
Not: Bu bölüm "İnfaz" adlı bölümün devamıdır.
Yanık kokusu her yeri kaplamışken, bir şövalye cesetler arasında geziyordu. Ölümün sonsuz sessizliği ebediyen getirdiği bu alanda, ilginç bir şekilde bir ses arıyordu kulakları.
"Hadi Marryn, gitmeliyiz." İnsanı içine alıp, derin bir rahatlama veren ses endişeliydi.
"Bekle..."dedi Marryn sadece. Onu adam gibi dinlememişti bile.
"Bölüğe geri dönmeliyiz. Cesetlerle dolu, üzerinden bir savaş geçmiş meydanlar böyle sessizleştiğinde asıl tehlike o zaman gelir."dedi Gümüşfırtına uyararak.
"Necromancerlar umrumda bile değil!" Marryn hışımla arkasına döndü. "O pislikler kemikleri birleştiremeden onları alt ederiz." Kendine çok güveniyordu. Güveninin yüzde ellisi ise Gümüşfırtına'dan kaynaklıydı.
Ejderha derin bir iç çekti, "Necromancerlardan bahseden kim..."
Bir süre daha yürüdüler. Ölüm sessizliğine kulak kesilmiş bir kız, ne kadar da savunmasız duruyordu o an. Gümüşfırtına giderek tedirginleşmeye başlamıştı, ama Marryn gibi başına buyruk birini bırakıp gitmek onu ölüme terk etmek olurdu.
"Gidelm artık!" dedi sabrı taşarcasına.
"Biraz daha..."
Tam o anda bir ağlama sesi duyuldu.
"İşte onu bulduk!"
Marryn var gücüyle sese doğru koşuyordu. Duyduklarında yanılmadığına emindi ve şimdi ses ilk defa bu kadar netken ona doğru var gücüyle koşuyordu. Gümüşfırtına havalndı ve ağır tempoda Marryn'ın arkasında uçmaya başladı. Kızın karkasında kalmaya özen gösteriyordu. Hem arkadan gelebilecek saldırıları engellemek için, hem de bunun bir aldatmaca olduğundan feci şekilde şüphelendiği için. Bir kadını vurmanın en iyi yoluydu ağlayan bir bebek sesi. Bu sesi çıkaran şeyi giderek merak ederken, Marryn'la arasına fazla mesafe koymamaya özen gösteriyordu.
Marryn aniden durdu. Yerde yatan bir kadın cesedine bakıyordu. Bir öğürme sesiyle başını anir bir hareketle yana çevirdi. Kusmasına ramak kalmıştı. Yanık et ve o dağlanmış görüntüye tahammül etmek nerdeyse imkansızdı.
Ölü kadının kolunun altında ağlayan şekilde pek sağlam sayılmazdı.
"Al onu..."dedi Marryn bebekle birlikte ağlayarak. Bebeğin yüzüne bakamıyordu. Canı yanan her canlı gibi gece göğünü delen haykırışalarına çağre bulmak için gelmişti Marryn. Ama şimdi, tek yapabildiği ağlamaktı. Yüzüne bakacak gücü kendinde bulamıyordu.
Ejderha kendine söyleneni yaptı. Olacakları iyi biliyor gibiydi, ama insan iradesine müdahele etmek bir ejderhanın doğasına aykırıydı. Bebeği nereydese dev tırnaklarının ucuyla annesi olduğunu tahmin ettiği kadının kollunun altından aldı. Muhtemelen kadın, bebeğini korumak için kendini siper etmişti. Kendi ölürken, talihsiz bir biçimde bebeğinde yüzü ve vücudunun bir kısmı alevlere mağruz kalmıştı.
Bebeğin durumu ağardı. Sesi düzenli bir ağlama değil, ara sıra çığlıklarla dolu bir inlemeydi.
"Bir şifacı bulmalıyız! Çocuk ölecek!" hala daha ona bakmaktan çekiniyordu.
"Bulamayız...Çoktan yaralıları alıp gittiler..."
"Çocuğu burda bıraktılar!"
"Bir hata olmuş olmalı..." Gümüşfırtına gelcek olan sözlere kendini hazırlamıştı, ama hala daha tek kelime etmiyordu.
"Buldum!" Marryn'In gözleri gecenin yıldızlarından daha parlaktı."Sen bir ejderhası! Neden onu sen iyileştirmiyorsun! Kendini her zaman sen iyileştirirsin." Umudun ışığı düz saçları arasından tüm bedenini sarıyordu şimdi.
