Öyle bir şey yap ki bizim için;ölümün korkunç yüzünü söküp atmış ol ellerinle.Seninkinin adı "sonsuzluğa ulaşmak" olsun...Bize de ardından "kahraman" demek kalsın!

30 Mart 2008 Pazar

Maximillian'lardan Nefret Etmek

Not:Bu yazı"Büyücüler Toplantısı"adlı bölümün devamıdır.

Zaman hızla akarken,ele geçirdikleri Holezon'da başa geçen Dante'nin hiç acelesi yok gibiydi.Gecenin bir körü,bir zamanlar Leonard Guardnrose'a ait olan odada oturmuş düşüncelere içindeydi.
Ayaklarını masaya dayamış,hafif uzanır bir halde,deri koltuğunda oturuyor,arda bir kendi kendine bir şeyler söyleniyordu.Saatin kaç olduğundan bile haberi yoktu;zaten ilgilenmiyorduda.Elinde bir kadeh vardı.Yarısı dolu olan kadehi kimbilir kaçıncı kez doldurmuştu;buna rağmen hala daha şarhoş olmamıştı.Beyninde gezinen ve onu durmadan kışkırtan düşüncelere öyle kaptırmıştı ki,gözlerini sabitlediği yeri görmüyordu o an.Oda karanlıktı.Pencereden yıldızların ışığı vuruyordu sadece,o da Dante'nin üzerinde ona bir hayalet süsü veren loş bir ışık oluşturuyordu.
Kafasını hırsla arkaya attı.Olan gelişmeler kesinlikle can sıkıcıydı.
Berilyan'a gitmesine izin verdiği siyah ejderha tam bir fiyasko olmuştu.Ejderhayı eline geçirse öldürecekti;ama Berilyan elfleri onu çoktan yakalayıp tutsak etmişti.Ejderhanın konuşmaması için durmadan lanet ediyordu her şeye.Kadehi sinirle sıktı.Derin derin nefes alıp veriyordu.Her şey onların lehineydi;ama yine Maximillian çıkıp her şeyi bozana kadar...Artık içindeki nefret kendini aşmış,adı konulamaz bir kıskançlığa dönüşmüştü.Maximillian'ın adını duydukça sinirden bağırıp,her şeyi yakıp yıkmak geliyordu içinden.Onu bugüne kadar yıpratıp durmuştı;ama şu an ubnu yapamıyordu.Maximillian hızla açığını kapatırken o,burda oturup doğru zamanı beklemek zorundaydı.Yoksa Efendi bunu ona çok kötü ödetirdi.Olacakları düşünüp korkuyla titredi.Ölüm bile daha kolay ve acısız olurdu şüphesiz...
Artık tek kafasına taktığı Maximillian değildi ama.Marryn ve Solindas da onun başdüşmanları oluvermişti.Dante onların Zackrie'den haber aldıklarını öğrenememişti henüz;ancak bir yerlerden emir aldıklarından şüpheleniyordu.Kadehi masaya bırakıp kafası karışı bir halde ellerini saçlarında gezdirdi.Marryn'ı düşündü.Kadına kafayı takmıştı açıkça,;ama onu bugün Maximillian'ın kollarında görmek onu deli etmişti.Öyle ki önüne gelen herkes bu çılgınlıktan nasibini almıştı.Marryn'a karşı olan,bencil düşkünlüğü giderek daha farklı boyutlara ulaşıyordu.Hem güçlü bir kadın olmasından dolayı onu çekici bulurken,bir yandan da Maximillian'la birlikte ona kafa tutmasından dolayı ölmesi gereken mtulak bir hedefti Dante için.Yine de Maximillian ona karşı ilgi göstermese,belki o da bu kadar çok düşünmezdi onu.
Aklına Solindas Spellwind geldi sonra.Kadehi öfkeli bir haykırışla karanlık odaya fırlattı.Odanın derinliğine düşen kadehten en ufak bir ses çıkmadı;ama Dante bunu fark edecek halde değildi.Küfür ediyordu boş ve geniş odada kendi kendine.Solindas gibi güçlü bir büyücünün onların tarafında olması gerekirdi.Masayı kırarcasına yumrukladı.Maximillian çok güçleniyordu.Hem Maximillian Steelrider'ın Fırtınakıran kardeşini yanına almıştı,hem de yeryüzündeki en güçlü aile olan Spellwindlerin en güçlü çocuğunun desteğine sahipti.Solindas giderek daha çok gelişiyordu ve bunu gözardı etmek tamamen bir aptallık olurdu.Büyücü ve ejderha binicisi ayrılmalıydı hem de hemen.Ama,beklemesi gerektiği geliyordu durmadan aklına.Çağrı'nın ilk kısmı çoktan yüreklere kazınmışken,o bunu titreyen eller ve dayanılmaz bir acıyla dinlemişti.Işık çok güçlüydü,bunu ona kanıtlamışlardı.İçindeki kıskançlıkla her şeyi yapabilirdi.Kaybetmeye kesinlikle tahamülü yoktu ve olmayacaktı da...Ancak,büyücünün ekipten,kısa bir süreliğine de olsa gitme vakti yaklaşıyordu.Nihelyan'dan sonra sıra ona gelecekti.Bunu hatırlayarak manyak bir kahkahayla karanlık odada kendinden geçerecesine güldü.Büyücü gidince Marryn savunmasız olacaktı.Büyücüyü kendi kara büyücüleri halledecekti.Kendinden çok emindi.Büyücü ne kadar güçlü olursa olsun öldürülebilirdi.Karşısındakini ne kadar hafife aldığını bilmiyordu o an ve bu hiç umrunda değildi.
Marryn'ı baştan çıkarabilirse Maximillian üzülecekti,böylece hem ejderha binicisini kendi tarafına çeker,hem de Maximillian'ı kendi ortadan kaldırırdı.
Öldürdüğü Maximillian Steelrider'ı hatırlayarak sırıttı.Onu bu kadar etkileyecek bir kardeşe sahip olduğunu hiç bilmiyordu."Olsun..."dedi hırlayan bir sesle fısıldayarak,"Nasıl olsa ben varken abisini düşünmeyecektir..."dedi kendinden emin bir sırıtışla arkasına yaslanırken.
