Öyle bir şey yap ki bizim için;ölümün korkunç yüzünü söküp atmış ol ellerinle.Seninkinin adı "sonsuzluğa ulaşmak" olsun...Bize de ardından "kahraman" demek kalsın!

19 Temmuz 2011

Ölümsüz Hatıralar Salonu


Tercihe bağlı eşlik şarkısı.

Yılların eskitemediği kahkahalar, rakslar, flörtler ve dedikodular balo salonunun tozu ve çürümüşlüğünün içinde bile hala canlıydı. Ne ellerini hafifçe ağzına kapatarak gülen, dantelli eldivenli nazik hanımefendiler, ne de kusursuzluk abidesi fırfırlı gömlekleri ve fraklarıyla centilmen beylerden eser vardı şimdi. Ama yine de, o ihtişamını kaybetmiş, sıvaları dökülmüş ve rutubetin salgın hastalık gibi dört bir yanını sardığı koca gövdesinde halen daha anılar taptazeydi. Şişman bir hanımın yağlı belindeki, oval, pulları dökülmüş bir kuşak gibi sarmalıyordu ziyaretçilerini. Belki tavanlarındaki altın varaklar çalınmıştı, duvarlarındaki tablolar tanınmaz haldeydi ve hatta koca dans pistinde ölü hayvanların leşleri vardı; ne fark ederdi? Geçen zaman içinde muhafaza ettiği anılarını şimdi iki ziyaretçisine sergiliyordu balo salonu. Asillerin dedikodularını, centilmenlerin flörtlerini ve küçük hanımların kıkırdamalarını taşıyordu onlara. Yaşıyordu. Asla ölmemişti ki.

Devamını okuyun -->>

14 Temmuz 2011

Ne Okuyorum? #4: Rüyanın Öte Yakası


Bu yazı ilk olarak KayıpRıhtım'da yayınlanmıştır.

Yalnız kendi varlıklarını yadsımış olanların oynamaya can attığı bir oyundur Tanrıcılık.


Söz konusu rüyalar olunca klişeleşmiş konuların hücumuna maruz kalma ihtimali biz okurları korkuturken, rüyaların o bilinmez ve tekinsiz âleminde gezip görebileceklerimiz de aynı oranda meraklandırır. Rüyalar âleminin kabus sosuna batırılmış pembe kapılarının ardından ne geleceğini asla bilemediğiniz ve gündelik hayatımızda da kâh boğuştuğumuz kâh uyanmak istemediğimiz o rüyalarımızın bir de gerçek çıkmak gibi muzip huyları vardır. Hele bir de egomuza sağladığı o “üstün insan” olma hissi yok mudur… Ama bu durum ne kadar ürkütücü veya üstünlük hissi uyandırsa da hiç kimse George Orr’un yeteneğine ve onunu bilinçaltı ile durmaksızın yıkılıp yeniden inşa edilen dünyasına sahip olmamıştır. Yine de George’un şöyle bir sorunu vardır: onun düşüncesine göre, o kimdir ki dünyanın düzenine böyle etki edebilecek bir hakka sahiptir?

Kitabın derinlerine dalıp, rüyalar ile gerçeklerin aynı tezgâhta yoğruluşuna değinmeden önce, kitabın orijinal adı ve başarılarına değinmek en iyisi olacaktır.

Devamını okuyun -->>

7 Temmuz 2011

Biz Bunu İstiyoruz: “The Kingkiller Chronicle”

Biz Bunu istiyoruz ne midir? Bir Kayıp Rıhtım projesi olmasının dışında, size burda gereksiz laf uzatmaları ile meşgul etmeyeceğim. Onun yerine, ne olduğu ve ilk adımı ile hangi seriyi gündeme getirdiğimizi anlatan haber yazımı sizlere sunarak yazı ile başbaşa bırakıyorum :).

Kayıp Rıhtım yinedur durak bilmiyor!



Fantazyanın büyülü dalgalarında sürüklenen bizler, asla elimizdekiyle yetinmedik. Hayır, hayal gücünün sınırlandırılmasına katlanamadık ve her zaman daha fazlasını istedik. Ve bir gün, nisan ayının başında, tüm bunların sonucu olarak “Biz Bunu İstiyoruz!” doğdu.