Gümüşfırtına sadece baktı. Artık düzensiz soluklar arasında çırpınan bir bebek vardı pençesinni içinde.
"Ona bak Marryn!" sesi sertleşmişti.
Marryn bunu yapmak istemese dei ejderhasına hiçbir zaman karşı gelememişti. Söyleneni yaptı.
"Yeter!" dedi daha fazla bakamayarak. Yanmış vücudu ve ölmekte olan küçük şekilde, gözlerini sıkıca yummasına rağmen hala beyninde canlıydı.
"Lanet olası Siyahlar! Hepsinin derisini yüzmek istiyorum!" Hıçkırıklarını boğazında zor tutuyordu."Neden aptal bir çatışmaya ejderhalar gönderilirki! Neden!"
"Olaylar bizim sandığımız gibi olmaya..."sözleri yarıda kesildi.
"Hayır!Onlar burda olmasa biz de olmayacaktık!"
Gümüşfırtına sustu. Karşısında duran, hırsla burnundan soluyan binicisi doğru söylüyordu. Ama yine de bilmediği şeyler vardı. Henüz bunlarn için çok gençti. Ama Marryn durumun farkındaydı. Bu basit bir çatışma değildi hiçte. Bu onlara yapılan açık bir tehditti. Bedelini her zaman masumların ödediği...
Bebeğin soluğu kesilme derecesindeydi. Marryn telaşla ona baktı. Yanık yüzüne bakmak gözlerinden sessiz yaşların boşlamasına neden olsa da, ölecek diye içi gidiyordu.
"İyileştir onu!" dedi geceyi yaran bir haykırışla. Bu bağırışla cılız bir ağlama koptu bebekten.
"Hayır!" ejderhanın tavrı kesindi. Marryn afallamıştı. Gümüşfırtına'dan bu kadar açık bir tepki beklemiyordu.
"Neden!"dedi hayretler içinde. " O küçücük bir bebek! Merhametin bu mu!" Her zamanki gibi kontrolünü kaybediyordu. İnsanların kimi zaman aşık olduğundan şüphe ettiği ejderhasını çok ağır bir biçimde suçluyordu şimdi.
"Bunun için geçerli nedenlerim var insan!"dedi ejderha, arka ayakları üzerinde dikleşerek.
O ani çok korkunç görünüyordu ejderha. Daha önce böyle bir tepki görmeyen Marryn, olduğu yerde kaldı. Bir şeyler diyecek gibi oldu ama, sadece sustu.
Dışardan bakan biri olsa, korkudan sustuğunu düşünürdü, ama hayır, Marryn saygısından susmuştu. Ejderha ona ilk defa böyle bir çıkışta bulunuyorsa, mutlaka bir nedeni vardı.
"İyileştirme gücümüz, sadece kendi türümüz için geçerlidir." dedi ejderha tüm ciddiyetiyle. "Bu bizim yaradılış kuralımız. Bunu kısa yaşamlılarla paylaşmamız, onlar için ölümcül sonuçlar doğurabilir...genç dostum." dedi yeniden gözlerinde aynı bağlılık duygusu yeşererek.
"Beni anladığını umuyorum Marryn. "dedi, bakışlarını yere devirmiş insan kadına bir cevap bekleyerek bakarak. Marryn sessizce yaşamla bağını kaybetmesine ramak kalan ve artık hiç sesi çıkmayan bebeği ejderhanın pençesinden aldı. Sonra, hiç kimsenin ondan beklemeyeceği bir şeyi yaptı: diz çöktü.
"Bu bebeği güçlerinle iyileştir yüce ejderha. İyileştir ki, büyüsün ve yetişsin. İyiletir ki, bir gün bu dünyaya bir katkısı olsun. Yaşamak... onun da hakkı!" dedi bakışlarını sertçe ejderhya doğru kaldırarak.
Gümüşfırtına bu beklenmeyen gelişme karşısında şok olmuştu. "Ayağa kalk!" dedi duyduklarıyla oldukça rahatsız olarak. Marryn şu an tam da ona öğrettiği gibi konuşmutşu. Bir ejderhayla nasıl konuşup, nasıl ikna edeceğini öğretmişti onu ilk eşleştirildiklerinde. Şimdi, onun kendisiyle bu şekilde konuşmasından oldukça rahatsız olmuştu. Marryn durumda oldukça kararlıydı ve bazı şeylerin farkındaydı. Bu da iyi bir işaret değildi.
