganlık eşlik ediyordu ona.Marryn,burdaki elflerin diğerlerine göre daha kalıplı olduğunu fark etmişti hemen.Bilek gücü daha üstündü belliki.Omuzları daha geniş ve göğüsleri öndeydi.Boyları bile daha uzundu aslında.Bir insan kadar geniş omuzları ve kasları olmamasına rağmen,bir insandan daha uzunlardı.Düzenle inşaa edilmiş yerleşim yerleri güzeldi aslında.Şirin ve ferah evlerdi hepsi.Bahçelerinde emek vardı,sevgi vardı.Demirhaneler ya da daha büyük fabrika tarzı yerler bile hep bir uyum içindeydi.Hiçbiri bir demir yığını değildi.Kiremit ve boyanın uyumuyla dikilmiş hoş yapılardı.Ağaçlar ve doğa serbestti burda.Birbirine spiral geçen ağaçlar yerine çok uzun ve iyi gölge sağlayan ağaçlar yetişiyordu.Gövdelerinde birer oyuk vardı hepsinin.Anlatılana göre geceleri burdan ışıklar çıkıyormuş.Böylece gece sokaklar aydınlatılıyormuş.Ağacın içindeki madde her ne ise,ağaç doğru yerinden oyulduğunda tatlı bir ışık yayıyor ve sokakları aydınlık yapıyormuş.Marryn buna oldukça şaşırmıştı.Nerdeyse buraya daha önce gelemediği için pişman olmuştu.Solindas bu ağaçları tanıyordu,ancak ilk defa yakından görmüştü.Etrafı incelemeye dalmışlarken saraya vardılar.Büyük blok taşlarla inşaa edilmiş saray,ağaçlar gibi heybetli ve çok yüksekti.Kuleleri göğü delip geçiyordu sanki.Kırıkbeyaz rengi,güneş vuran yüzeyleriyle ışıl ışıldı.Kulelerin tepeleri kırmızı taşlarlar kapanmıştı ve çarpıcı bir portre çiziyordu bakanlara.
Sarayın içi de dışa gibi sade,ama yine de çok güzeldi.Gri taşlarla döşenen yerler ve duvardaki yağlı boya resimler kendine çekiyordu insaı.Her birini teker teker inceleme isteği uyanduruyordu.Gri taşlar üzerinde oymalar vardı.Her taşa başka bir sembol oyulmuştu elf dilinde.Söylenene göre koridorlar boyunca uzanan bu sembollerin her birini doğru sırayla okursanız"Bu taşlarda yürüyen ayaklar,eğer dostsa yorgunluk nedir bilmesin,eğer düşmansa bu taşlar altında ezilsin."yazıyordu.Bu sözlerle etkilenen büyücü ve şövalye,kralla tanışmak için can atar olmuştu.Böyle fikirler üreten bir krala şimdiden saygı duymaya başlamışlardı.
Kadınlar önden yürürken,Dinaen'e eşlik eden Regın heyecanlıydı.Bu gelen iki kadın onun cevaplarıydı ve biliyordu ki,onarla birlikte savaş salonuna girecekti.Ve o resim...O resimde üçünü aynı anda kaplayacak ve artık ne olacaksa olacaktı.En azından Regın'ın umudu buydu.
Kralın onları savaş toplantı salonunda beklediği söylendi onlara.Önemli bir görüşme olacağı için orayı uygun gördüğü açıklandı.Kadınlar savaş salonuna götürülürken,Dinaen'in ondan daha heyecanlı olduğunu fark etti Regın.Dinaen bir şeyler biliyordu demekki.Ona hiçbir şey sormadı.Çünkü,birazdan kendi öğrenecekti.
