Öyle bir şey yap ki bizim için;ölümün korkunç yüzünü söküp atmış ol ellerinle.Seninkinin adı "sonsuzluğa ulaşmak" olsun...Bize de ardından "kahraman" demek kalsın!

30 Haziran 2009

Site Tanıtımları-FrpWorld

Onları zaten tanıyorsunuz. Birçok kişi, internet üzerinde fantastiğe giriş kapısıydı bir zamanlar. Öncülükleri yadsınamaz. Saygı duydume fendim ^^. Ben de bu blogu yeni kurduğum zamanlarda, Melek'in tavsiyesiyle takip ederdim FrpWorld'ü. Güzeldir, kalitelidir ve hele o temasıyla insan garip duygular yaşatır. Bazen, eskidi artık temaları desem de FrpWorld deyince gözümün önüne gelen hallerini sevdiğimi hatırlarım. Ne diyelim, 25.000'i bulmuş üyesiyle hoş ve nostaljik bir site. Buyrun kendilerini tanıtsınlar.

Sitenin Adı: FrpWorld

Site Adresi: http://www.frpworld.com

İletişim: efla@frpworld.com

Sitenin Kuruluş Tarihi: 2003

Sitenin Tanıtımı: Frpworld, fantastik rol yapma oyunları ya da fantastik kurgu edebiyatı meraklılarının fikirlerini, eserlerini ve yorumlarını paylaşabileceği, forum ortamı üzerinden rol yapma oyunları oynayabileceği bir platformdur. FRP teması üzerine kurulmuş olmasına rağmen bilim kurgudan çizgi romana, animelere hatta klasik edebiyata kadar geniş bir yelpazede kullanıcılarına özgür ve düzeyli bir ortam sağlar. Forumlarda hikaye ve şiir gibi alanlarda amatör edebiyatın örnekleri dikkat çekmektedir. Site kurulduğundan bu yana bir çok yönetici değiştirmiştir. Yönetimde uyguladığı demokratik yaklaşım kullanıcıların siteyi benimsemesini sağlamakla birlikte sitenin bugüne kadar taşınmasını sağlamıştır.

Sitenin Amacı: FRP ve fantastik edebiyatla ilgilenen her kesimden insana kaliteli bir ortam sağlamak, akıllarındaki fikirlerin internet ortamında gerçekleştirilmesine yardımcı olmak ve başlıca fantastik kurgu alanında olmak üzere amatör edebiyatı desteklemektir. Bunun yanında Frp ve fantastik kurguya karşı oluşmuş anlamsız önyargının ve yanlış anlaşılmaların giderilmesinde hassasiyet gösterir.

17 Haziran 2009

Sakat Rahibe // 4.Bölüm


"Valerrny Keraunzaa..."
Bir ses uyuyan drow dişisini çağırıyordu. Ama ne için?
Valerrny huzursuzca uykusunda kıpırdandı. Ardından, uyuyan silüeti şiddetli bir kasılmayla iki büklüm oldu.
"Sen!" dedi rüyanın derinliklerine doğru, "Geri döndün!". Onu yeniden gördüğüne inanamıyordu.
Rüyanın karanlığında iki dev, kırmızı göz hain bir sırıtışla olduğu kadar tanıdık bir biçimde kısıldı. Hala daha bir ağız, burun ya da başka bir organ yüzde mevcut değildi. Sadece o kan kırmızı gözler...
"Sana yeniden görüşeceğimizi söylemiştim." dedi iblis rahat bir tavırla. Geçen yıllar içinde hiç değişmemişti anlaşılan.
"Kız güvende." dedi Valerrny ani bir panikle. Kız kardeşini bu denli isteyen iblise karşı, Baenrelerle olacak görüşmeyi ört pas etmeye çalışıyordu. Bu ani paniğinin büyük bir aptallık olduğunu biraz sonra anlayacaktı. İşte bu yüzden İralde ondan bir adım öndeydi hep. Planlı ve soğukkanlı kardeşi...
"Biliyorum, biliyorum." dedi umursamazca iblis,
"Ama yardımıma ihtiyacın olduğunu da biliyorum." dedi yeniden kısılan gözlerle. Anlaşılan yeniden gülüyordu.
"Hangi konuda..." Valerrny'in sesinde zoraki bir umursamazlık vardı.
"Benden saklayabileceğini mi sandın! Seni adi, küçük..!" sözleri birden kesildi. Bir süre sustu ve ardından sakinleşti.
"Bunu bir daha yaparsan seni öldürür, bedeninle senin hayatına ben devam ederim." dedi ani ve bir o kadar ürkütücü bir sakinlikle.
"Eğer başarısız olursan huzurlu bir ölüm bekleme benden. Bir drider kadar lanetli olursun tatlım." dedi.
Valerrny o an fark etmiyordu ama, iblis çok ani bir biçimde sakinleşmişti. Ayrıca, detaycı ve meraklı biri iyice dinlerse, her kelimesini özenle seçtiğini ve sesinde çok derinlerde yatan bir gerginlik olduğunu fark ederdi. İblis az önce birinden azar işitmişti: sakat Elinnya'yı yaratan güçten.
Valerrny bir süre sustu. Aklından ilk geçen, ona boyun eğmeyerek kafa tutmak ve kolay lokma olmadığını kanıtlamaktı; ardından boğazına kadar batmış olduğunu hatırladı ve bir Baenre'yi atlatmak için büyücüden fazlasına ihtiyacı vardı. İçinde yaşadığı ve belli etmekten kaçındığı korku da çabasıydı. Stratejik düşündü ve sakin, aynı zamanda itaatkâr ses tonuyla konuşmaya başladı. İralde'den ilk defa kendi çıkarına yarayacak bir şey öğrendiğini fark etti konuşmaya başladığında.
"Senden saklamam çok büyük bir hataydı. Bu doğru. Ama şunu kabul etmelisin ki, bu durumu sana anlatmam için hiç bir yol yoktu. Bana hep sen ulaştın ben sana ulaşamadım..." sustu, iblisin tepkisini bekledi. İblis hiç ses çıkarmayınca doğru yolda olduğunu anladı ve devam etti.
"Baenreler dışında ilk 10 ev de orda olacak. Bu her şeyi daha da korkunç yapıyor. Nasıl oldu bilmiyorum ama kızın sakat olduğu ortaya çıktı. Kim ya da nasıl olduğuna dair hiçbir iz yok!" Bu noktada durup yumruklarını sıktı. "Bana yardım etmelisin! Sakat kardeşimi saklamak için bana bir yol göster!"
İblis bunları kafasında tarttı ve bir sonuca vardı:
"Ben buraya yardıma geldim. Bu çok açık. Bunu sen bile anlamalıydın! Yazık! Sonuca gelirsek, sana yardım edeceğim ama bunu senin için değil O'nun için yapıyorum! Bunu sakın unutma! Kızı bir avuç drow cadısına kaptıramam! Ne tür bir yardım yapacağımı yarın öğreneceksin. Şimdi gidiyorum ve sende uykuna geri dönüyorsun."
Her şey bu sözlerle sona erdi. Valerrny ter içinde uyanmıştı, ama kazandığı zaferin tadı ağzında nahoş bir tat bırakmış halde geziniyordu. Yüzüne yayılan gülümseme ve zaferin baş döndüren kokusuyla evin matronu olduğu günleri hayal ederek yeniden yatağa uzanırken bileğinde derin bir acıyla bağırmaya başladı. Bir şey sol bileğini deliyor, yakıyor ve parçalıyordu. Görünmeyen saldırganı elleriyle itmeye çalıştı. Lloth rahibelerinin dualarından birini okudu, ama sonuç bir hiçti. En sonunda acı çığlıkları saldırıyla birlikte kesildi. Acı içinde terden yapışmış saçları arasından bileğine baktı ve oraya dağlanmış bir sembol gördü. Bugüne kadar çok uğursuz sembol görmüştü ama bu hiçbirine benzemiyordu. Valerrny kimin olduğunu anlamak da gecikmedi. Zira biri karanlığın içinde kıs kıs gülüyordu.
"Benden bir şey saklamamayı öğrenmen için sana bir hediye bırakıyorum. Ve unutmadan, bana bir daha yalancı itaatkârlıklarda bulunmaya kalkma! Bunun için çok akıllıyım drow kızı. Çok!" dedi iblisin gülen sesi ve kayboldu. Valerrny ise, bileğine dağlanan sembolle odasında kaldı.