"Cevabımı en başta söyledim. Bu benim elimde olan bir şey değil. Beni merhametsizlikle suçlasan da, bu böyle değil genç dostum. Ayağa kalk Marryn, ben senin ortağınım herhangi bir ejderha değil." Bir an durdu ve derin bir iç geçirdi. Marryn hala daha dizlerini üzerindeydi. Bakışları da, tıpkı fikirleri gibi sabitti.
"Bir insan yavrusunun ellerimizden kayıp gidişini izlmeyi ben de istemiyorum. Ama sana diyorum ya, benim elimde değil bu! Yaradılış bunu gerektiriyor."
"Bir yolu var..."
İşte Gümüşfırtına'nın korktuğu başına gelmişti. Marryn o yolu,her zamanki gibi, kendi kendine bulmuştu. Onun bu durduğu yerde olayları kendi kendine çözüşünü her zaman sevmişti, ama şimdi değil.
Ejderha sustukça, Marryn aklındakileri söyleyecek cesareti buldu.
"Ben gerçeği biliyorum Gümüşfırtına...Bunu uzun zaman önce öğrendim. Ama ne sana ne de Solindas'a bunu bildiğimi itiraf etmedim. Hadi gel gerçekçi olalım! Sence ben, sadece 21 yaşındayken senin kadar tecrübeli ve uyumlu bir ejderhayla eşleşebilecek güçte miydim! Binicilik eğitimini yeni tamamlamış bir yeni yetme, nasıl olurda senin gibi adını duyurmuş binicilerle savaşlara uçmuş, çok şey görmüş ve çok şey paylaşmış biriyle eşleşir! Neydimki? basit bir genç binici! Beni ben yapan hiçbir özelliğim yoktu daha! Bu eşleşmeyi Solindas sağladı! Evet, bunu öğrendim! Siz gururum kırılır diye bunu benden sakladınız ama bunu sağlyanın o olduğunu anlamk hiç de zor değildi!"
Ejderha sadece sustu. Kızın sözlerini tamamlamsını bekledi.
"Solindas bunu nasıl yaptı peki? Tabii ki de bir şeyler feda ederek! Bu hep böyle olmadı mı! Ne zaman benimli ilgili bir duurm olsai Solindas kendinden bir şeylr feda edip, benim için bir şeyler yapmadı mı!Ama beni, senin kadar güçlü bir ejerhayla eşleştirebilecek kadar büyük bir şeye kalkışacağını hiç düşünmemiştim! Şimdi bunları neden anlattım peki? Ben Solindas'a borcumu ödeyemedim, ama şimdi ben bir şeyler feda ederek başka birine yardım etmek istiyorum!"
O kadar hararetle konuşmutu ki, nefes nefese kalmıştı. Soluklarını düzenlemeye çalışırken, acaba karşısına feda etmesi için ne geleek bunu düşünüyordu.
"Bunları ne zaman ya da nasıl öğrendiğini sana hiç sormayacağım; ve hatta iknar dahi etmeyeceğim. Sadece sana şunu düşün, sen hiç tökezlemedin. Seni belki Solindas ittirdi benimle takım olabilmen için ama, sende hiç yetersizlik görmedim. Şunu da unutma Marryn, sen hiç değildin ve bu hep böyleydi. Özelsin...Özel olduğunu vakti geldiğinde bütün dünya seninle aynı anda görecek..." Durup kızın üstünde yarattığı etkiye baktı. Marryn duyduklarıyla şok olmuştu. Kesin bir reddetme bekliyordu halbuki.
"Madem öyle, madem bu senin borcun olarak kalmış içinde, o zaman hazır ol. Sadece bir uyarım var sana. Ben onu iyileştirdiğimde karşımıza sıradan bir insan çıkmayacak. Artık o senin ve benim sorumluluğumda olacak. Zaman içinde buna Solindas da eklenecek.Şimdi, bu çocuğu kurtarman için, feda etmen gereken..."
***
Marryn kafasını yağmurlu gökyüzüne kaldırdı. Daha az önce parıldayan güneş yüzünü, şimda kara bulutlara bırakmıştı. Yağmur yağmıyordu da, sanki gökyüzü ağlıyordu. İşte Marryn, kalbine oturmuş acıyla zar zor nefes almaya çalışırken, gökyüzü içine aktı ve biriken gözyaşlarını toprağa saçtı.