Biz Bunu İstiyoruz, hep uzaktan baktığımız ve dilimize çevrilse bile o vakte kadar yılların geçtiği kitapları okumanın bizim de hakkımız olduğunu haykıran, baş kaldıran ve sizlerin, herkesin, isteğini özgürce dile getiren bir projedir. Ama tek başına bir duruş olmaktan öte, bizlerin sizlere sunacağı çeşitli bilgilendirmeler, arka kapak yazıları, yabancı okurların incelemeleri, yorumları ve en önemlisi kitapların ön okumaları ile bütünleşen bir çalışmadır bu.

Bundan sonra, sizler ve bizler, okumak istediklerimizi bu proje altında duyuracak, o kitaplardan haberdar olmayanları bilgilendirecek ve her daim tek bir bütün olarak fantastik ile bilimkurgunun, ebedi diyarlarında sessimizi duyuracağız.

Çünkü: “Biz Bunu İstiyoruz!

Devamını okuyun -->>

5 Temmuz 2011

Kitapların Kısaltılması ya da Sadeleştirilmesi Ne Kadar Doğru?


Baştan söyleyeyim, burada söyleyeceklerim çocuklar için sadeleştirilmiş kitapları kapsamamaktadır.


Bugün pek çok kitap çeşitli sadeleştirmelere ve kısaltmalara uğramakta. Bazı kısımları atlanıyor ya da dili ağır bulunup sadeleştiriliyor.

Şimdi soruyorum, bunu değerlendirebilecek ölçüde miyiz? Biz kim oluyoruz ki bir yazarın eserini, belki onun göz nuru olan o yazılı sevgilisini yargılayıp, adeta o esere tecavüz ediyoruz?

Söz gelimi dili halk tarafından ağır bulunur diye bir kitabı sadeleştirmek yazara yapılan bir saygısızlık değil midir? Ya da bazen şöyle yapılıyor (belli kitapevlerince), kitabın içinde geçen bazı unsurlar bizim kültürümüze ters olduğu için daha uygun hale getirilerek basılıyor (birkaç yayınevinin politikasıdır, isim vermek istemiyorum). Ancak, yazarın yazdığı dili sırf okuyucuya hitap etmez ya da ağır gelir diye sadeleştirmek veyahut kültürel etmenlerden ötürü değiştirmek gibi bir kararı, kişi nasıl verebilir?

Devamını okuyun -->>

28 Haziran 2011

Ne Okuyorum? #3: Amerikan Tanrıları


İlk olarak 2002 yılında İnkılap Kitabevi tarafından basılmıştı ancak baskısı tükendi ve arkası gelmedi. Neil Gaiman hayranları için büüyk bir yıkım oldu bu ve kitabı okuyamayanlar yıllarca diillerinde bu kitabın adıyla dolaştı. Sonra bu yılın (2011) Nisan ayında İthaki imdadımıza yetişti ve kitabı yeniden çevirerek bizlere sundu.

Edebiyatın rock yıldızı olarak tabir edilen Neil Gaiman'ın, Sandman'den sonra en önemli eseri olarak kabul edilen Amerikan Tanrıları'ndan başka bir şey değil bu söylediklerim.

Devamını okuyun -->>

22 Haziran 2011

Çamaşır Yıkayan Şövalye


Okuyacağınız bu hikaye Komik Fantastik (Comic Fantasy) türündedir.

Kötülerin uslu durmadığı zamanın birinde, adına Uzak Uzak Ülke* dedikleri bir yerde bir kahraman yaşardı. Saçları lav kızılı, gözleri okyanus mavisi ve kılıcı ölümün ta kendisiydi. Yardıma koşarken rüzgârları peşine takar, kılıcını savururken etrafa adalet dağıtırdı. Savaşın şiddeti saçlarını kızıl dalgalar halinde savurur, emrindeki adamları güzelliğine hayran olurdu.