Ertesi gün, ev halkı ölüme yürüyormuş gibi bir havada uyandı. Evin nerdeyse tamamını kaplayan dilsiz hizmetkârlar evin hanımları için koşuşturdular. Dili olan az sayıdakiler ise onlara emirler verdi. Bu konuşma yeteneğinden yoksun bırakılanlar ve bırakılmayanlar arasında yeni bir efendilik yaratmıştı. Aralarında en üst düzey uşak ve hizmetçi olanlar şimdi en altlarının boyunduruğu altındaydı. Artık emir verecek bir dili yoktu hiçbirinin.
Evin zorunlu sessizliği ve ölüme yürüyen drow dişilerinin yas tutan izleriyle yıkandı koridorlar. Ev, onlar gidince artık onlarsız devam edecekleri birkaç saniyelik hayata hazırlamaya başladı kendini. Şurada, onların ölümünden birkaç saniye sonra o da gidecekti. Lloth'un hiddetinden asla kaçamazlardı sonuçta.
Elinnya, dün gece tekmeleyerek mahvettiği büyücü kardeşinin önündeydi şimdi. Evin halkı önden gitmiş, onu da sonra gelmesi için bırakmışlardı. Umutsuzca konuşarak halledebileceklerini düşünüyorlardı. Eğer gerekirse Elinnya çağrılacaktı. Bu basit düşünce karşısında hem Valerrny hem de İralde küplere binmiş, ama annelerinin zayıflığına karşı gelememişlerdi. İki düşman kardeş, o an sayılı fikir birlikteliklerinden birini yaşıyordu.
Büyücü tüm gece boyunca çalıştığı büyüsünü tamamladığında, Elinnya'nın ayağında bir illüzyon oluştu. O yürürken arada titreşiyordu ama hiç yoktan iyiydi. Tek sorun, Elinnya yine de toplallıyordu. Ayağı sağlam görünse de, topallamasına bir türlü engel olamıyordu. Hayalkırıklığı gözlerine hücüm ederken o bir köşede oturdu ve onu hiçbir zaman kabul etmeyecek Lloth'a dua etti. Elinnya başka bir tanrı bilmiyordu belki ama başka bir tanrı onu biliyordu. Uzaktan kızı izliyordu o sırada, ama sadece izliyordu...