Solindas içise durum daha da beterdi. Marryn en azından neden bu kadar kötü hissetiğini bilmiyordu, ama Solindas cevaba çok yaklaşmıştı. Şövalye merak içini kemiriken rahatsızdı belki, ama gerçek onu bundan daha beter hale sokacaktı.
Solindas susuyordu. Marryn susuyordu. İki dostun içinde dağlanan acı, bilinmezlik ve farkındalık arasında sendeleyip duruyordu.
Solindas'ın beynin bir şimşek çakmıştı sanki. Ne olup bittiğine bakmak istemedi. Gözünün önüne dev bir yanan çanağa düşen ölü bedenler geldi. Düştüler...ve düştüler... Ardı arkası gelmez gibi sayısızı ölü vücut düştü alevlere. Hiçliğe doğru yutuldular. Solindas oturduğu eyrde sıçradı. Sıçrayışı mor ejderhanın dönüp ona bakmasına neden olmuştu. Dik dik büyücüye baka ejderha, kendi kendine söylenerek başını çevirdi. Ne olduğunu sormayı aklından bile geçirmemişti.
Solindas kıpırtısızlaştı. Arkasında oturan Regın'ın omzunzan bir ürperti geçti. Soğuk hava dalgası omzuna çarpmış gibi hisseden Regın durumu hemen anladı. Kürek kemiğindeki rünler kendinden olanı hissetmişti: yani büyüyü. Solindas şu an bir büyü yapıyordu ve Regın'ın rünleri ona, büyüyü haber vermiş-bir anlığına parlyıp sönmüş- ve bu yapılanın ona karşı bir tehdit olmadığını da hissettirmişlerdi de.
Kadının boynu önüne doğru düştü. Bu yakılanların kim olduğunu bilmiyordu ama kalbinde onlar için derin bir hüzün vardı. Kafasını kaldırıp onlarla aynı hizada uçmak için çaba harcayan yeşil ejderha üzerindeki Marryn'a baktı ve dostununda o an ona doğru bakmak için kafasını kaldırdığını gördüğünde hiç şaşırmadı. Uğursuz bir hava vardı şu an. Birileri, başklarını korumak için dehşet verici bir şekilde yoke dilmişti.
Maximillian'ın durumu pek parlak değildi. Tecrübesiz yeşil ejderha üzerinde semersiz uçmak onda hafif bir paniğe yol açmıştı. Marryn'ın sıkı tavsiyeleri üzerine eyre bakmamak için elinden geleni yapıyordu. Yeşilok'la zaten bir kere uçmuş ve bunun bir daha yapmamaya yemin etmiş olan adam, mecbur kaldığı bu durum karşısında yol boyu haline içinden küfür etmişti.
Marryn Yeşilok'a telkin edici sözler söyleyip onu yönlendirirken Maximillian'ın varlığını tamamen unutmuştu. Arkasında yaşan ufak çaplı bir denge kaybını hissetmesiyle dalgın gözleri birden canlandı. Ani bir hareketle arkasına döndü ve adamı kolundan yakaladı. Bu nafile bir atılmaydı aslında. Maximillian düşse Marryn onu hayatta tutamazdı. Sadece bir içgüdüydü bu ve adam dengesini geri kazanana kadar tetikte ona bakmaya devam etti. Maximillian söylene söylene ejderhada sarsılmaz bir konum ararken, Marryn kıs kıs gülüyordu. Onun bu hali kafasındaki kötü düşünceleri bir anlık uzağa götürmüştü. Maximillian'I iğnelememk için kendini zor tutuyordu. Ayrıca, adamın onun güldüğünü fark etmemsi içinde elinden geldiğinde kahkahalarını bastırıyordu. Daha fazl kendini tutumayacağını fark ederek önüne döndü. Arkası dönük bir şekilde konuştu:
"İsterseniz bana tutnabilirsiniz." dedi sırıtmasına engel olamayarak. Cevabı biliyordu, ama yarım teklif etmemek de ayıp olurdu.