Koltukta kendinden geçmek üzereyeken,odanın karanlığına fırlattığı kadeh birden tam yanından geçip,arkasındaki duvarda patladı.İrkilerek yerinden fırlayan Dante,yanında hazır bulundurduğu kılıcı çekip odanın derinliğine doğru salladı tehditkarca."Kendini göster korkak!Yoksa seni doğduğuna pişman ederim!"Bir süre cevap gelmedi.Ama,ardından birçok sesin durumdan eğlenen kahkahalarını duydu.Ensesinden soğuk terler boşalmaya başladı.Alaylı kahkahaları giderek artıyordu."Onlar"burda,tam önünde uzanan karanlıtaydı.Dante bundan nefret ediyordu.Bu şeylere hiç alışamıyor ve onlara karşı herkes gibi korkuyla bakıyordu.Burda,birden bire odasında(!)belirmeleri onu çıldırtacak gibiydi.İki adım geriye attı.O sırada gölgelerin gülüşmeleri yavaşladı;ama kesilmedi.Bir ses ona seslendi"Dante...Efendi'ye git..."Dante şok bir halde yerinden kıpırdayamadı.Onun bu korkmuş haliyle oldukça eğlenen gölgelere daha çok gülmeye başladı.Onunla alay etmelerinden oldukça rahatsız olan adam,zor da olsa kendini toparladı ve morali bozuk bir halde,gölgelere son bir bakış atıp odadan çıktı.
Sadece mum ışıklarının aydınlattığı,loş koridorda burnundan soluyarak yürüdü.Koridor boyunca ilerlerken aklından,artık bir an bile çıkmayan,Solindas,Marryn ve tabii ki Maximillian'ı düşündü.Yumruklarını sıktı hırsla.Bir zamanlar iyi taklidi yaptığı zamanlara gitti aklı.Derin bir nefes aldı.Beyninde canlanan gençliği gözünün önünde duruyordu sanki.
Dante o zaman genç ve tecrübesizdi.Atının üstünde sarı saçları güneşte parlayarak şehirden geçişi sırasında,genç kzıların ona hayran gözlerle bakışı geldi aklına.Hepsi ne kadar saf ve aptaldı.Gördüğü ilgiyle hergün aynı şımarıkça davranışları sergileyen genç Dante bunu düşünüyordu işte tam olarak.Kızlara gözgezdirdi mavi gözleriyle.Hepsi bir an olsun onunla gözgöze gelmek için yanıp tutuşur haldeydi.İlgi hep ondaydı.Takdir ediliyor,seviliyor ve pohpohlanıyordu.O ise her an onları beyninde aşağılıyor,hor görüyor ve kullanıyordu.
Yine kendini beğenmiş ve ilgiyi üzerine almış bir halde şehirden geçerken arkasına baktı göz ucuyla.Arkasından,kısa kesim saçları ve daima önüne ciddiyetiyle Maximillian geliyordu.Onun o yüz vermez tavrı,Dante'yi daha popüler yapmıştı.Haince gülümsedi kendi kendine genç Dante.O zamanlar Maximillian'ı çok hafife alıyordu.Maximillian,kendini yürüdüğü yola adamış genç bir adamdı.Sahi,kaç yaşlarındaydılar o zaman?25 falan olsa gereklerdi.Dante sayı üzerinde çok düşünmedi ve yeniden zihnini belleğinin derinlerine yoğunlaştırdı.
Maximillian ile çok iyi anlaşır görünüyorlardı.Dante'nin bütün ilgiyi toplamasında hiçbir rahatsızlık duymuyordu genç Maximillian.Onun yerinde Dante olsa çoktan ayağına kaydırmak için planlar yapmaya başlamıştı bile.Ama o,arkadaşının şımarık tavırlarını görmezden gelerek kendini seçtiği yola adıyordu her geçen gün.
Başka bir sahne geldi gözünün önüne.Antremandan yeni çıkmış iki genç,terli vücutlarıyla güneşin altında oturmuş birbirleriyle şakalaşıyorlardı.Yorgun olmalarına rağmen,birbirlerini kızdırıp güldürecek enerjileri vardı hala.Maximillian'ın öne çıktığı zamanlardı bunlar.Dante'nin onu hafife almakla hata ettiğini anladığı ve bu yüzden ona daha çok yakınlaştığı anlardı...
Bir sonbahar günü,rüzgarlar etrafta savrulurken göreve gitmişlerdi.O kısa kesim saçları,ciddi ve her yeniliğe aç,ela gözleriyle etrafı denetleyen Maximillian çok takdir edilir olmuştu.Rehavete kapılmayan,sarsızlmaz karakteri ve her şeyi öğrenmeye aç zihniyle potansiyel bir liderdi.Genç yaşına rağmen liderliği yakalamıştı ilk kez o gün.Aynı zamanda o gün Dante'nin de lideri olmuştu.Olaylar katlanılmaz boyutlara gelmişti onun için.Her antreman ya da görevde takdiri Maximillian topluyordu artık.Beklenmedik ve her kötü için korkutucu bir hızla gelişiyordu.Hem ruhu hem de fiziki gücü gözle görülür bir şekilde güçleniyordu.Hareketlerinde bir kontrol vardı her daim.İşte Dante buna katlanamıyordu.Her koşulda kontrolünü sağlayan genç Maximillian artık ilgiyide iyice kendine almıştı.O her ne kadar bunu utangaç ve elinden geldiğince ilgiye kapılmayan bir tavırla karşılasa da Dante için olaylar böyle değildi.