Gergin bekleyiş sürerken Keraunzaa ailesinin 3 dişisi Baenrelerin malikanesine giriyordu. İhtişamıyla, kıskançlıkları had safhaya çıkan aile boyunları bükük yollarına devam etti. İralde'nin nefret ve lanetlemeyle parlayan gözlerini, Valerrny ufak söylenmelerle dile getirdi. Bugün çok uyumlulardı. Belki de kıyamet alameti dedikleri bu olmalıydı.
Hizmetkarlar onları toplantı salonuna buyur etti ve çift kanatlı dev kapılar açıldığında zifiri karanlıktaki odada 10 aileyle buldular kendilerini.
Drowlar için sorun yoktu, hepsi çok rahat görüyordu. Lloth'un iradesi de orda olduğu için iyice uğursuz bir hava yaratılmıştı. Keraunzaalar iliklerine kadar ürperdi. İralde kendini dizlerinin üstüne atıp Lloth'a yalvarmak ve suçu ailesine atarak kendini kurtarmamak için zor duruyordu. En ufak fırsatta ailesini satmayı kafasına koymuştu. Durmadan Valerrny'e, bu senin suçun, diyen bakışlar atıyordu.
"Keraunzaalar öne çıkın!" dedi yaşlı ve lanetli bir ses. Baenre matronu korkunç ihtişamıyla odada şimşek gibi çakmıştı. Onun sesiyle birlikte uğursuz yeşil alevler gerilerde parıldadı. Herkes birbirini ve bu lekeyi daha net görsün diye yakılmışlardı.
Keraunzaa kadınları öne çıktı. Valerrny umutsuzca yumruklarını sıkıyor, ama buna rağmen yanındaki aile üyeleri gibi metanetli bir biçimde kıpırtısız duruyordu. Bugün bütün Keraunzaa kadınları İralde'nin soğukkanlılığını bölüşüp gelmişlerdi sanki. İsteyince Valerrny bile böyle kalabilmişti. O sırada gözüne bir hareketlilik çarptı. Göz ucuyla soluna baktığında 9.ev olan Do'Urdenlerin en büyük kızını gördü. Daha doğrusu kemerini... Kemerinde asılı duran Lloth rahibesi kırbacının yılanbaşlı uçları durmadan hareket ediyor ve birbirlerine dolanıyordu. Arada bir öne uzanıp üzerlerinde şaklayacak ve ısıracak kurbanlar aranıyorlardı. Çok sık kullanıldıkları belliydi. Briza Do'Urdenle göz göze gelen Valerrny bakışlarını kaçırdı. Bu iri ve kaslı kızla göz göze gelmekten dolayı oldukça rahatsız olmuştu.
Baenre matronu tekrar konuştuğunda Valerrny onun o uğursuz yüzüne tekrar bakmak zorunda kaldı ve sadece bir kere görmüş olmasına rağmen hiçbir detayını unutmamış olduğunu fark etti.
"Evinizde sakat bir kız bulunduğu söyleniyor! Böyle bir utancı nasıl taşırsınız!"
"Yalan söylüyorlar Sayın Baenre ve sayın konsey matronları." diye başladı Keraunzaa matronu ve ellerini iki yana açarak devam etti.
"Bu sadece bir iftiradır. 25. ev Teran'kurların çirkin bir iftirası!" ardından nefret dolu gözlerle salonu taradı. Orda bir yerde Teran'kurları arıyordu gözleri.
Bu sözler üzerine aralarında fısıldaştı matronlar. Teran'kular Keraunzaalar tarafından alt edilip 25.ev olmaya gerilemiş ve 23. ev olma hakkı Keraunzaaların olmuştu. Ev tamamen yıkılmamışta olsa büyük kayıplar vermişlerdi. Onlardan intikam almak için böyle bir durum çok muhtemeldi. Ama matron Baenreden başka kimse ihbarı yapanın kim olduğunu bilmiyordu.
Uzun bir sessizlik oldu. Bu sırada herkes gizli gizli Keraunzaaların içini araştırmak için Lloth'un öğretilerini uyguladı. Dudaklar sessizce oynuyor ve sinsi girişimler üzerlerinde geziniyordu. Zihinsel olarak hepsini püskürtmek imkansızdı, ama her nasıldı oluyordu işte. Valerrny bunu iblise borçlu olduğunu, bileğindeki hediyesi(!) bir acı dalgasıyla onu sarstığında anladı. Asıl sürprizin bu olmadığını umut ediyordu. Kardeşinin topallayarak içeri giren görüntüsü aklından gitmiyordu.
"İhbarı yapanlar onlar değil". Bu söz üzerine gözler aynı anda Keraunzaalara döndü. Sıkıca kenetlenmiş dudaklar bir ismi bekledir.
"İhbarı yapanlar 15. ev, Harrdelinlerdir. Kızı dışarıda dolaşırken görmüşler. Gördüklerinde çok ısrarcıydılar. Sizden çok daha üstte olan bir evin sizi alt etmek için iftira atmayacağına göre..." herkes içinden kıs kıs güldü bu sözlerle. Aşağılama ve aptallıklarıyla alay eden bakışlar gezindi üzerlerinde. Valerrny, İralde'den gözlerini alamıyordu. Birazdan kendini çok güzel bir biçimde sıyıracaktı. Hep sıyrılan o olmuştu, ama bu defa zaferi o kucaklayacaktı. İnanıyordu...
"Sadece onlar değil." dedi birden bire Briza Do'Urden.
"Bu söylentilerin gezindiği zamanlarda, Lloth tarafından yollandığım bir görevde gördüm onu. Yüzeye, o hain kuzenlerimizle yüzleşmeye gidiyorduk. Dedikleri gibi kızı ben de gördüm! Topal ayağıyla pek de güzeldi..." bunu söylerken yüzünü ekşitti "bir fare gibi sürünüp duruyordu! Hem de bir drow kızı! Bu nasıl bir saygısızlıktır! Lloth bunu bağışlamaz!" bunun üzerine herkes onaylayan mırıldanmalarda bulundu. Malice Do'Urden ise yüzünde hoşnut bir gülümsemeyle kızıyla gurur duyan bir ifadeyle Keraunzaalar'a delici bakışlarla bakıyordu.
Seçkin bir drowun verdiği beyandan daha önemlisi olmazdı. Bu durumda kız sakat olmasa bile öyleymiş gibi bir sonuca varacaklardı.
"O zaman karar veril..." ama Baenrenin sözünü biri kesti.
"Bir dakika!" herkes Baenreler'in sözünü kesmeye cüret eden kıza, İralde'ye döndü hışımla.
"Sizlere gerçekleri anlatacağım!" Baenre matronu onu lanetlemek için elini kaldırmış, elinde giderek artan bir lanet birikintisi yükselirken, bu sözler üzerine onu yok etti. Elini öne doğru uzattı;
"Anlat o zaman. Ama çabuk olsun!"
"Elbette Matron Baenre,"dedi İralde herzamanki saygılı ve soğukkanlı haline bürünerek.
"Her şey kız kardeşim" bu lafı iğrenerek söylemişti,"Elinnya doğduğunda gerçekleşti. Evet! O bir sakat! Ama onu yaşatanlar kimler!" Birden elini yanında duran aile üyelerine çevirdi, "İşte bunlar! Sevgili annem ve ablam! Onlara yapmamaları gerektiğini tekrar tekrar anlattıysam da beni dinlemediler. Kızdaki güç aurasına kapılmış aptal ablam onu yaşattı ve dahası ona bir isim verecek kadar ileri gitti!" bu noktada herkes nefesini tutmuştu. Lloth'a bu derece itaatsizlik ederek her dişiye hakaret etmişti olan ablaya, yani Valerrny'e pörtlemiş kırmızı gözlerle yoğunlaştılar.
"Günler ve geceler boyu, bize başka bir kız vermesi için Lloth'a yakardım, ama bize sadece basit erkekler geldi." Bu noktadan Baenre matronu elini havaya kaldırdı ve İralde saygılı bir biçimde sustu. Baenrenin gözleri geriye doğru döndü ve kırmızı gözleri korkunç bir biçim aldı. Kadın transa geçmişti. Anlaşılan tanrıçasıyla baş başaydı o an. Transatan çıkması uzun sürmedi. Geriye dönen kırmızı gözleri eski haline döndü.
"Kız doğru söylüyor!" dedi hışımla. İralde zafer kazanmış bir edayla ablasına gözlerini dikti. Yüzünde sakin bir gülümseme, gözlerinde ise kin vardı. Valerrny kız kardeşini orda boğmamak için kendini zor tutuyordu.
"İşte hepsi bitti ablacım! Siz gidiyorsunuz, ama ben kalıyorum!" zafer kazanan kahkahası salon duvarlarında yankılandı.
Valerrny yumruklarını o kadar sıktı ki, bileğindeki yanık ona dayanılmaz acılar çektirdi. Bu acı onun aklını başına getirmişti. Emin olmasa da iblise güvenmek zorunda olduğunu hatırladı.
"Kardeşimin buraya getirilmesini talep ediyorum!" dedi kendi aralarında konuşan matronların sesini bastırmak için. Herkesin suratından pis bir sırıtış oluştu.
"Gerçekler bu kadar açıkken o sakatı aramıza mı sokmaya çalışıyorsun!" Baenre'nin hiddetli gözlerine çok fazla bakamadı Valerrny. Buna rağmen, içindeki öfkesi ölümcül boyutlardaydı. O an kalabalığın ve az sonra eviyle onların üzerine püskürecek Lloth'un laneti bile şu anlık bir hiçti. Tek isteği, İralde'nin siyah derilli, narin boynunu yakalamak ve her drowun ruhuna huzur veren o "çatırt!" sesiyle kırmaktı.
Matronlar fısıltıyla da olsa kendi aralarında konuşmaya dalmışken kafasını kaldırıp Briza Do'Urden denilen kıza baktı. Annesinin minyon tipi yanında dev gibiydi. Geniş omuzları, uzun boyu ve kaslı kollarıyla annesinin özel koruması olmaya adaydı. Malice Do'urden'in yüzündeki hoşnut gülümseme giderek daha çok yayılırken, Valerrny kendi annesine lanet etti.
Valerrny son gücüyle haykırdı, "Yüce Lloth! Kardeşimin buraya getirilmesine izin ver!"
Ona sonsuz gibi gelen o kısacık anda herkes sustu... Lloth gitmişti. Daha sonuç verilmeden iradesi onlarla ilgilenmeyi bırakmıştı. Her drow dişisi hayret nidalarında bulunurken, Keraunzaalar daha da zor bir durumda kaldı. Lloth'un İralde için olan emrini önceden almış olan Baenre, gerikalanlar ve ev için ne yapması gerektiğini bilemedi. Lloth'a durmadan seslendi. En sonunda 10 evinde matronların güçlerini birleştirip tanrıçalarına yakardı. Duyabildikleri tek şey, şimdilik kendi kararlarını vermeleri gerektiğine dair sıkı bir azar oldu. Tanrısal düzlemde her ne olduysa, Lloth öfkeden köpürüyordu. Lloth'un öfkesini iliklerine kadar hisseden drow dişileri sessizleşti. Hepsinin kafası karışmış olsa da, hiçbiri diğerine bunu yansıtmadı. Yüzlerindeki buz gibi maskeleri bir an bile kıpırdamadı.
Baenre kendini ilk toparlayanlardan oldu. O ilk evin efendisi ve Lloth'un gözbebeğiydi. Kendi başına daha öncede karar vermişti ve yine bunu yapmaktan korkmuyordu. Tam infaz emrini verecekken aklına bir fikir geldi, neden kızın oraya gelmesine izin vermeyecekti ki? Drowlar entrikacı bir ırktı, tıpkı kendisinin de olduğu gibi. Eğer ortada onun haberi olmadan bir şeyler dönüyorsa, bunu açığa çıkarmalıydı.
"Keraunzaa evine haber gönderin! Elinnya Keranunzaa buraya gelsin!"
Nefesini tutan dorw kadınları, karara en ufak bir itirazda bulunmadı. Bunun tek nedeni ise, kızı kendilerinin de merak etmeleriydi. Sabırla beklenen bir süre içinde kız karşılarında olacaktı.