"Yoo, hayır ben böyle iyiyim." Maximillian da teklifi kabul etmenin yanlış olduğu kanısındaydı. Saçma gururları yoktu, sadece karşısındaki bayana tutunamk, ona direk sarılmak olduğu için kendi içinde bunu doğru bulmamıştı. Marryn ısrar edecekti ki, yanlarındaki morun yavaşladığını hissetti. Acilen kafasını o yöne evirdi ve birden yeşilin hızı yüzünden arayı .ok açtıklarını gördü. Morun onları uyarmayacağını biliyordu, bu yüzden bunu fark ettiği için yukarıya bir şükür savurduktan sonra Yeşilok'a açık bir komut verdi.
"Yeşilok! Yavaşla!Kuzeyde bir engel var!" Karşılarında bir engel olduğunu ise, kollarını deli gibi sallayan Solindas'ı gördüğünde anlamıştı. Yeşilok birden panik oldu, tam ani bir frenle durucakken Marryn'ın kontrolden çıkan bağrışıyla daha da hızlanmak zorunda kaldı.
"Sakın aniden durmaaaa!" Yeşilok'un aniden durması, Marryn ve Maximillian korkunç bir hızla yere savrulması demekti. Hele de onları ejderhaya bağlayan, bağcıklı semerlerden yokken. Yeşilok şimdi daha hızlı gidiyordu. Yular tarzı bir şey de bulunmadığı için Marryn kontrolü tamamen kaybetmişti.
Yavaşla! Yavaşlamalısın yoksa çarpacağız!"
"Ama nasıl!" Yavru korkuyordu açıkça. Marryn yavrunun yeşil pullarını okşamaya başladı.
"Bunu yapabilirsin! Sen Maximillian'la büyük bir çatışmadan canlı çıkmışsın bunu mu yapamayacaksın! Hadi...Korkacak bri şey yok. Bize bir şey oalcağından da korkma. Unutma bir büyücümüz var ve o bizi kurtarır."
Yavru sakinleşti. Derin bir nefes verdi ve rahatlamayla birlikte farkında olmadan yavaşlı. Giderek yavaşladılar ve en sonunda havada tembel tembel uçan bir ejderha ve üzerindeki iki nokta haline geldiler. Yeşilok tam arkasına bakmak ve başarısı için takdir beklemek için dönüyorduki kafasını hafifiçe bir engele vurdu.
"Ahhh!" dedi pençelerinden birini vurduğu yere götürerek. "Ejder kalkanı." diye dudak büktü.
Marryn şimdi durumun tehlikesini daha iyi anlamıştı. Solindas büyüyü fark etmiş ve onları uyarmıştı, yoksa şimdi yerde yatan ezilmiş parçalar olacaklardı. Aslında Marryn yalan söylemişti. Solindas o kadar yüksekten ikisini aynı anda kurtaramazdı. Ya Marryn ya da Maximillian'ı düşse kurtarabilirdi. Yeşilok'u sakinleştirmek için söylediği yalan işe yaramıştı. Zaten o iyi bir yalancıydı.
Olayın etkisini hafifletmek ve bu engeli aşıp nasıl içeri gireceklerini bulmak için yere indiler. Yeşilok yere indiğinde mor ve üzerinedeki Regınla Solindas'ın çoktan yere inmiş onları izlediğini gördüler. Marryn yere atladı. Öfkesi o kadar büyüktü ki, elinde olsa yer öfkesiyle sallanırdı.
"Hain!!!" diye gürledi Marryn. Sinirden titreyen ellerini zor zapt ediyordu ve öfkesiyle haykırırken sesi tizleşmişti.
"Ama bilmeliydim bizi satacağını!" bu sözleri peşi sıra söylerken, bir yandan da koşar adım morun üzerine yürüyordu. Solindas hemena raya girdi ve vücuduyla Marryn arasına bir engel koydu.
"Tamam Mary, çok haklısın. Ama yapma, buna değmez!" Solindas elinedn geldiğince Marryn'ı uzak tutumaya çalışıyor, ama Marryn'ın yerinde durmaması nedeniyle bunu yapmakta çok zorlanıyordu. Kadını en sonunda bütün gücüyle kollarıyla sardı ve geri itmeye başladı. Bu sırada Marryn'ın bağırmaları ve delirmiş gözleriyle öfke saçması hiç durmamıştı.
Solindas durmadan,
"Haklısın kardeşim. Çok haklısın hem de. Ama lütfen yapma bak! Değmez diuyorum!" diyerek durdurma çabasındaydı. Marryn'ın bağırışlarını bastırmak için şimdi o da bağırıyordu.