Toplantı salonuna girdiklerinde Regın'a kapıda beklenmesi söylendive elf olduğu yerde yıkıldı adeta.Dinaen umutsuzca burda beklemesi için onu ikna etmeye çalıştı.Çünkü elf,bu durumu kabullenememiş ve kırılmış bir halde eve dönemye ısrarlıydı."Lütfen bekle Regın!Lütfen!Daha her şey bitmedi!Daha hiçbir şey görmedin!"işte bu sözler Regın'ın orda kalmasını sağlamıştı.Herkes içeri giridiğinde o,kapının yanındaki duvara dayanarak düşüncelere daldı.
Maximillian'ın her yanından kanlar akıyordu.Bu kadar kalabalık bir ekip beklemiyordu aslında.Savaşmaya can atan yeşil genç ejderhaya minnettardı.Onun çevikliği sayesinde ağır darbe indirmişlerdi.Üflediği alev adamların bir kısmını kavuruncada,geri kalan arkasına bakmadan kaçmıştı.Maxmillian ise çoktan haberi taşıyanı öbür tarafa tek biletle göndermişti.Ama,şövalye çok yaralanmıştı.Yere yığıldı kanlar içinde.Uzaklarda birini gördü.Ona doğru elinde bir kılıçla gelen birini.Adamın yüzünü tam seçemese de çok tanıdıktı nedense."Geber Maximillian!Geber!Seni planladığımdan daha erken geberticem!"Şövalye sesi tanımıştı"Dante!"dediinanamayan bir haykırışla.adamın saarı saçlarını tanımıştı,ama o sadist gülümseme ona mı ayitti?Üzerine kılıç darbesi inmeden Yeşilok Maximillian'ı yeren kaptığı gibi yükselmişti.Hızla ordan uzaklaşmış ve iyice kan kaybetmiş adamı sıkıca tutarak Nihelyan sınırlarına doğru sessiz bir uçu gerçekleştiriyordu.Genç ejderha bile durumun ciddiyetinin farkındaydı.Maximillian'la girdiği çatışmada,adamın gösterdiği mücedeleden hayran kalmıştı.Ona yardım edebildiği için mutluydu ve şimdi onu ölümden kurtarmıştı.
"Onu yok edebilirdim!Lanet olsun orda geberebilirdi!Ama o,şu kahrolası nerden geldiği belirsiz yavru onu kapıp gitti!Dilerim onu çiğ çiğ yer!Sana lanet olsun Maximillian!Sen ölmediğin sürece bana huzur yok!"Dante kendi kenine tepiniyordu yerde o sırada.Yine öldürememişti onu ve Maximillian onu görmüştü.Planları bozulmamalıydı.Solindas Spellwind gittiğinde aralarına sızarak Maximillian'ı içten çökertmeliydi.
Maximillian yaralarını eliyle bastırarak kanı durdurmaya çalıştı.Aklı ise gördüğü adamda ve sesindeydi.O gerçekten Dnate olmazdı.Dante öleli yıllar olmuştu.Yaralrından çok kalbinin acısıyla iki büklüm oldu.Aklı ona ne tür bir oyun oyunuyordu yine?

03 Haziran 2008 Salı

Nasıl Üye Olacağız?

Abonelik servisini kolaylaştırdım şimdi.Önceden karşık görünüyordu gerçekten.Ben de çözememiştim en başta.Şimdi gayet pratik:
*Yandaki "Abonelik"yazan kısma mail adresinizi girip "subscribe" tuşuna basın.Bir pencere açılacak,çıkan pencerede gösterdiği harfleri,bu harfleri yazmanız için ayırdığı boşluğa yazmanızı isteyecek(klasik kodlama).Bunu da yaptıktan sonra mail adresinize bir mail gelecek.(Hangi adresten geleceğini söylüyor size).Gelen maili açıp,içindeki linke tıkladıktan sonra aktifleştirmiş olacaksınız.Bu gelen maili onayladıktan sonra,artık gelecek tüm maillerin göndereni ve konu başlığı Aykırı Çağrışım diye geçecek.Yazıları mail adresinizden okuyacaksınız,ama yorum yazmak için buraya uğramanızı umuyorum :(...