İşte o görevde artık Maximillian'ın ona hükmedebileceğini gördü.Ondan kurtulmak zorundaydı;ama yaptıkları her antreman süsü verilmiş düelloda onu yener olmuştu.O görevde genç Maximillian'a liderlik verilmişti.Sonbaharın ürpreten rüzgarları herkesi geriye iterken o ilerliyordu durmadan.Görevleri,yağmalanmakta olan bir köyü kurtarmaktı.Maximillian'ın adamları ya onunla yaşıt ya da birkaç yaş küçüktü.Görev sıradan değildi hiçte.Herkes çok ciddiye almış ve içlerindeki şövalye özlerinin "kurtama"içgüdüleriyle yolda emin adımlarla ilerlemişlerdi.İyi organize olup,en kırılgan noktalara darbe vurmuşlardı.Böylece zafer onların olmuş,görev başarıyla tamamlanmıştı.
Maximillian Steelrider'ın önüne çıkmışlardı bir de gün.O adam Dante'yi hiç sevememişti.Onu pohpohlarlarken o sadece başarılar tarzı şeyler söyleyerek lafı hiç uzatmazdı.O gün bütün adamlar teker teker tebrik edilirken Maximillian Steelrider Dante'yi iyice baştan aşağı süzmüştü.Bu adam tarafından çok eleştiriliyordu Dante gençken.Başkaları överken o,onun şımarık ve kendini beğenmiş tavırlarını sert bir dille eleştiriyordu.Şüpheleri vardı on dair;ama gerçeğe ulaşması engelleniyordu her defasında.
O gün Dante'nin şımarıklıkları had saffadaydı.Olayın başarısının sahibi olan Maximillian Eldersword mütevazi bir şekilde susup oturmuşken Dante,ballandıra ballandıra,sanki her şeyi kendi yapmış gibi herkesin gözünü boyamıştı.Maximillian Eldersword bir kenara itilirken,o kendini öne çıkarmıştı.Ama bu,Maximillian Steelrider'ın gözünden kaçmamıştı.Kardeşiyle sayılı benzerliklerinden biri de haksızlığa tahammüllerinin hiç olmamasıydı.O toplu görüşmede Dante'yi rezil etmişti Maximillian Steelrider.Yaptığı saçmalığı yüzüne vurmuş ve gerçeği ortaya çıkarmıştı.Dante'nin ona karşı olan öfkesi o günden sonra "öldürmeye"doğru gitmişti.Gerçekte bağlı olduğu kötüler ona bunun güvencesini vermişti.Dante'nin nefreti işlerine geliyordu.Zaten,çoktandır planladıkları Steelrider'a olacak saldırı için bu genç adamı kullanabilirlerdi.Ancak hesaplamadıkları,o genç adamın gün gelipte onların başına geçmesiydi.Dante pis pis sırıttı.Şimdi hepsi önünde,ona imrenen bir halde bakıyorlardı.Hepsi onun emrindeydi ve o bundan bir an bile şüphe etmemişti.
Dante,meşalelerle aydınlatılmış taş koridorda,dünyadaki hiçbir karanlığa benzemeyen bir karanlıkla örtülü kapının önünde durdu.İçeriden yine "Onlar"ın anlaşılmaz ve karmakarışık dilindeki konuşmaları geliyordu.Hararetli konuşmalarına bakılırsa bir şeyler dönüyordu etrafta.Kapıyı çalmak için elini uzattı.Kısa iki vuruştan sonra kapı açıldı.Dışarıdan gelen meşale ışıkları eşliğinde içeri girdi adam.Herzamanki donuk mavi gözleriyle etrafı süzerek adımladı odayı.Yine Dante her adım attığında gögeler kayarak geri çekildi.Ama,bu defa çok yavaş ilerliyorlardı.Sanki Dante'ye artık o kadar yol vermeyecekler gibi...Adam birden bu hisse kapıldı.Ona meydan okuyor,gözdağı veriyorlardı açıkça.Onlar,ölümlüleri sevmezlerdi.Giderek güçlendikleri çok açıktı.Şekilleri daha belirgin olmuştu.Odada derin soluk alışverişleri duyuluyordu.Havada ağır bir atmosfer vardı ve Dante'yi dizlerinin üzerine çökmeye zorluyordu adeta.Adam direndi,o kadar kolay teslim olacak değildi;ama gölgeler daha çok sinirlendi.Ona gürleyen bir sesle haykırdı bir tanesi.Dante olduğu yerde dona kaldı.Ensesinden soğuk terler akıyordu.O ince,tiz ve kıkırdayan seslerin yerine gür ve insanın kanını donduran bir ses almıştı.Yutkundu gerginliğini gizlemeye çalışarak.O şey ona ne demişti bilmiyordu;ama hemen arkasından onların dilinde bir azarlamayla Efendi'nin bir buzul dağı kadar soğuk ve ölümcül sesi gelmişti."Gel!"dedi Dante'ye yeniden normal bir dilde konuşarak.Gölgeler yapmaları gerekeni biliyorlardı.Görüntü havuzunu oluşturdular yine.Bu defa kayan şekiller yerine,Dante'nin 5 katı büyüklüğünde kaslara sahip şekiller vardı.Hala daha tam ne oldukları kestirilemiyordu ama,havuzu oluşturan sınırları etrafında ahenkle dönerken arada bir kaslı ve ölümcül bir kol havaya kalkıp Dante'yi sıyırıp geçiyordu.Ona dokunmaya çalışıyorlardı ama neden?
Efendi bu hareketleri görmemezlikten geliyordu nedense.Çok olağan gibi davranıyordu.Dante ölümün soğuk pençeleri miydi onlar?Ama,sonra yine kayan kadife kumaş görünümünde dönmeye devam ettiler.
"Konsantrasyonunu bana ver!Eğer onlara çok bakarsan aklını kaçırırsın!Onlarda bunu istiyor zaten!"Efendi'nin azarlayan sesi Dante'nin beyninde şimşek gibi çaktı.Durumu anlayan adam hemen öfkeli bir şekilde başıklarını kaçırdı.Artık hiçte tiz olmayan sesler,ölümcül bir baritonlukta bir kahkaha attı.