"Tahmin etmiştim bunu yapacağını, ama bu kadar da çabuk değil! Hani binicinin intikamı! Nerde yarım teklifin! Berilyan'dan gelen birinden daha ne bekleyecektimki!" Marryn'ın son sözleri, o ana kadar onu zerre kadar dinlememiş olan mor ejderhanın gururuna dokunmuştu. Şimdi o da sinirlenmiş ve Marrynla yüzleşmek için oturduğu yerden kalkmıştı.
Regın tüm bu olan biten konusunda Marryn'ı haklı buluyordu. Ejderha iki insanın hayatıyla oynamıştı. Belki onların ölmesine izin vermezdi, bu noktada Marryn'dan farklı düşünüyordu, ancak yaptığı affedilir bir şey değildi. Solindas'ın Marryn'ı zapt etmesini izlerken hiçbir şey yapmamıştı. Kendisi de çok sinirliydi. Ejderhaya dönmüş ve delici bakışlarıyla onu lime lime ediyordu.
"Ne bakıyorsun elf!" diye patladı en sonun mor ejderha, elfin bakışlarına daha fazla dayanamayarak.
"İnsan kadın haklı." dedi Regın yoğun Nihelyan aksanlı elfçesiyle.
"Sen onları az daha öldürüyordun. Senin gibi bir canlıyla yolculuk ettiğim için, nasıl bir günah işlediğimi merak ediyorum!" dedi soğuk sözleri kadar, soğuk bakışlarıyla lafını tamamlayarak.
"Defol!" diye gürledi Marryn son olarak. "Defol ve bir daha sakın gelme!"
Artık ejderhaya ulşamk için çaba harcamıyordu. Solindas'ın fısıldadığı bir şeyin mantıklılığının farkına varmıştı. O bir insandı, karşısındaki ise bir ejderha... Marryn ona tek bir çizik bile açamazdı.
"Hakaretlerini dinleyecek değilim insan müsveddesi! Sizinle yola çıkmak benim en büyük hatamdı! Sizin gibi değersizlere yardım teklif etmek bir suç başlı başına! Hem ben o engeli görmedim bile!"
"Ama varlığını hepimizden iyi biliyordun!" bu defa patlama sırası Solindas'taydı.
Aslında Solindas, onlar gökyüzünde ölümle burun buruna geldiği ilk andan beri mor ejderhaya saymadığını bırakmamıştı. Bu süre zarfında Regın sadece Solindas'ı onaylamak için konuşmuş,onun dışında sessiz kalarak büyücünün haklılığına sessiz bir destekte bulunmuştu.
Yeşiiok'un yanındaki Maximillia'dan hiç ses çıkmamış, tartışmayı büyük bir hararetle izlemişti. O ana kadar.
"Bu kim!" dedi birden ve uçmaya hazırlanan mor ejderha bile olduğu yerde kalakaldı. Bir ağacın dibine oturmuş, siyah cübbeli bir adam onları izliyordu. Herkes onun varlığını nasıl olupta fark edemedikleri konusunda şok içinde ona doğru bakarken, siyah cübbeli adam sonunda farkedildiğini anlayarak kıpırdandı.
Solindas,Regın ve mor ejderha diğerlerinden daha da şok olmuştu aslında. Ondan yayılan büyü dalgalarını nasıl olupta fark edememişlerdi? Ne Regın'ın rünleri onu uyarmış, ne Solindas'ın içine bir üreperme gelmiş ne de mor edjerha orda oturan kısa ömürlüden yayılan kokuyu hissetmişti. Regın siyah yolculuk cübbesine-şimdi fark etmişti ki bu bir yolculuk cübbesiydi- rağmen karşısındakinin kötü biri olamdığına, yoksa rünelrinin alev alev omzunda yanmaya başlayacağını düşünerek rahatladı. Ancak, yine de hiçbir şey kesin değildi.
Adam kafasını kaldırdı ve herkes,hele ki Marryn ve Solindas, bir kere daha şaşkınlıkla ağızları açık bakaladı. Adamın yüzü 5 yaşındaki bir çocuğun yüzüyla aynıydı.
Birden boyu küçüldü ve üzerindeki cübbe ona çok büyük geldi. Büyük bir cebelleşme sonucunda cübbeden kurtuldu ve koşarak yan yana duran iki kadına doğru koştu.