*Mail olarak istemezseniz,"Hakkımda" kısmının altında "Feedleri görmek için" başlıklı kısma tıklayın(seçeneklere windows live'ı da ekledim).Oraya tıkladıktan sonra sağ üstte,google,my yahoo,windows live gibi seçeneklerden birini seçip,onaylaması kalıyor.Seçtiğiniz sayfaya geliyor o zaman bildiriler.Eğer,bu butonlar gözükmüyorsa,"tüm abonelik seçeneklerini göster" yazan altı çizili,mavi tuşa basın(yine sağ üstte)bunlar açılacaktır. İstersenezi "...diğer okuyucular" yazan kısma tıklayarak,ordaki seçeneklerden de bir tane seçebilirsiniz.
Umarım sizin sorunuz için de güzel bir çözüm olmuştur yeni hali Oray Bey.Yine bekleriz,yorumsuz bırakmayın bizleri :).

Fırtınanın İki İnsanı


Bir zamanlar savaşlar varmış dünyada hüküm süren.Elf,insan ve cüceler dalga dalga kapılmış bu savaşlara birer birer.Kan ve felaket gezinirken topraklarda…ah,işte o gönderilmiş kurtarma amacıyla.Sıcak bir gülüşmeyişi varmış o zamanlar.Bir de inatçı bir tavrı…Tek amacı bu üç ırkla bir ülke kurmakmış.Zavallı çocuk…Kurtarıcı denilmiş ona.Üç ırkın da saygısını kazanmış ve kurmuş yıllarını harcadığı ülkesini.Savaşlar durmuş,ırklar birleşmiş.Ama sorunlar bitmiş mi?Farklıydılar sonuçta ve farklı gereksinimleri varmış.Düzen ve uyum hüküm süren ülkede zamanla sorunlar çıkmış.En sonunda nazikçe ayrılmış ırklar,Ama kurtarıcı için her şey kolay olmamış.Hayallerini yıkan bu kendini bilmezlerden intikam almaya yemin etmiş.Eski dönemin kurtarıcısı yeni dönemin yok edicisi olmuş…Barbarlar için sıradan bir günde çıkagelmiş kurtarıcı.İnsanlar sevinmiş onu görünce,saygılarını dile getirmiş.Ama,kurtarıcıdan duydukları son şey ”Siz bana aitsiniz!”haykırışı olmuş.Onlar sonsuzluğa karışırken,bir barbar kadının intikam haykırışını dinlemiş bütün dünya.Kurtarıcının seviligisi,rüzgarların kızı…Herkes aciz bir pislik olmuş kurtarıcının gözünde.Kendini en üst ve en büyük sanırken,rüzgarların kızının gücüyle birleşen üç ırk gelmiş karşısına.Kadının gözünden düşen iki damla gözyaşı önündeki kayaya çarpmış…Bir balyozun iki sert vuruşu gibi ortadan ayırmış kayayı o hırsla.Böylece üç ırk ve bir sevgili gelip onu yerinden etmiş.Güçlerini kötüye kullandığı için elinden alınmış üstelik.Artık yıkık dökük olan gözbebeğine,yani ülkesine,bakarken bir ses gelmiş kulağına:”Bu bir haksızlık!Sen her şeyini adadın ve teşekkürleri bu mu!Bana katıl ve sana güçlerini geri alman için yardım edeyim!”

Yüksek bir uçurumun ucunda fırtınalar kopuyordu,bir ölümlü aşağıya doğru düşünceli düşünceli bakarken.İşte,sonunda yolun sonuna gelmişti.Onca çaba ve arkasında bıraktığı,ona güvenen insanların desteğiyle artık buradaydı.
-Beni istemediğini biliyorum…dedi yüzünde patlayan fırtınaya doğru.
-Tek istediğim bana verileni yerine getirmek!diye haykırdı sesini duyurmak için.Fırtına kulaklarında uğulduyordu.Vazgeçmeye hiç niyetli değildi yinede.Buraya kadar gelmek için çok şey feda etmişti ve bundan sonra olacaklar için istenmeyişini bahane etmeyecekti.