Keranunzaaa ailesanini kapısında bir haberci Elinnya'yı arıyordu. Kasları üzerindeki deri askıları yırtacak cinsten bir dişi savaşçı, Baenreler'den haber getirmişti. Elinnya'ya haber hızla iletildi ve vaktinin geldiğini anlayan sakat drow başı önünde eşlikçisinin yanında yürümek için aşağı indi.
Birkaç saat sonra, çift kanatlı kapılar açıldı ve içeri yumuşak yüzlü bir drow kızı girdi. Herkes hayretle ona bakıyordu. Ne Briza Do'Urden'in dediği gibi sürüngen gibi sürünen bir ayağı vardı, ne de ablası İralde'nin ifade ettiği gibi herhangi bir sakatlığı. Kusursuz bir şekilde salonda ilerledi kız ve saygıyla önce Lloth büstünün, sonra Baenre ve diğer evlerin önünde eğildi.
"Varlığınıza şahit olmak bir onur yüce rahibeler!" dedi yüzü gibi yumuşak bir sesle.
Valerrny yeniden acıyan bileğine baktı. Bileğine dağlanan garip sembol yavaş yavaş yok oluyordu. Beyninde iblisin zafer kazanmış sesini duydu.
"İyi iş değil mi?" dedi iblisin kendiyle övünen sesi.
Valerrny hoşnutça gülümsedi.
"İyi olduğu kadar, temiz de bir iş."

"Elinnya Keraunzaa, hakkında sakat bir kız olduğuna dair söylentiler geziniyor. Bunu bize kanıtlamalısın. Eğer yapamazsan sen ve ailen Lloth'un hiddetiyle titreyecek." Baenre bu sözleri her zamanki buyurgan sözüyle söylemişti ama kendisinin de kafası çok karışmıştı. Eğer bu bir illüzyonsa hepsini birden nasıl kandırmayı başarmıştı?
Elinnya anladığını belirten bir şekilde kafasını salladı. Ardından belindeki kuşağı çekip saçlarını topladı ki boynu ve yüzü açıkça görülsün diye. Kuşağın çıkmasıyla serbest kalan ve dökümlü bir hala elbisesini çıkardı acele etmeden. Çırılçıplak kalana kadar soyundu ve drow dişilerinin gözleri önünde hiçbir sakatlığı olmayan genç bir beden kaldı. Erkek kardeşinin büyüsü acizdi, bunun farkındaydı. Neden bilmiyordu ama o an, onca düşman gözün önünde kendini güvende hissediyordu. İçinden bir şükranda bulunmak geldi ama bu kesinlikle Lloth'a değildi. Orda, çıplak bir beden içinde özgürce yükselen ruhu, Lloth'a kendini kabul ettirmek yerine o an başlayan bir nefretle haykırmak istiyordu. Artık Lloth yoktu. Hayır... Artık o bilmediği bir koruyucusunun hizmetkârı olacaktı.
Kafalar allak bullak olmuştu. Az önce kızıyla gurur duyan Malice Do'Urden, şimdi sinirden kızarmış, siyah bir deri üzerinde bordoya çalan bir biçimde, yüzle duruyordu. Artık karar ne olacaktı? Kızın hiçbir kusuru yoktu. Ama Lloth diğer şikâyetçileri olmasa da İralde'yi onaylamıştı. Bir süre boyunca bunu tartıştılar ve Lloth'un geri dönmeyen iradesinden dolayı, karar ertelendi. Keraunzaalar yollandığında ise başbaşa kalan 10 ev, onları izlemeleri için birilerini seçmeye karar verdi. Artık Keraunzaalar gece gündüz izlenecekti. Madem Lloth kararı onlara bırakmıştı, onlarda değerlerini kanıtlamalıydı. Kanıt olmadan bir yıkım belki bir erkek için sorunsuzdu ama bir drow evi için bela getirebilirdi.
Valerrny zaferle yürürken, kusursuz bir biçimde yürümeye devam eden kız kardeşini koltuğunu altına aldı ve onunla ne kadar gururu duyduğunu anlattı. Annesi ve hain kız kardeşini geride bırakarak evin yolunu tuttu. Elinnya garip bir biçimde düzelmişliğinin kısalığının farkındaydı. Eve döndüklerinde her şey bitecek ve o yeninden topallayan bir utanç olacaktı. Ama o kısa an için bile ablası tarafından övülmek her şeye değerdi.