Ancak her cesur kahramanın bir de en az onun kadar azılı bir baş düşmanı olur ya, bu kahramanımızın da bir baş düşmanı olmazsa olmazdı. Kader onu yalnız bırakmadı ve ona ortalığı karıştırmaya meraklı, hınzır kötülerin en güçlü büyücüsünü sundu. Adaletin kızıl şafağının karşısına, gecenin kuzguni siyah karanlığını koydu hayat ve onlar yıllar boyunca savaştı durdu.

Devamını okuyun -->>

17 Haziran 2011

Çizgiromandan Sonra Sıra Karikatür Atölyesinde!


Geçen sene Eylül-Ekim döneminde Çizgiroman ve Manga Atölyesi ile oldukça keyifli anlar yaşamış ve tadı damağımda kalmıştı. Ümit Kireççi ve beraberindeki iki çizerle birlikte hem çizgiroman tarihine değinilmişti (esprili anlatım ve herkesten yükselen kahkahalara değinmiyorum bile!) hem de daha sonra manganın gelişi ve sonradan gelen bir tür olmasına rağmen çizgiroman dünyasını etkileyişi anlatılmıştı. Ufak çizimler de yapmıştık, ayrıca :).

O gün çıkarken Ümit abiye (Ümit Kireççi) bunun devamını istediğimi söylemiştim. Gerçekten halen daha o günü büyük bir tebessüm ile anıyorum. Dualarım kabul oldu sanırım...


21, 22, 23 Haziran
'da Karikatür Atölyesi ile geri geliyorlar! Yine Ümit Kireççi ve beraberinde arkadaşları ile bakın neler yapacaklarmış:

Devamını okuyun -->>

15 Haziran 2011

Radyoda Epik Müzikler ve BKF Sohbetleri


Bahsettiğim şey tam olarak başlıkta ifade ettiğimdir. Ama size daha fazla detay vermek de bana düşüyor elbette :).

KayıpRıhtım sitesi ile olan bağlantılarımı biliyorsunuz ve bizler site olarak yaklaşık 6 ay önce bir radyo kurduk. Bu radyoda, üyelerimizin çeşitli konularda, çeşitli programları var. Ama benim size anlatacağım hem Kayıp Rıhtım'ın hem de blogumun temasını oluşturan iki adet programdır: Kahramanın Yol Türküsü ve Son Gulyabani'nin Yeri.

Devamını okuyun -->>

12 Haziran 2011

Ne Okuyorum? #2: Deliliği Beklerken


Pek çok Türk fantastik/bilikurgu okurunun kendi milletinin yazarlarına dair önyargıları vardır. Evet, benim de var. Sırf bu yüzden yıllarca Türk yazarlara burun kıvırdım, elimi bile uzatmadım. Nerede övgür gördüysem hep bir "acaba?" ile yaklaştım ve param daha kıymetli geldi, almadım. Herkese hak veriyorum bu konuda, kimse parasını boşa harcamak istemez. Ama, yakın zamanda ben bu önyargılarımı kırdım ve göğsün kabararak söylüyorum ki Ülkemin Yazarları İle Gurur Duyuyorum!

Peki bu kadar konuştum ettim de, neden tüm bu tantana? Çünkü, Dublörün Dilemması'ndan sonra yine bir Türk yazarın kitabı ile geldim karşınıza. Ama bu defa esprili bir dil ve konu beklemeyin. Çünkü Deliliği Beklerken'in konusu, açıkçası bir hayli ürkütücü.

Kitabın arkasından bir söz ile başlamak istiyorum yazıma; çünkü o söz bence kitabı en iyi özetleyen vurguya sahip. Diyor ki; "Canavarlarınızla yüzleşmediğiniz sürece, hangi taraf daha çok korkuyor, bilemesiniz..."
Gerçekten etkileyici bir cümle ve buram buram merak kokuyor. Dahası, bu söz tüm kitap boyunca bana şunu düşündürdü: "Ne yani? İnsanın kabusları ondan korkabilir mi?". Ama kitabı okurken de böyle bir şeyle karşılaşmıyorsunuz bir türlü.

Konuya gelecek olursak;

Devamını okuyun -->>