-Ya şimdi ya hiç!dedi kararlı bir şekilde kendini uçurumdan aşağıya doğru bırakırken.
Aşağıya doğru düşerken kulaklarında yine o bildik ses,yıllardır onu vazgeçirmeye çalışan ses yankılandı:”Senin güçlerin,senin lanetin!”
Gecegöğü aşağıya doğru düştü bir süre.Düşüşünü yavaşlatmak için hiçbir şey yapmadı.Ancak,onu yakaladığı gibi,uçurumun dik yüzeyine fırlatan rüzgarlar onu rahat bırakmış değildi.Yüz üstü sert yüzeye yapışıp kaldı.Yüzünde yaralar açılmıştı taşların tırtıkları yüzünden.Burnundan kan sızıyor ve burun kemiği dayanılmaz şekilde acıyordu.Kırıldığını düşünü barbar insan Gecegöğü.Ama,bunu düşünecek vakti yoktu.
-Peki,öyle olsun!dedi ve sırtında taşıdığı baltayı çıkartarak fırtınaya doğru savurdu.Onun keskin kavisinden çıkan parıltılar üzerine rüzgarlar etrafından dağılıverdi.Yeniden aşağı düşmeye başlayan Gecegöğü,zemine çakılmasına az bir zaman kala,elini kalbine bastırdı ve ona verilen sözcükleri kullandı.Gözlerini açtığında yavaşça süzülüyordu artık.Görünen o ki,onu istemeyen rüzgarlar onu şimdilik rahat bırakmıştı.Hafifçe gülümsedi,ama yine de gülümsemesindeki acıyı gizleyememişti.
Önünde uzanan muazzam ülkeye baktı.Üç ırkın emeği önünde yıkık dökük uzanırken o,orda duran eski halkın umutlarına bakıyordu sanki.Yürümeye başladı yavaşça.Geçtiği her yer tamamen bir harabeydi artık.Eskiden ne olduklarını tahmin etmek bile zordu çıplak gözle bakıldığında.Ağaçlar eğri büğrü şekilleriyle kendi masallarını anlatıyordu bu yeni gelene.Artık hafif bir melteme dönüşen rüzgar,bir zamanlar burada yaşayan canlıların hayallerini ve beklentilerini taşıdı ona sahiplerinin sesiyle.Hepsini dinledi Gecegöğü.İçinde hüzün ve yıkılan hayallerin kızgınlığıyla.Ona herkes dert yanıyordu adeta.Sonra…Uzaklardan gelen bir flüt sesi duydu.Yüzüne vuran meltem sanki şimdi onu itmek yerine yanağını okşuyordu.Güldü kendi kendine;içinde buraya ait olduğuna dair bir his vardı.Bunu hep biliyordu zaten;ancak o an bunu iyice hisseder olmuştu.
Sese doğru yürüdü barbar.O yürüdükçe ses arttı.Uzaklardan gelen tatlı melodiye insanların ve elflerin gülüşmeleri katıldı.Eğlenen topluluğun neşeli sesleri ve rüzgarla ona taşınan müzikteki büyülü ton…Attığı her adımda etrafında dans eden kuru yapraklar vardı.Ayaklarına dolanıp onu çağırıyordu her biri.Ama,o onlara katılamazdı.Buraya bunun için gelmemişti.