"Anne, seninle biraz konuşabilir miyiz?" İralde'nin tek düze sesi matron Keraunzaa'yı durdurdu.
"Sen ailemiz için bir numaralı utançsın! Aileni nasıl ele verirsin! Dua et de Valerrny bizi her nasıl olduysa kurtardı! Yoksa hepimiz senin yüzünden yıkıma uğrayacaktık! Bundan sonra senin gibi kıızm yok benim!" dedi belindeki kırbacı düşünmeden çekerken. İralde'nin yüzünde iğrenç bir gülümseme oluştu.
"Ben de bunu istiyorum zaten!" dedi, annesi kırbacını ileri savururken uzun kollu tuniğinin altından kayarak çıkan bir hançeri annesinin kalbine saplarken. Yılanbaşlı kırbacın dişeri İralde'nin omzunu sıyırdıysa da acı duyucak halde değildi.
"Senin gibi zayıf bir kadın annem olduğu için utanıyorum!" dedi ve ardına bakamdan cesedi orda bırakarak gitti. Nasıl olsa birkaç hizmetkarı temizlemesi için yollayacaktı.
"Sıra sizde..." dedi hırsla kısılan sesiyle fısıldayarak. Keraunzaa evi için matronluk mücadelesi resmen başlamıştı.

16 Haziran 2009

Site Tanıtımları-ÇROP(Çizgi Roman Okurları Platformu)

İşte benim gibi bir blog var bu defa tanıtımımızda :). Üretken, yorulmak nedir bilmeyen, ama bir o kadar da gülümseten bir blog. Ümit abi'nin güzel blogu ÇROP. Çizgiroman okumanın çocukalra özgü bir şey olmadığını herkese duyuyrurken, küçükler için öğretici etkinlikler de bulunan(trt'ye çıkmışalrdı), aynı zamanda üniversitelere gidip panel düzenleyen bir grup bu blog. Şiddetle tavsiye edilir.

Site Adı: Çizgi Roman Okurları Platformu (ÇROP)

Site Adresi: http://cizgiromanokurlariplatformu.blogspot.com

İletişim: croplatform@gmail.com

Sitenin Kuruluş Tarihi: 23 Nisan 2006

Sitenin Tanımı: ÇROP Blog, iki nedenden ötürü kurulmuştur. Bunlardan ilki çizgi roman alanında gerçekleştirdiğimiz projeleri duyurmak, ikincisi de okurlarımızı genel çizgi roman aleminden haberdar etmek, bilgilendirmek, farklı bakış açıları sunarak çizgi romanın bir sanat dalı olarak sadece kuru macera kurgusundan değil içerik olarak da yoğun mesajlardan oluştuğunu algılatmak.

Sitenin Amacı: ÇROP’un kuruluşu bir etkinlikle başladı: “Yayınevlerimize çizgi roman bastıkları için teşekkür kartpostalı atmak”. Başta okurlara gülünç gelen bu etkinlik zamanla katlanarak artan ve büyüyen projelere dönüştü. Elbette “ben çizgi roman okuruyum” diyerek ÇROP’a destek verenler de arttı. Blogumuzun yukarıda, Site tanıtımında geçen amaçlarına ek olarak çok ciddi bir amacı belirginleşti: Çizgi roman okurunun “sanatına sahip çıkması” için özgüvenini arttırmak. Okurların bir çoğunun, özellikle de 30 yaş üzerinin, çizgi roman okuru olduğunu söylemekten korktuğu bir gerçekken şimdilerde her yaştan okur Blog’a yazıyor, facebook üyemiz oluyor en azından çevresine “çizgi roman okuruyum” diyebiliyor, önerilerde bulunuyor okunması için. Bununla birlikte ÇROP’un tür, ekol, hedef kitleler arasında köprü olmak gibi bir misyonu da bulunmaktadır. Karikatür, mizah çizgi romanları, çizgi roman, çocuk çizgi romanları, fumetti, comics, manga, frankofon…
ÇROP Blog tümüne sayfasında yer vererek tüm çizgi roman okurlarının ortak bir sanatın parçası olduğunu hatırlatmaya çabalıyor.

Site Tanıtımları-Akvadi

Site Adı: Akvadi

Site Adresi: http://www.akvadi.net

Sitenin Kuruluş Tarihi: 01.09.2004

Site Tanımı: Akvadi, her yaştan ve her kesimden insana hitap edebilen, kendi fantastik dünyasına, dünyasına özel frp sistemine, özgün hikayesine ve forum üstünden yıllardır oynanan Akvadi Dünyası oyunuyla büyük bir oyuncu kitlesine sahip olan, Türkçe rol oyunlarını destekleyen ve kurulduğu günden beri yükselişini sürdüren bir kültür&sanat ve rol yapma oyunları sitesidir.

Sitenin Amacı: Akvadi’nin amacı, fantastik dünyayla henüz tanışmamış, ilgili oyuncuları dünyaya dahil ederek oyuncuların frp kültürünü ve bilgisini arttırmak, kendi hikayesi ve sistemiyle internet üstünden sürekli devam eden aktif bir rol yapma oyunu yaratmak, Türkçe rol oyunlarının gelişimini sağlamak, üyelerine Akvadi’nin sadece bir internet sitesi değil, hepimizin hayal gücüyle yaratılmış fantastik bir diyar olduğunu hissettirmek ve şu ana kadar başarıyla yerine getirdiğimiz bu amaçları önümüzdeki yıllarda da geliştirerek sürdürmektir.

13 Haziran 2009

Tutkunun Çağrısı

Birazdan okuyacağınız hikaye ilk olarak Kayıprıhtım'ın "aylık öykü seçkisi"nde yayınlamıştır. Bu ayki tema "göl"dü ve bu hikaye göl teması üzerine yazılmıştır. Eğer, öykü seçkisine gitmek istiyorsanız tıklayın. İyi okumalar.