"Berilyan olaylarını biliyorsun.O siyahı senin yolladığını biliyorum.Bundan dolayı sana kızmam gerekir;ama bu onun aptallığı tabiiki."Dante birden düşündü,Efendi bu kadar demokratik bir düşünce şekline sahip olabilir miydi?Adam buna kesinlikle inanmadı.Hiçbir şey demeden dinlemeye devam etti donuk mavi gözleriyle."Maximillian ve diğerleri elflerin kalbini çaldı.Sırada Nihelyan'da.Bu çok dert değil aslında,artık gün yaklaşıyor.Nihelyan'dan sonra Solindas Spellwind buraya gelecek!İşte o zaman onu kara büyücülerimiz hallederken sıra sende olacak.Sende gidip kaleyi içten fethedecksin anladın mı?"Dante birden canlanan ve deli gibi sırıtan bir ifadeyle bunu zevkle kabul etti"Sıranın bana gelmesi çok güzel!"dedi tıslayan bir sesle.Efendi de güldü"İki kadın ayrılmış olacak ve bundan sonrası sana kalıyor.Maximillian Elderswod ölmeli!Ama,Fırtınakıran'a ne yaparsın onu sana bırakıyorum.Abisiyle aynı kaderi paylaşmak isteyecektir..."dedi Dante'yi uyaran bir sesle.Dante bu defa gülmedi;düşündü bir süre.Spellwind gidecekti sonunda ve sıra ona geliyordu.Maximillian'a öldüren darbeyi vurmak için Marryn'a ihtiyacı vardı.Büyücünün orda olmayacak olması çok büyük şanstı ona.Yoksa ona karşı hiç şansı yoktu.Solindas'ı düşünerek bir an korkuya kapıldı.Bu kadar güçlü bir büyücüyle burun buruna gelmesi demek Maximillian Steelrider'ı ölüdürüşüyle aynı yola başvurması demekti...
"Şimdi havuza bak!"dedi Efendi emreder bir tonda.Dante havuza baktı.Maximillian'ın artan duygularını,Marryn ve Solindas'ın büyü ve çeliği nasıl birleştirdiklerini gördü.Berilyan'dakis iyah ejderhanın yenilişini,Marryn mor ejderhayı nasıl ustalıkla yönetişini ve tabii ki Solindas'ın hayran bırakan büyüsünü izledi.O anki hallerini gösterdi sonra görüntü.Marryn hariç diğer ikisi uyuyordu.Nöbet sırası kadındaydı demek.Diğerleri uyurken dikkatle etrafı kontrol ediyordu kadın.Dante Marryn'a bakarken Efendi'ye bakmak için kafasını kaldırdığında bir savaş çığılığı duydu.Ne olduğunu anlayamadan ses yaklaştı,yaklaştı...Etrafına bakınırken birden nefret dolu bir haykırışla üzerine atlayan Marryn'ı gördü.Kadın gözlerinde intikam ateşiyle sıçradı ve adamın üstüne ölümcül bir kılıç darbesi indirdi.Neye uğradığını anlamayan adam kılıç tam onu ikiye bölecekken irkilerek gerçeğe döndü."Neyin var lanet olsaı!Sana bir şeyler anlatıyorum neden dinlemiyorsun!"Dante ter içinde odaya baktı sinir ve hayretle.Ortada bir Marryn yoktu.Sadece havuzdaki görüntüde nöbet tutan hali vardı.Dante olanları anlatmak istedi;ama Efendi'nin sanki neynini okuyan bakışlarını görünce vargeçti."Dinliyorum efendim.."dedi itaat eden bir sesle.Efendi bir süre Dante'yi inceledi."Maximillian Steelrider'ı öldürüşünü hatırla Dante.Kardeşi intikama gelecektir..."dedi adamın beynini okuyarak.Adam hiçbir şey demdi."Konuya dönelim!Kısaca zamanın yaklaşıyor.Aralrına sızıp hepsini içten çökertmelisin.Exelyan desteğini almalarından çok Icezntrelyan desteğini almaları çok öenmli!"Dante çok şaşırdı,"Ama efendim!Onlar kutupların elfleri!Hiçbir kuzenleriyle temasa geçmeyeli yüzyıllar oldu.İnsanlar çoktan varlıklarını unuttu,elfler ise yoklarmış gibi davranıyor.Oraya gitseler bile nasıl destek bulacaklar?"Efendi uzun süre düşündü."Sana söyleyebileceğim tek şey şu,eğer oraya giderlerse işte o zaman elf birliği yeniden sağlanmış olur.Bu da bizim onları birbirlerine düşman etmek için harcadığımız zaman sürecini yeniden uygulamak zorunda olmamıza yol açar.Şimdi git.Birbirlerinde uzaklaşmalılar dahası yok edilmeliler!Sıra sana geliyor beklediğin gibi.Bunu iyi değerlendir!"dedi kısık bir sesle cümlesini tamamlayarak.Dante odadan çıktıktan sonra,gölgelre ya da diğer adlarıyla"Onlar"yeniden odayı çepeçevre sarmaladı.Kalın bir kadife kumaş gibi çevreledikleri odaya yayıldılar yine.O karmaşık dillerinde konuşmaya başladılar."Ölümlünün bu odaya girişi canımızı sıkıyor!"dediler aynı anda.Efendi gülümsedi"Biliyorum,ölümlüleri hiç sevmediniz zaten.Halbuki ben onlarla nasıl eğleniyorum!"dedi sinir bozucu bir kahkahayla.Gölgeler sustu;ama sinirleri geçmemişti.Efendileri ölümlülerle oynuyordu canlılar dünya üzerinde belirdiğinden beri.Onları nefretleri,kıskançlıkları ve hırslarıyla besleniyordu.Gölgeler ise ölümlüleri herzaman aşağılıyordu.Bir gün hepsi ölecekti nasıl olsa;ama onlar ölümsüzdü.Hiçbir ölümlü kötü onlara hükmetme konumuna gelememişken iyilerin asil ölümlüleri,onları cehenneme geri göndermişlerdi defalarca.Hala daha ölümsüzlerdi;ama çıktıkları yere geri dönerek her şeye yeniden başlamak canlarını sıkıyordu.İyilerin adamlarını istemişlerdi.Onların cansız bedenlerini,acı çekişlerini...Ama,her defasında ışığın koruyan gücü tepelerinde bir balyoz darbesi gibi titreterek çakmış ve adamlarını onların zalimliğinde kurtarmıştı.Acı...Tek istedikleri buydu.