Oraya vardığında karşısında gördüğü şeyle irkildi barbar.Bir süre hiçbir şey diyemeden onlara baktı şoka girmiş bir biçimde.İrileşmiş gözbebekleri ve hafifçe açılmış bir ağızla bakıyordu o an.Bu yitik güzellikte,karşısında eğlenen elfler ve insanlar vardı.Bir elf elinde flütüyle o güzel şarkıyı hayata geçirirken,insanlar ve elfler birlikte dans ediyordu etrafında.Ancak…bu tabloda yanlış olan bir şey vardı:onların hiçbiri yaşamıyordu.Soluk siluetlerdi hepsi.Güneş onlara doğru vururken onlar mat tonlarını korumaya devam ediyordu umursamazca.Onlarla konuşmalı mıydı yoksa yürüyüp gitmeli miydi?Bir süre şaşkınlığını itsinden atamadan onları izleyen barbar en sonunda konuşmaya karar verdi,
-Merhaba!dedi önce cevap gelecek mi diye bekleyerek.Ancak,cevap gelmemişti.Kimse onu görmüyordu anlaşılan.Bir kez daha ”Merhaba” diye seslendi,ancak değişen bir şey olmadı.Kafasını iki yana sallayarak yürümeye devam etmişti ki müzik durdu birden.Arkasını dönüp baktığında,flüt çalan elfin garip gözlerle ona baktığını gördü.Daha önce bu elfin böylesine garip gözleri olduğunu fark etmemişti.Elf başını öne eğmiş flütünü çalarken çok normaldi aslında.Gözlerindeki o elflere özgü badem şekli,sanki daha keskin hatlara sahipti.Ovallik yerine daha keskin çizgilerin hakim olduğu gözleri,vücudunun soluk renginin aksine tehditkar bir koyu yeşille parıldıyordu.
-Sen!dedi kaşlarını çatarak.Sen şu beklenen kişi değil misin?Hani şu eski dönemim kurtarıcısı,yeni dönemin yok edicisi olan eski kurtarıcıyı yok etmeye gelen ve onun güçlerini devralan kişi.Yeni dönemin kurtarıcısı ve eski kurtarıcının yok edicisi.Yanlış mıyım?
Gecegöğü’nün bunca kelime oyunuyla kafası karışmıştı.Tam bir cevap verecekken elfin arkasındaki dans edenlere baktı.Onlar hala daha ilk bıraktığı gibi dansa devam ediyordu.Müziğin durduğunu duymamışlardı demek.Sonra,yeniden elfe bakan Gecegöğü de kaşlarını çattı.Bu elften olabildiğince çabuk ayrılmalıydı
-Evet,benim!dedi kesin ve sert bir tavırla.Gözlerini elften ayırmadan devam etti:
-Peki sen aradığım şeyin nerde olduğunu biliyor musun?
Elf omuzlarını silkti ve ne kadar gereksizmiş gibi Gecegöğü’ydü aşağılayarak baktı:
-Bana ne!Bu senin görevim benim değil!Git kendin bul!Hem senin güçlerin senin lanetin insan,bu beni ilgilendirmez!dedi ve kafasını çevirip flütü üflemeye devam etti.
Sinirden deliye dönen Gecegöğü yumruklarını sıkmakla yetindi.Hızlı bir şekilde arkasını dönüp devam etti.Ama,o ilerlerken garip gözlü elf de flütünü indirmeden onun gidişini seyretti.Adam gözden uzaklaştıktan sonra rüzgarlarla bir kadının sesi geldi,
-Doğru olanı yaptın Kalin.Beni kendi bulmalı.
Elf başını salladı,ama yine de içinde bir yardım etme isteği vardı.
Gecegöğü hiç durmadan yürüdü,yürüdü…Ayakları onu taşımaz olmuştu;ama o hala daha bu yıkıntılardan aradığını bulamamıştı.Aradığı bir kaya parçasıydı.Basit bir kaya…tabii dıştan öyleydi.Rüzgarların kızının gözyaşlarıyla ikiye ayrılan kaya.Gecegöğü buna inanmak istemiyordu.İki damla gözyaşı bir kayayı nasıl ikiye bölerdi ki?Bunu düşündüğüne pişman oldu ama.Bir anda kendini yere yapışmış olarak buldu.Önünde giderek büyüyen bir hortum onu yakaladığı gibi yere fırlatmıştı.