Orda, uzakta bir yerde, var olanla olmayanın kesiştiği noktaya, “kesişen nokta” demişti oranın sakinleri. İşte o göl de tam olarak bu kesişme noktasındaydı. Sadece o ve onunla yüzyıllardır yaşayan halkın ona verdiği kutsal varlığı vardı… ve en büyük korkusu. Saygıyla karışık bir korkuydu bu. Gölün kutsallığına duyulan saygından türemiş bir cevaptı sanki. Ya da, gölün koyduğu kurallara katıksız itaat…
Gölün kutsal varlığı, canlılığından geliyordu o zamanlar. Yaşayan bir ruhun parçası, konuşan, isteklerini sıralayan ve çoğu zaman susan bir varlıktı o. Onun halktan tek bir isteği vardı, o da kimsenin onun sularına girmemesiydi. Ama ne garipti ki, her gece halktan biri onu çağıran gölü rüyalarında görür, ama korkuya yenik düşer ve yakınına gittikten sonra arkasına bakmadan kaçardı. Yine de, gölün çağırdıkları özel kişilerin olduğu bilinse de bu asla ve asla sözlerle ifade edilmezdi. Göl kutsaldı ve kutsal şeylere dokunulmazdı. Sadece aralarından bazıları bu şerefe nail olurlardı; onlar da bu yaşayan varlığın ödülleriyle başka bir boyuta geçerdi.
Derme çatma bir kulübenin içinde yaşayan yalnız bir kız vardı o halk arasında. Sahip olduklarını çok zaman önce kaybetmişti ve genç bir kızın yalnızlığına ağlardı yıkık dökük kulübe duvarları. Onun hüznüyle içerlenir ve onun dayanıksızlığıyla esen her rüzgârla etrafa dağılırdı. Soğuk kış geceleri, çıplak ayaklarına vuran soğukla daha da çökermiş kalan bir avuç iradesi. Var olanla olmayanın sınırında, ait olmadığını hissettiği bir yerin insanıydı o ve içindeki arayışa çok geçmeden cevap bulacağını bilemeden uyudu gece boyu.
Huzursuz geceler teker teker her kapıyı çalmaya devam ettiği bir gece, sıra ona gelecekti. Göl onun varlığından haberdardı, ama heyhat kız da öyle miydi acaba? Herkesi tek tek, her bir ruh kırıntısına kadar işleyerek taradı göl. Kutsal varlığıyla onlara tatlı sözler fısıldadı ve kendine çağırdı. “Bana gel.” Dedi hoş bir erkeğin cezbeden sesiyle insanlara,”Gel ki, seninle bir olalım ve ben seni kesişen noktadan alıp, gerçek varlığa taşıyayım.”
Huzursuzca kıpırdandı gölün kıyısındaki halk. Rüyaların uğradıkları çekici sesin teklifleriyle mutlu oldu, ama sonra halkın yaşlılarının uyarılarını hatırladı ve rüya iyice huzursuz bir hale geldi. Ter içinde uyanan birçok insan, yarın bu olaydan kesinlikle bahsetmeyecek ve çağrılan tek kişinin kendileri olduklarını düşünmeye devam edeceklerdi. Bu hep böyle değil miydi zaten?
Yaşayan göl mutluydu bugün. Onun vereceği hediyeyi hak edecek birini bulmuştu sonunda. Ruhani uzantılarını kızın göğsüne soktu ve ruhunu karıştırmaya başladı. Umursamazca her özel noktasına nüfus ediyor, hayatına dair olanları araştırıyordu. Kızın rahatsız uykusunu katlanılmaz kılıyor, ama ona vereceği hediyeyle teselli ediyordu. Kız ter içinde uyandığında, tıpkı diğerleri gibi, halkının yaşlılarının uyarılarını hatırladı.
“Gölün yakınına gitmek tehlikelidir. Yakınında olmak yasak olmasa bile, onunu güzelliğine kapılıp sularına girersen seni var olmayana fırlatır! Seni kimse kurtaramaz çocuğum… Gölle anlaşmamız budur. Hiç kimse ama hiç kimse sularında yüzmemelidir!”
Herkesin takıldığı nokta da buydu aslında. Göl kimseyi sularında istememesine rağmen, vereceği hediyeyi herkesin rüyalarına sokmaktan geri durmazdı. Nadiren de olsa, birilerini gerçekten hoş görüyle kabul ettiği zamanlarda da onları var olana taşırdı. Hüzünlü ve yalnız kız işte tam bunları tartıyordu kafasında. Gölün onun acılarına temas ederek onu anladığını düşündü ve ona karşı hissettiği çekime her geçen dakika yenik düşmeye başladı.
Sabaha kadar gözüne uyku girmemişti ve şimdi çıplak ayaklarla ona doğru koşuyordu. Elleri uzun zamandır dokunmadığı bir yaşayanın varlığına duyulan özlemi taşırken, gökteki solgun ay yüzündeki huzur arayışını etrafta olmayanlara anlatıyordu. “Bakın,” dedi Ay, yanındaki yıldızlara dönerek,
“işte biri daha ona doğru gidiyor. Bu döngü hiç bitmeyecek!”
Ardından yıldızlar başlarını çevirdiler. Kızı onaylamayan bakışlarıyla gözlerini kırptılar ve yok oldular. Sıra artık Güneş’indi; ışığıyla umut veren, sarıp sarmalayan ve yargılayan Güneş’in. Güneş doğdu böylece. Onun yeni doğan ışınları altında çıplak ayaklarını yere her vurduğunda şıp şıp diye ses çıkaran bir kızı izlemeye koyuldu. “Ona gidiyor.”dedi uzaklarda dinlenen Ay’a dönerek ve Ay onaylamadığını belirtmek için tamamen ortadan kayboldu.
Koşmaktan bitap düşen dizlerine yenik düştüğünde artık gölün kenarına varmıştı. Dizlerinin üzerine yığıldı ve o an gölün kutsal sınırlarında olduğunu gördü. Dizlerinin üzerinden kalkmadı, zira varlığına olan saygısını tüm anlamıyla ifade etmek istiyordu. Bir süre diz çökmüş biçimde bekledi ama hiçbir kıpırtı olmadı. Sonra oturur pozisyona geçti ve yine bir şey olmadı. Göl onu deniyor muydu? Ama o, varlığa ve mutluluğa o kadar açtı ki, beklemekten dert etmedi. Sabretti ve karşılığını da aldı. Ona sonsuz, göl için ise kısa bir an kadar bekledi ve sonra sularda kıpırtılar olmaya başladı. Günün yarısı onun konuşmasını bekleyerek geçmişti ve korkudan tek kelime bile edememişti o.
Sular dalgalandı aheste aheste. Sanki birinin esnemesi gibi gerindi ve yükseldi. Sonra yükselen sular kızın korkuyla dolu bakışları altında çöktü ve yüzeyde belirli bir şekil oluştu: bir yaşayanın ince dudakları. Yükselen sulardan bir kısmı yüzeyde kalmış ve çökenlerle birlikte bu şekli oluşturmuştu. Kim bilir, belki gölün kutsal varlığı onun anlayamayacağı bir biçimde olduğu için, onla iletişime geçmek için onun basit beyninin anlayacağı bir seviyeye inmişti.
Önce derin bir nefes almak için açıldı ağız ve suları çekilen havayla titreşti. Ardından, ilk kelimeler döküldü sulardan oluşmuş dudaklardan,
“Bana gelecek kadar cesurmuşsun. Seni takdir ettim.”
Kız yaşadığı şoku, hayatının hiçbir karesinde yaşamamıştı; yaşayamazdı da. Rüyasında konuşan çekici erkeğin sesi, şimdi gölün sularla dalgalanan dudaklarından dökülüyordu. Her nefes alışında inip çıkan bir göğüs gibi sular inip kalkıyor, kelimelere can verdiği sesiyle onu kendine esir ediyordu.
“Sizin varlığınızla onurlandım…” dedi yeniden dizlerinin üzerine çökerek. Göl bir süre sustu. Ona bir şey demeye gerek görmemişti; belki de yaptığı hareketin keyfini sürüyordu.
“En üzücü, en yalnız ve en karanlık anılarına dokundum. Seni tanıdım, seni hissettim ve seni buraya çağırmaya layık gördüm.” Yaptığı özel hayata bir müdahaleydi, ancak gölün özür dilemeye hiç niyeti yoktu. O, yaşayan, kutsal bir varlıktı ve o af dilemek gibi bir nezaket gösterisinde bulunmayacak kadar önemliydi.
“Beni buraya çağırmaya layık gördüğünüz için size minnetimi sunmaktan başka verecek bir şeyim yok.” dedi kız gölün varlığı altında ezilerek. “Beni bağışlayın ve lütfen kovmayın…”
“Seni kovmak mı?”dedi göl. “Seni kovacak olsam buraya hiç çağırmazdım. Kararlarımı uzun sürelere yayarak veririm ve seni ben seçtim, başkası değil. Bu durumda senden bir beklentim yok. Tek amacım sohbet etmek. Sen de yalnızsın ben de… Bu yüzden anılarında gezindim ve seni buldum.”
Kız bu sözlerle yıkılmıştı. Gölün onu diğer boyuta geçireceğini ve kesişen noktadan alıp gerçek varlığa götüreceğini sanmıştı.
“Ama efendim, ben sanmıştım ki…” bu noktada göl kızın sözünü hiddetle kesti.” Ne sanmıştın! Yoksa seni temiz sularıma alacağımı ve diğer boyuta taşıyacağımı mı? Git buradan seni nankör! Git ki Güneş’i seni kavurmak için çağırmayayım; git ki Ay’ı geceleri seni karanlıkta bırakması için görevlendirmeyeyim!”