Dante odadan çıktıtan sonra,koridor boyunca geri dönerken aklına Maximillian Steelrider'ı öldürüşü geldi.Öfkeyle güldü kendi kendine.Adamın o günkü tavırları onu çıldıtmıştı.
Bir zamanlar hayran bakışları üzerinde taşıyarak girdiği şehre o gün yüzünde tam siperlikli miğferiyle tanınmaz hale gelmişti.İnsalar ona korkuyla bakıyor,birbirlerinde güç alarak ayakta durmaya çalışıyorlardı.Hepsi birer pisliklermiş gibi insalara baktı.Acı çekiyorlardı.Ona hayran olan kızlardan bazılarını tanıdı;ama onlar yüzünü göremediği için onu tanımadı.Sırıttı kendi kendine.Onlara ihtiyacı yoktu;nasıl olsa geri döndüğünde onun bekleyen bir sürü kız vardı.Atını hızlandırdı.Savaşın tam kalbine sürdü hızla.Maximillian Steelrider'a gidiyordu.Artık vakti gelmişti.Tam merkezde kılıcını ölümcül bir şeklide savuran adamı gördü.Atından inip hızla yanına gitti.Yorgun düşmüş Maximillian arkasını döndüğünde,onu tanıması için miğferini bilerek çıkarmış Dante'yi gördü.İçinde büyüyen bir öfkeyle Dante'yi baştan aşağı süzdü."Sen ha!"dedi tiksinerek."her şeyin arkasındaki sensin!"Dante pis pis güldü"Çabuk anladın Steelrider!Ama,benden hiç böyle bir şey beklemezdin değil mi!"dedi kendinden emin bir selse adamı aşağılayark.Maximillian Steelrider sakinliğini korudu."Yoo,aslında hiç şaşırmadım..."dedi sakinilikle.Dante adamın yalan söylediğini düşündü;ama gözlerine baktığında gerçekten de buna hiç şaşırmadığını gördü.Yumruklarını sıktı hırsla"Kendini çok zeki zannediyorsun değil mi!Bunu göreceğiz!bugün burası senin meazrım olacak!"dedi nefretle.Maximillian hiç ciddiyetini bozmadı."O zaman dene."dedi sadece.Böylece düello başladı.Maximillian'ın yorgunluğuna rağmen iyi bir dövüş sergilemesi onun çıldırtmıştı.Dante'nin gözle görülür gelişimini gören Maximillian ise içinden lanet etti.Bu adama hiç güvenmemişti.Kötülerin liderliğini yaparak arşısına dikilmesine ise gerçekten hiç şaşırmamıştı.İçinden Maximillian Eldersword!a üzüldü sadece.Sonra,Marryn'ın Solindas gibi iyi bir dosta sahip olmasına şükretti.Gözü arkada kalmayacaktı.
Dante iyi gidiyordu ve hızlıydıda.Pes etmektense ölmeyi göze almış Maxmillian ise,adamın çevikliğine rağmen inatla devam ediyordu.Ama,işi şansa bırakmayacaktı Dante.Kemerine sıkıştırdığı bir hançeri çıkardı.Üzerinde karanlık bir aura vardı.Maximillian'ı tam sırtından bıçakladı.Adamın tüm yaşam enerjisini tek seferde emdi büyülü hançer.Maximillian'ın cansız bedeni yere düşerken birinin de nefreti yükseliyordu.Dante o zaman kendinden emin ve hain bir gülüşle arkasını dönüp gitmişti.Ama,başka bir Steelrider'ın yükselişine ve intikam için peşine düşmesine neden olacağını hiç bilmiyordu,taa ki bu güne kadar.Maximillian Steelrider'ı yenmek için,işi şansa bırakmayarak bir kara büyücüyle anlaşma yamıştı.Büyücülerle muhatap olmayı sevmese de bu büyücünün yardımını almak onu yüksek yerlere getirmişti.
Dante başını iki yana salladı.Marryn'ı alt etmek için Solindas'ı da ortadan kaldırmalıydı.Büyücülerden yardım istemeliydi yine.Kafasını kaldırdığında karşısında Solindas'ı gördü"Lanet olsun!Sen buraya nasıl girdin!".Dante'nin hayretler içindeki bağrışına Solindas hiçbir cevap vermedi.Yüzüne hafif bir ışık vuruyordu.Çıkık yanakları ve dalgalı saçlarıyla çok güzeldi.Elini uzattı kadın ardından hızla kaşlarını çatarak öfkeyle büyülü sözlerini haykırdı.Büyü tam adamın üzerinde patlayacakken,intikam diye hakıyran Marryn'ın ölümcül darbesine dönüştü ve adama tam değecekken kaboldu ikiside.Ter ve panikla etrafında döndü Dante."Kimsin sen!Kim!Buraya nasıl girdin!"küfür etti boş koridorda deliye dönmüş bir sinirle.Duvara var gücüyle bir yumruk attı.Bir tuğla çatladı vuruşuyla;ama dante hala daha sakinleşmemişti.Hızlı adımlarla odasına yöneldi yeniden;ama bu defa her adımda etrafı gözden geçirerek.
Çatlayan tuğlanın tam yanında,duvara dayanmış ve oldukça sakin iki büyücü duruyordu.Biri kadın,diğer erkek...Geçmişin Ruhları'nın büyücü ikilisi Dante'nin sinirle gidişini izledi.Kadın menuniyetle güldü"Onları çok hafife alıyor değil mi?"dedi.Adam yine derinlerden gelen bir sesle,kafasını Dante'ye bakmak için hafifçe kaldırarak cevap verdi"Kara büyüye başvurması ınu nerelere getirecek hep birlikte göreceğiz..."Ardından gülümsedi sessizce"Ama,ona bir ders vermek güzeldi..."dedi cübbenin derinlerinde gelen bir memnuniyetle.