-Tamam beni istemiyorsun,ama ben de üstüme düşeni yapıyorum!dedi sitemle adam.İnatla ayağa kalktı.Önünde artık tam boyutuna ulaşmış olan hortum üstüne geliyordu her şeyi peşine katarak.Gecegöğü bir an ne yapacağını bilemedi,ama sonra aklına bir fikir geldi.Derin bir nefes alıp gerildi.Hortum onu iterken o,ayaklarını yere sağlam bastı ve ardından her şeyi susturan bir savaş çığlığıyla hortumun içine attı kendini.Bir anda başka bir yere geçmişti.Ve işte,kaya oradaydı.Gerçekten de ortadan ikiye bölünmüş kaya orada,önünde duruyordu,sanki onun düşünceleriyle dalga geçer gibi.Ama,orda olan tek kişi o değildi.Kayaya yaslanmış kendi kendine bir şeyler mırıldanan bir adam vardı orda.Adamın yüzü tam seçilmiyordu;zira üzerine düşen karanlık onun gölgeliyordu.Gecegöğü onu fark edince nefesini tuttu.Onu görmese de kim olduğunu biliyordu.
-Sen…dedi kalbi hızla atarken.Gözlerinde intikam ve yas vardı Gecegöğü’nün.Artık yolun sonuydu bu.
Evet,o tam oradaydı.Eski dönemin kurtarıcısı,karanlıklar içinde uzanan gölgeli bedeniyle onu bekliyordu belli ki.Eski kurtarıcı kafasını kaldırdı ve karanlıkta kızıl bir tonda parlayan gözlerle ona baktı.Adamlar yavaşça yürüyerek birbirlerine yaklaştılar.
-Demek benim güçlerimi alan sensin…dedi eski kurtarıcı kıskanç,ama bir o kadar da hasret kalmış bir sesle.Ses tonu kısık ve güvenilmezdi,Gecegöğü’nün güçlü ve güven veren sesinden çok uzaktı.Adamlar kayanın tam kesim noktasına yüz yüze geldiğinde ikisi de bir an oldukları yerde öylece kaldılar.Gecegöğü’nün karşısındaki adam,onun tıpa tıp aynıydı.Tek yumurta ikizi oldukları söylense kimse şüphe etmezdi onlardan.Gecegöğü çok şey beklemişti:iğrenç bir yaratık,insanlıktan çıkmış bir insan taklidi,ama hiçbiri buna benzemiyordu.
Eski kurtarıcı beyaz tenli,normal bir insanın vücuduna sahip,kahverengi gözlü ve kahverengi saçlı bir adamdı.Ancak,şimdi gözleri kızıl bir tonda ve sesi eski sıcaklığı yerine kısık ve esrarengizdi.Gecegöğü ondan biraz daha koyu tenli,onun gibi kahverengi gözlü ve kahverengi saçlıydı.Gecegöğü bir barbar olduğu için ondan daha kalıplıydı,ancak bir barbar standardına göre zayıf kalıyordu yine de.Esmer olmaması yüzünden barbar olduğuna pek ikna olmazdı kimse.Ancak o an kimin kim olduğu tamamen karışmıştı.
-Seni pis taklitçi!Barbarın hakaretine pis bir sırıtışla cevap verdi eski kurtarıcı.
-Ne bekliyordun evlat!Sen ve ben aynıyız!
Kendisi de bu duruma şaşırmasına rağmen bunu yansıtmamayı seçmişti.
-Sen bir hainsin!Bize ihanet edeni yaşatacağımı düşünüyorsan çok yanılıyorsun!diye meydan okudu barbar baltasını çıkararak.
-Ben de öyle umuyordum zaten!O güçler senin gibi aciz biri için çok fazla!Bana ait olanı geri alacağımı biliyorsundur umarım!