Gölün ani hiddetiyle afallayan kız, arkasına bakmadan gözünde yaşlarla kaçtı. Ne yapmıştı? Nasıl bir pot kırmıştı? Eline geçen tek şansı mahvetmişti ve işte yine yalnız ve hüzünlü gecelerine dönüyordu. Ağlamaktan bitap düştüğünde uyuyabildi ancak. Kulübe duvarları yine onun hüznü paylaştı ve kapıyı çalan rüzgâra karşı koyacak direnci kendilerinde bulamadılar. Ama rüzgâr onlara gölün sesini getirmişti. “Seni affettim… Ben çabuk hiddetlendiğim kadar çabuk da affederim. Şimdi kalk ve bana gel. Beni fazla bekletme ki, sohbetimizden en ufak bir parça bile zamana yenik düşmesin.”
Mucizevî bir biçimde oldukça dinç bir şekilde uyanan kız apar topar göle koştu. Yine dizleri isyan edene kadar koştu ve yine dizlerinin üzerine düştüğünde oradaydı. Bu defa dudaklar çoktan şekillerini bürünmüş, hazır bekliyordu.
“Sonunda geldin.” Dedi cazibeli erkeksi sesiyle.
“Geldim… Beni affettiniz!” dedi kız neşeyle.
“Sizli bizli konuşmaları bir kenara bırak. Ben buraya sohbet edeceğim birini çağırdım, bir köleyi değil.” Dedi göl umursamazca. Ama sözlerindeki samimiyet yadsınamazdı. Kızın beyninde gölden duyduğu ilk sözler yankılandı “Sen de yalnızsın ben de…” Başını minnettarlıkla eğdi. Orda olmaktan memnundu. Sadece o ve kendisi vardı. Yıldızlar küskün duruşunu sürdürse de, o bunu göremeyecek kadar kördü.
Böylece başladı sohbetleri. Saatlerini, bazense günlerini harcadı gölün kıyısında. Onun güzelliği ve ihtişamıyla büyülendi. Her konuştuğunda kelimelerine can veren muhteşem sesiyle başı döndü. Ve en sonunda ona âşık oldu…
Önce her gece evine dönüyordu, ama zamanla göl onu yollasa da o gitmemeye başladı. Halkı onu aramaya çıktı bir zaman sonra. Onun umutsuz ve kendini koy vermiş görüntüsü, dingin sokakların arasında hüznü saçarak gezmediğini fark etmek zaman almamıştı. Bir yerde bir eksiklikleri vardı. Mutsuzlukları eksikti ve mutsuzluk olmadan insan mutluluğun değerini bilemezdi. Kademe kademe aralarından silinen, önce gezinişleri nadirleşen ve sonra tamamen yok olan mutsuzluklarına karşı özlem duymaya başladılar. Böylece onu aramaya çıktılar. Kimsenin aklına göle bakmak gelmemişti. Kız yalnız ve mutsuz olabilirdi, ama gölün kutsal varlığını rahatsız etmek gibi bir terbiyesizliği yapacak cinsten de değildi. Günlerce onu aradılar. Mutlu değerlerinin kıymetini bilmek için, mutsuzluklarına koştular. Ama sonuç bir hiçti.
Kız her gece gölün kıyısında uyuduğunda, göl onu sularıyla örtmeye başlamıştı. Ancak bunu her yaptığında, ruhani varlığı yine onun ıssız, karanlık ve iç parçalayan anılarında geziniyordu. Sırf, birinin varlığını hissetmek için katlandı buna ve mutlu olduğunu düşündü. Tek yaptığı ise kendini kandırmaktı. İçinde duyduğu aşk dalga dalga yükselirken, o buna yenik düştü. İçinde bir gün bir tufan koptu ve aşkı su yüzeyine çıktı.
“Seni seviyorum!”dedi bir an bile tereddüt etmeden. “Seni bu hayattaki her şeyden bile çok seviyorum! Hatta dayanılmazca ve bencilce istediğim var olmaktan bile çok!”
Göl yine bir süre sessizleşti… Ardından kıza umut veren sözler döküldü suya kazılı dudaklarından.
” Ben eskiden senin gibi kesişen noktada bir insandım. Sonra var olma tutkusuyla yanıp tutuşurken, var olmanın bedeli olarak bu göle dönüştüm. Şimdi seni sularıma alacağım ve sana gerçek görüntümü göstereceğim. Böylece sen ve ben bir olacağız! Çünkü ben de seni seviyorum!”
Kız için bundan daha büyük bir mutluluk olamazdı. Kendini avuttuğu, gölün ona olan acı verici dokunuşlarıyla geçen yalancı mutluluğu bile parçalanmış ve gerçeğe dönüşmüştü. Şimdi göl onu gerçekliğe kavuşturacak ve dahası, ona gerçek bir erkek olacaktı.
Yavaş yavaş suya girmeye başladı. Dudaklar su yüzeyinden kayboldu. Beyninde bir ses yankılandı. “Gel!” dedi göl coşkuyla, “Bana gel! Ve benim ol!” Kız kendini serin ve parlak sulara bıraktı ve bir an sonra suyun dibine doğru sürüklenmeye başladı. Derine indikçe yüzeydeki ışık azaldı. En dibe geldiğinde ise, nefesi nerdeyse tükenme noktasındaydı. Dipte bir erkek, onu cazibeli sesiyle baştan çıkaran çekici bir erkek görmeyi bekledi, ama tek bulduğu uğursuz, mat bir ışıkla aydınlanan kurumuş cesetler oldu. Dehşet içinde bağırmaya çalıştıysa da, bu sadece kalan son nefesini dikkatsizce sarf etmek oldu.
“Ne de güzel bana itaat ettin!” dedi göl delice bir kahkahayla kızın beyninin içinde.
“Bana yalan söyledin!” diye haykırdı kız ona zihninden seslenen göle aynı yolla.
“Sana hiç yalan söylemedim aptal kız! Sana, seninle bir olacağımı söyledim ve işte şimdi senin özünü alacağım ki, ben yaşamaya devam edeyim! Hımm, tabii sevgi konusunda bazı ufak detayları abartmış olabilirim, ama ben her kurbanımı severim!” dedi aynı rahatsız edici kahkahayla.
Kız nefesini yeniden kazanmak için yüzeye doğru var gücüyle çıkarken gölün son sözlerini duydu.
“O kadar acele etme! Burası benim yaşama alanım ve burada hâkimiyet de, güç de benim! Şu an sesini kullandığım aptal ve ondan öncekiler de bunu çok denedi. Ama kazanan hep ben oldum!” dedi ve ardından şeytani ruhunun uzantılarıyla kızı sardı. Onu mengene gibi görünmez dokunaçlarıyla sıktı ve çığlık atmak için açılan ağzına girdi. Kız en ufak bir ses bile çıkaramadan öncelikle ondan sesini aldı. Ardından, sesi kendi özüne yedirirken, kalan son şeyi, yaşam enerjisini de ondan aldı. Kızın etleri içine göçtü, derisi kemiklerine yapıştı ve kurumuş bir ölü olarak dipte yatanlara katıldı.
Halk kızı bulamayınca Güneş’e danıştılar. Güneş’in cevabı ise, oldukça netti.
“Göle gidin bakın! Hani şu kutsallaştırdığınız göle! Onu orda bulacaksınız ya da bulamayacaksınız! Ey kayıp insanlar, kesişen noktayı unutun ve yaşamaya devam edin!”
Güneş’in önünde saygıyla eğildi halk ve göle koştular. Göle kızı sorduklarında cevap saatler sonra geldi. Merakla ve ona muhtaç olarak bekleyişlerini seviyordu.
“Onu ben aldım!” dedi giderek çatlayan ve ihtişamını kaybeden bir erkeğin sesiyle. Konuştuğunda herkes bu çatlak sesle titredi.
“Kız çok yalnızdı ve bende ona gerçeği bahşettim! Artık diğer boyutta. Var olanın yanında…” bunu üzerine sustu ve halk neşe içinde dağıldı. Mutsuzlukları artık yoktu ama en azından bir kayıp daha tutkusuna ulaşmış ve var olana geçmişti.
Akşamüstüne doğru Ay, Güneş’in yanına indi.
“Baksana bilge Güneş,”dedi Ay endişeyle,”Bu masum halk ne zamana kadar daha böyle sömürülecek?”
Güneş öfkeyle yüzünü öyle bir çevirdi ki, gece saatlere yayılmak yerine bir anda yeryüzüne indi.
“Ne zamanki kesişen nokta diye bir şey olmadığını ve aslında en başından beri var olduklarını anlarlar işte o zaman sömürü biter! Ama o zamana kadar, gölün şeytani yalanlarının ve onları avucundan tutmak için uydurduğu gerçekten var olma saçmalığının esiri olmaya devam edecekler.” Bu sözlerle birlikte Güneş gitti.
Ay, başını eğdi ve onu neşelendirmek için yıldızlar yanına indi. Onlara dönüp bakmak için arkasını döndü.
“Onlar gerçekten varlar. Ama bunu anlayana kadar kayıplar ölüme yürümeye devam edecek.”dedi ve yıldızlar onunla ağladı.
***
Mutsuz bir genç, yatağında huzursuzca dönüyordu. Onun en karanlık ve en mutsuz anılarına dokunuyordu göl o sırada.
“Gel.” dedi hüzünlü bir kızın sesiyle. “Bana gel…”
Ve genç yatağından kalkıp, delice bir hızla göle doğru koştu. Onu baştan çıkaran hüzünlü bir kızın sesine doğru koştu…