24 Mart 2008 Pazartesi

Büyücüler Toplantısı

Not:Bu yazı"Hain ya da Kurban"adlı bölümün devamıdır.

Gecenin karanlığında Berilyan'dan ayrılan üç yolcu deli gibi bir hızla koşuyordu.Etraflarındakinin ne olduğunu bile bilmeden,sadece o içgüdü denilen şeyin yaşama isteğini tetiklemesiyle koşuyorlardı.Köşeye sıkıştırlmaları an meselesiydi.Üçününde uzun saçları bir pelerin gibi arkalarında dalgalanıyordu.O an pelerinleri üzerlerinde yoktu.O kadar çabuk kalkmışlardı ki giyinmeye fırsat olmamıştı. Her dakika ve her saniye,gecenin ayazında hızla havaya karışan soluklarıyla kaçıyorlardı.Nefes nefese kalmış ve yorgun düşmüş vücutları onları durmaya zorlasa da hiçbiri bu isteğe boyun eğmiyordu.Maximillian aniden durdu.Kendi etrafında döndü yavaş yavaş.Gözleri her ağaç kuytusunu ve karanlığı inceliyordu.Bir şey bekliyordu açıkça.Gözünün ucuyla Marryn'a baktı.Nefesini kontrol altına almaya çalışan kadın mesajı aldı ve kılıcını çekti kendinden emin ve fazla ses çıkarmamak için yavaş bir hareketle.Solindas kollarını sıyırdı ve nefes nefese kalmış soluklarını bastırarak büyülerine odaklandı.Peşlerindeki her ne ise,kendini göstermesi an meselesiydi...
Solindas Marryn'a baktı.Marryn başını sert bir şekilde salladı ve etrafını kontrol ederek Solindas'a yaklaştı.Sırtını büyücüye dayayan şövalye yeniden o yenilmez pozisyonu almıştı.Tıpkı eski zamanlardaki gibi...Solindas'a yaramaz bir gözkırpışta bulundu ve büyücü hafifçe güldü şövalyenin haline.Hazırdılar.Gelecek her ne ise onu alt etmeye hazırdılar!Maximillian ve Marryn'ın o şövalyelere özgü duruşları gözler önündeydi yinde.Taviz vermez,asil ve korumacı!Marryn ve Solindas yavaşça kendi etraflarında dönmeye başladılar sırt sırta.Maximillian ise kadınları bir korurcasına onların etrafında geniş bir daire çizerek etrafı tarıyordu.Beklediler bir süre.Koşmaktan nefesleri tıkanmıştı;ama rahatça nefes almak böyle sessiz bir gecede fazla sesli olurdu.Beklmeye devam ettiler.Tam Marryn geriye doğru bir adım atarken ne olduğu belirsiz bir şey,ulumaya benzer bir sesle üzerlerine atladı.Maximillian hızla gelen yaratığın üstüne atladı ve onu yere yıktı.Marryn Solindas'ın önüne geçti.Planlı hareket etmelerine rağmen şaşırmışlardı.Akıllarından birçok şey geçmişti,ama bu şey her ne ise kesinlikle onlardan bir değildi.
Maximillian'ın yaratığı tutuşu kısa sürmüştü.Yaratık sert bir tekmeyle adamı üstünden atmış ve hızla Solindas'a yönelmişti.Marryn'ı görünce bir an durdu.Ardından nefretle dolu,genizden gelen ve kesinlikle bir insana ait olmayacak bir sesle havaya doğru ulurcasına bağardı.Neye benzediği hiç görünmüyordu o ana dek.Ama,yaratığın Solindas'a vahşi bir içgüdüyle ulaşmaya çalışması sırasında,karanlık ağaç gölgelerinden çıkıp ayın soluk ışığına gelmesini sağlamıştı.Marryn dehşet içinde karşısındakine baktı.Yaratığı bir şeye benzetmeye çalışsa,ağız yapısından dolayı iki ayağı üzerinde yürüyen bir kurt derdi;ama vücut şekli bir kurttan daha atletik olduğunu kanıtlıyordu.Böyle bir şey hiç görmemişti.Gecenin içinde parlayan mor gözleri vardı.Pençelerinde kürkü gibi siyah tırnaklar vardı.Marryn yaratığın tırnaklarına baktı.Kolaylıkla bir insanı tek vuruşta parçalayabilirdi.
Solindas görüdüğü şey karşısındaki şaşkınlığını çabuk attı.Bir yerlerden tanıdık geliyordu bu şey ona.Üzerlerine yürürken hırıltıyla bir şeylre söylüyordu sanki.Marryn ve Solindas temkinli adımlarla o üstlerine geldikçe geriye doğru çekildiler.Yaratık gaipr bir şekilde onları süzüyordu üstlerine yürürken.Sonra birden durdu ve gözlerini Solindas'ın üzerine kilitledi.İlk defa o hırıltılı sesten anlaşılır bir kelime çıktı"Solindas..."ve ardından geceyi yırtan bir haykırışla üstlerine atıldı.Marryn kılıcıyla sert bir kavis çizerek yaratığı yaralamaya çalıştıysa da yaratık Marryn'ı yakasında kavradı ve kenara fırlattı.Tam Solindas'ı yakalıyordu ki Maximillian sırtına atladı kılıcını dibine kadar sapladı.Sinirle elini sırtına atan yaratık Maximillian'ı tutmaya çalıştı.Solindas hemen bir ateş topu oluşturdu.Avuçlarında oluşan ateşleri birleştirdi ve büyük bir yanan topa dönüştürdü.Büyük bir güçle yaratıpğın üstüne atarkne Maximillian da hemen yana çekildi.Büyü başarılıydı;ancak yaratıkta bir büyülü kalkan vardı."Buna imkan yok!"diye bağırdı öfkeyle Solindas.Büyüleri yaratıkta işe yaramıyordu.