Gecegöğü alaylı bir şekilde güldü,
-Neden denemiyorsun o zaman…
Ve böylece çatışma başlamıştı.Gecegöğü’nün baltası ve inancının ışığı etrafta savrulurken,eski kurtarıcının sözleri yankılandı boşlukta.Durmadan Gecegöğü’nün beynine girmeye çalışıyor ve türlü hilelerle onu cezp etmek için savaş veriyordu.Ama,eski kurtarıcı bir şeyin farkındaydı.Karşısındaki bir barbardı;bir zamanlar sonsuluğa,gözünü kırpmadan yolladığı o insanlardan biri...Bu ona bir mesajdı çok açık bir biçimde.Sadece,dudaklarını sinirle ısırmakla yetinebildi.Başka ne yapabilirdiki?

Gecegöğü de bir şey fark etmişti,kurtarıcı zayıftı.Onun saldırılarından kaçıp,onu kendi tarafına çekmeye çalışmaktan başka bir şey yapmıyordu aslında.
-Kapa çeneni lanet olası!diye haykırdı en sonunda.Durmadan konuşması çok ciddi olarak konsantrasyonunu bozuyordu
-Bize katıl Gecegöğü!en bensin ve o güçler bizim!Bana kendini bırak ve her şey senin olsun!Gecegöğü bir yandan onun kıvrak hareketlerini engelleyip,onu yere indirmeye çalışırken öte yandan beynine girmesini engellemeyi çalışıyordu.Durmadan hayrı kelimesini tekrarlamasına rağmen giderek yoruluyordu.Eski kurtarıcı kayanın önünde durduğunda barbar da tam oraya nişan aldı.Ancak,kurtarıcı yine kaçmıştı ve Gecegöğü’nün baltası yarıkta sıkışıp kalmıştı.
-Artık bitti evlat!Bana gel!dedi kendiden geçen bir kahkahayla.Gecegöğü dizlerini üstüne düştü.Yorgunluğu onu ele geçirmişken son sözleri yine bir“Hayır…”oldu.
-AAAAAAAAAAAAAAAAHHHHHHH!
Bir haykırış sesiyle uyanan Gecegöğü gözleri önünde eriyip giden eski kurtarıcıyı gördü.Neler oluğunu anlamaya çalışırken yanı başında rüzgarların kızını buldu.Kadın ona gülümsedi
-Artık bitti Gecegöğü.Artık tamamlandık.
-nasıl yani!dedi adam hiçbir şey anlamadan etrafa bakara.
-Sıra benim lanetimde!
Rüzgarların kızı gülümsedi sıcak bir ifadeyle
-Sen lanetini yendin zaten.Kendi içindeki karanlığı yendin.Her insan bunu yaptığında huzura erer ve şimdi benimle gelmeye hazırsın.
Gecegöğü hiçbir şey diyemeden ona baktı.Kadın ona elini uzattı nazikçe.
-Seni uzun zamandır bekliyordum.Sen benim eksik yarımdın.Kendi lanetini yani karanlık özünü yendin ve benimle olma sıran geldi.Hadi bana elini ver ve huzuru bekletmeyelim.
-O zaman neden beni buraya sokmadın en başta.duyguları karışık bir halde.
-Çok basit;buraya girmeye hazır olup olmadığını kendim görmek istedim.
Gecegöğü halinden memnunca güldü.Her şey bitmiş ve sonunda anlamıştı.Neden bu kadar benzedikleri artık ortadaydı.Kadına elini uzattı.Bir zamanlar deli gibi aşık bir adamın iyi yarısıydı o.Kadınının nazik elini kavradı sıkıca
-Sanırım hazırım.dedi tüm ülkeyle birlikte gözden kaybolmadan önce.


Not:Okuduğunuz bu hikaye,Gölge E-dergi'ye gönderdiğim hikayedir.Hikayemi yayınlamayacakları cevabını aldığım için,ben de burda yayınlıyorum.Ama,sözverdiğim gibi derginin özel sayısı çıktığında burdan duyuracağım.Herkesin farklı türlerde öyküler yazdığı sayıyı kaçırmayalım :).