01 Haziran 2009

Site Tanıtımları- Kayıp Rıhtım

Özellikle beklediğim, kardeş siteme geldi sıra sonunda ^^. Türk Fantazya Birliği'nin belirlenen sırada giden tanıtımlarına devam ediyoruz ve bu haftaki tanıtım durmadan adı geçen Kayıprıhtım'a ait. Yaklaşık 6 ay önce tanıştırıldığım bir site. Ziraa magicalbronze'un blogum için yazdığı yazıda tanışmamız yazıyor. İşte zamanla forumlarında yaza yaza birkaç hafta önce b sitenin forumunda Genel Editör oldum. Bu yüzden bugün tanıtılacak site benim de sayılır :). Dostane, sıcak ve kültür deposu olduğu kadar fantastiğin her köşeye çöreklendiği ve yeni açılan "korku & gerilim" kısmıyla ufkunu açan bir site burası. Forumunu şiddetle tavsiye ediyorum herkese. Beni de orda "Fırtınakıran" kullanıcı adıyla bulabilirsiniz ^^. Şimdi site admini magicalbronze(Hakan) sizlere site(mizi)sini tanıtsın.

Site Adı: Kayıp Rıhtım

Site Adresi: www.KayipRihtim.org

Sitenin Kuruluş Tarihi: 01.01.2008

Sitenin Tanıtımı: Fantastik Kurgu ve Edebiyatı hakkında türlü türlü bilgilere, kitap tanıtımlarına, röportajlara, incelemelere ve fantastik dünyada yaşanan son gelişmelere kadar, her gün güncellenmekte olan içeriğe erişebilmenin yanı sıra; site içerisindeki tartışmalara katılabilme, konular hakkında fikirlerinizi belirtebilmenize olanak sağlayan, bir yandan da FRP, Bilim Kurgu gibi yakın türlere değinmekte olan samimi ve aktif platform.

Sitenin Amacı: Doksanların sonlarından günümüze kadar hala emekleme dönemini atlatamamış bu tür için yani fantastik edebiyat için, edebiyat alanında gerçek anlamda bir yer kazandırmaya çalışmaktır. Bilim Kurgu ve FRP’nin yanı sıra “fantastik edebiyat” ve “fantastik kurgu” alanında daha aktif çalışmalar yapmaktır. Türün sadece yazgısal bölümünü değil basımına kadar işleyen süreçleri irdelemektir. Yalnızca yazarı ve kitabı değil aynı zamanda editörü, çevirmeni, yayınevi, çizeri gibi önemli rol oynayan çevreleri de tanıtmaktır.


Eklemek istediklerim;
Forumda, "Sakat Rahibe" isimli hikayemi de eş zamanlı olarak yayınladığımı söylüyorum her yeni bölümde zaten. Bu nedenle ben bu tanıtıma ekstra olarak forumlarını da kısaca ben tanıtmak istiyorum. İçinde Ejderhamızrağı, Unutulmuş Diyarlar, Harry Potter, Yüzüklerin Efendisi, Kara Kule(Stephen King), Ravenloft, Talihisiz Serüvenler, Miras Döngüsü ve Narnina Günlükleri dışında, blümü-kurgu ve korku edebiyatını da içeren bir forum. Bunların yanı sıra tartışma platformalrı, genelk kültür, mitoloji vs. gibi farklı tatlarda seçeneklerde sunuyor size.
Foruma gitmek için TIKLAYIN!.