Bir geçit açıldı o anda.Yaratık Solindas'ı kavradı ve geçite atladı.Marryn arkasında koştu delice bir telaşla."Solindaaaaaaaaaaaas!"diye haykırışıyla geçite atlıyordu ki,Maximillian onu son anda belinden yakaladı ve ordan uazklaştı.Geçitin açılması kısa sürmüştü.Yaratık Solindas geçtkten sonra kapanmıştı."Nedeeeen!"diye Maximillian'ın kavrayan kollarına yığılan Marryn geçitin açıldığı yere doğru şuursuzca bakıyordu.Maximillian Marryn'ı son anda yakalamıştı.Solindas'ı kurtaramadığı için pişmandı.Geçitin büyülü olduğu çok açıktı ve Marryn'ın oraya girmesi kesin ölümü demekti.Onlar sıradan ölümlülerdi.Solindas gibi kanında büyüyle doğmamıştı ikiside.
Marryn'ın kollarına yığılmış ağlayan haline baktı Maximillian,sonra kadını yavaşça göğüsüne bastırdı teselli etmek istercesine.Bir titreşim hissetti beyninde.İçi heyecanla doldu.Bu hissi tanıyordu,Gümüşfırtına egeri dönmüştü."Merak etmeyin.Solindas'a bir şey olmayacak."dedi güvence veren sesi.Ejderhanın iyi bir haberle dönüşü Maximillian'ı mutlu etmişti.Şimdi bunu Marryn'a söylemeliydi.Ama,Gümüşfırtına ile konuştuğunu bilmemeliydi kadın.Yine de onun bunu bilmeye kendisinden daha çok hakkı vardı.Kadını kollarından tutup kaldırdı"Beni dinle Marryn.Solindas'a bir şey olmayacak.Güven bana.Sana söz veriyorum"dedi yine o şövalye havası üzerine serilirken.
Solindas'ı kıpırdamasın diye sıkıca tutan yaratık,geçit boyunca ilerledi.Etraflarında açıklı koyulu bir çok renk vardı.Onlara spiral bir geçit oluşturuyor,bu iki büyülü canlının attığı her adımda yeni bir yol oluşturuyordu."Bırak beni!"dedi Solindas kıpırdamaya çalışarak."Neden!Olduğun yerde kal!"dedi hırlayan sesiyle yaratık."Beni niye öldürmedin!Ne istiyorsun!Ayrıca sen nesin!"dedi içinde büyüyen bir öfkeyle büyücü.Kadın hiç de korkmuş değildi,bu yaratığın canını sıkmıştı.Solindas sadece Marryn'ı düşünüyordu.Arkasından geçite girmeye çalışmasının Maximillian tarafında engellenmesi onun içini rahatlatmıştı;ancak şimdi onun birtanecik Marryn'ı nasılda endişelenmişti kimbilir...Marryn'ı düşünerek üzüldü.Başı önüne düştü.Dalgalı saçları önüne dökülerek ona masum ve bir o kadar hayran olunası bir hava yarattı.Yaratık gülümsedi"Yine o şövalyeyi düşünüyordun değil mi?Doğu toprakları lideri,yegane Fırtınakıran Marryn Steelrider!Aman ne büyük başarı!"dedi tiksinerek."Bu seni hiç ilgilendirmez pislik!Saçmalıklarını dünleyecek değilim!"Solindas'ın gözleri öfkeyle parladı.Bu tanımadığı yaratığın dostu hatta kardeşi saydığı bu insan için böyle konuşmasına asla izin vermezdi.Yaratık omuz silkti."Ama söylediklerim doğru.O sadece bir şövalye daha doğru bir ejderha binicisi.Elinde kılıcı etrafa kafa tutan bir kadın.Kanında hiç büyü yok..."Solindas tam bu nokta da sözünü kesti.Bunun kimin işi olduğunu anlamıştı"Seni adi yaratık!Seni kimin yolladığını biliyorum!O lanet olası saçmalıklar ekibi!"Yaratık sinirlenmişti"Efendilerimin ekibinin adı Büyüsel Güç!Bunu iyi ezberle!"."Neden!Saçmalıktan başka bir şey değil seni yollayan o salaklar!Kendi büyü güçlerine odaklanıp başka her şeyi reddetmekten başka hiçbir şey yapamıyorlar!"dedi inatla kadın.Yaratık birkaç şey daha diyecekti;ama geçitin sonu konseyin toplantı alanına açılmıştı çoktan.Çenesini tutmak zorunda kalan yaratık kadını nazikçe girişe bıraktı.Tam gidecekken Solindas ona seslendi"Bir dahakine yaptığın hareketin bedelini hayatınla ödersin!"Yaratık bir şey demedi.Karşısında bir Spellwind vardı sonuçta.Onu öldürebileceğini biliyordu.Ona yapılan koruma çok kısa süreliydi ve süre dolmuştu.Artık rahatça Solindas tarafında haklanacak haldeydi.Solindas yaratık arkasını dönmüş gözden kaybolurken,yaratığın kanayan elini gördü.Marryn'ın büyülü zırhını kavradığında olduğu çok açıktı.Dikkatle inceledi yarayı.Onu o kadar kolay yeneceklerini düşünmeleri çok büyük aptallıktı.Ama,Solindas yetenekleriyle hava atan bir insa değil,aksine mütevazi bir kadındı.Bu yönüyle herkes ona daha da hayrandı zaten.
Büyüsel Güç Ekibi,büyücüler toplatısı için bu toplantıda seçilen gruptu.Kanında büyüyle doğmayan herkesi dışlayan ve aşağılayan bir ekipti.İyi ya da kötü değillerdi,kendi çıkarlarına göre hareket eder,büyü dışında dünyayla hiçbir bağlantı kurmazlardı.Toplantıyı düzenlemek onlara düştüğü için,herkesi çağırmak da onlara düşmüştü.Solindas'ın böyle saldırganca alınmasının nedenini Solindas yaratığın kime ait olduğunu anladığı anda kavramıştı.Onun Marryn'la olan kardeşlik derecesindeki bağı büyücüler tarafından pek hoş karşılanmıyordu.Hele Büyüsel Güç gibi bir ekip için katlanılmaz bir şeydi.Bir Spellwind olarak kendini Marryn'la harcadığını söylüyorlardı ona.Ama,Solindas her geçen gün daha çok güçleniyordu aslında.Solindas'ı böyle haşince alarak Marryn'la olan bağını onaylamadıklarını bir kez daha gözler önüne sermek istemişlerdi.Ayrıca,Marryn gibi büyücüler konusunda Berilyan elflerine bile kafa tutan birine olan hoş olmayan hislerini ona da yasnıtmak için yapılmıştı bu.