"Anne!"
"Annemi!" Maximillian hayretler içinde aynı anda iki kadına da sarılmaya çalışan çocuğa baktı. Daha az önce bir yetişkindi, dahası şimdi anne diye hangisine sesleniyordu.
Aynı soruyu tam Regın soruyordu ki Maximillian sormuştu. Anne hangisiydi? Çocuk nerde çıkmıştı?
Solindas şimdi her şeyi anlamıştı. Bu karşısında duran, 5 senedir alıştığı auraydı ve ona o kadar alışmıştı ki, ondan yayılan enerjiye tepki vermiyordu duyuları. Son kafa karışıklığı yeşil ve mor ejderhadaydı. Mor, nasıl olupta bir insan tarafından aldatıla bildiğini düşünürken, yeşil sadece olaya anlam vermekle uğraşıyordu.
"Senin ne işin var burda!" iki kadın çıldırmış gibi bir sesle aynı anda bağırmışlardı. Çocuk bir hata yaptığını biliyordu, ama suçlu bir gülümsemeyle annelerine şımarıyordu.
"Ama... ama çok özledim!" dedi küçük dudağını bükerek. Solindas birden herkese bir açıklama borçlu olduklarını fark etti. Zira çevrelerindeki herkes şaşkınca onlara bakıyordu.
"Şey... bu bizim oğlumuz. Aslında, Marryn onu 5 sene önce bir savaşta buldu. Onu biz yetiştirdik." canı sıkılmıştı. Onun burda olmaması gerekirdi. Kendi gibi küçük sesiyle durmadan bir şeyler anlatan ve niye onu bıraktıklarını sorgulayan evlatlaarı Marryn'ın kucağında annelerine hesap soruyordu.
"Ben bir daha oraya gitmem!" dedi ve sözlerini bitirdi.
"Çocuk buraya nasıl geldi..?" herkesin kafasındakini Regın sordu. Cevap verip vermem konusunda birbirinlerine soran gözlerle baakn iki kadın sustular. Bu suskunluktan yararlanan çocuk ileri atıldı.
"Bu çok basit." dedi kusursuz bir Nihelyan aksanlı elfçesiyle.
"Ben bir ejderkanlıyım. Ve Baba Gümüşfırtına'nın güçlerinin ufak,minicik,"bunu derken küçük parmakalrını kıstırıp küçük bir şekil gösteriyordu,"bana geçti. Onun için çoook küçük, ama bir insan için çoook büyük."dedi ve kıkırdadı.
Mor ejderha her şeyi şimdi anlamıştı. Onu hissetmemsini nedeni, onun da kanında biraz da olsa ejderhalığın gezmesiydi.




3 yorumunu belirten:
Vay vay vay.. Şu yeni çocuğu nasıl da bağladın öyle hikayeye, tebrikler valla. Otuz bölüm sonrası yeni birisini sanki baştan beri hikayeye dahilmiş gibi bağlamak oldukça zordur. Bu konuda kutlarım seni. :)
Mor'u bende sevmemiştim. Uçsun gitsin artık çok fazla takıldı bizimkilerle. :P Berilyan'dan gelen birisinden ne beklenir ki zaten! -_-'
Uzun bir aradan sonra, süper bir dönüş olmuş, ellerine sağlık. Arayı fazla açma ve şu çocuklar hakkında biraz daha bilgi ver.:))(Diğer çocukta şu ölülerin bekçisi -isim buda olmayabilir- olandı.)
Öncelikle sağol Hakan. bir sen çıktın hayırlı, yorum yazdın bana. Okudun ya içim rahat.
Sevgili yavrumuzu sevmene sevindim. Kendisi yeni bir akrater olduğu için alacağı tepki önemliydi biliyorsun benim için.
şu lafına da koptu; " Mor'u bende sevmemiştim. Uçsun gitsin artık çok fazla takıldı bizimkilerle."
Uçsun gisin kısmı süper olmuş xD! Çok güldürdün beni Allah da seni güldürsün :).
Haklısın bizim ölülerin bekçisine de değinmenin vakti geldi. Zaten sıra ondaydı düşüncelerimi okudun :).
Saol tekrardan
ben de okuyacağımmm canımmm artık dolu dolu vaktim varrr:) hatmedicemmm:) ellerine ,düşgücüne sağlık:D
Yorum Gönder