Solindas kendine oturacak bir yer buldu.Herkes bir koşuşturma içinde oturacak yerler arıyordu.Büyücüler aleminde birçok ekip vardı.Ama,bunlardan sedece iki tanesi başı çekerdi.İyiler ve kötüler.Solindas iyilere bağlı bir büyücüydü.Kendi gibi yolunu iyilikten yana çevirenlerin yanında yerini aldı.Karşılarında yüzlerinden pislik akan baş düşmanları vardı.İyilere nefret ve gizledikleri bir kıskançlıkla bakıyordu her biri.Solindas'ın gelişiyle daha da rahatsız olmuşlardı.Spellwind ailesinin en güçlü çocuğunu görmek her zaman bir kıskançlık ve katlanılamazlık unsuruydu onlar için.Solindas da meydan okurcasına,başı dik bir biçimde baktı onlara.Aslında,kötülerden bazıları onu çok çekici bulurdu.Kadını beğenmelerine rağmen ondaki gücü deli gibi kıskanıyorlardı.Bir de Marryn vardı tabii.Marryn'ın siyah cübbelilere kafa tutuşu büyücüler arasında şaşılacak bir hikaye olmuştu herzaman.Bir şövalyenin böyle yalın ve az bulunur bir cesaretle siyah cübbeli bir büyücüye taviz vermemesi kötüleri çileden çıkartıyor,iyileri ise güldürüyordu.
Siyah cübbeliler Solindas'ın Miliva'yı yenişini unutmuş değillerdi ayrıca.O seviyede bir büyü yapışını ve en güvendkilerinden biri olan adamları Miliva'nın öyle ezici bir yenilgi alması Solindas'ı yok edilecek listesinin en başlarına taşımıştı.Kadın bir anda çok güçlenmişti.Miliva gibi gözboyamakta usta ve yıllarca kendini saklmış birini oldukça net bir zaferle yenmişti.Bunu düşünmek bile çeleden çıkmalarına yetiyordu.Miliva da ordaydı.Ama,Solindas'a bakmamak için kesin bir çaba harcıyordu.
O an iyi ve kötü gruplarının arasında açık bir farka odaklanmıştı diğer gruplar.İyiliğin bütün ekibini kapsayan,kutsal ve hayran bırakan bir ışık iniyordu üzerlerine.Sanki,onları sıcacık kollarıyla kucaklayan,şefkatli bir anne gibi...Kötülerde ise durum tam tersiydi doğal olarak.Hafif bir karaltı vardı üzerlerinde.Onun yolunda gidenlere istediği her şeyi verebilecek tablosu çiziyordu,tüm adamlarını sararak;ama bunun bir yalan olduğu defalarca iyiler tarafından kanıtlanmıştı.
Herkes geldikten sonra toplantıya geçildi.Toplantı alanı her grubu temsil eden bayraklarla doluydu.Her grubun arkasında,devasa,tavandan yere kadar uzanan ve ait olduğu grubu çevreleyen bayrakları asılıydı.Silindirik bir boru gibi duran kuledeydi bu defaki toplantı.Herkesin meraklı ve sabırsız bakışları bütün salonu çepeçevre dolaşıyordu.
"Bugün burda sizlere bir haber vermek için çağrıldınız!"dedi gürleyen bir ses.Herkes konuşan büyücüye odaklanmıştı"Söylemekten ne kadar rahatsız olsam da,sizlerin son zamanlarda ki hislerine artık bir açıklık getirmeye karar verdik.Düşünceleriniz doğru..'Onlar'geri döndü!"Bu sözler salonda bomba etkisi yaratmıştı.Sadece saiyh cübbeli büyücüler gülümsüyordu.Göğüsleri kabarmıştı adeta gururla.Geri kalan herkes ya panik olmuş ya da duyduklarına itiraz ediyordu.Bazıları kabullenemiyor,bazıları ise her an ordan kaçıp gidecekmiş gibi bir tavırda etrafa kaçamak bakışlar atıyordu.
Solindas bunu hissetmiş olsa da söylenmesi onu da gerginleştirmişti.Bin yıl öncesinin hapsedilen ve ismi bin yıldır söylenmeyen yaratıkları geri dönmüştü.Onların varlıkları ne kadar korkunç olsa da her bin yılda bir seçilen ırklar gelir ve karanlıkla yeniden savaşmak için kendilerini gösterirlerdi."Çağrı!"dedi bir an kendi kendine heyecanla.Tam o anda salondaki uğultuyu susturan başkan devam etti."Çağrının ilk kısmı yayıldı.Bütün ırklar bunu duydu ve Çağrı canlılardaki ilk etkilerini de göstermeye başladı.Çağrı'yı yayan ilk kişinin adı,Maximillian Eldersword!"Bu ismi duyan kötüler gerildiler.Onların her planını bozan ve ejder ateşinden canlı çıkan Maximillian,Çağrı'nın seçilmişlerindedi demek.İçlerinden küfür edip,lanet ettikleri yüzlerinden anlaşılıyordu.Herzaman işlerini bozan bir iyi çıkardı zaten.Ama,Maximillian Eldersword katlanılamaz bir adamdı onlar için.Her hareketiyle hayranlık uyandırması ise onların nefret ateşini daha da körüklüyordu.
Solindas gurur duydu Maximillian'la.İçini garip bir heyecan kapladı bir an.Peki ya diğerleri kimdi?
Salonda herkeste bir rahatlama oldu,yine kötüler dışında.Yine de bazıları hala daha kaçıp gitme eğilimindeydi.Artık savaş dalga dalga kapılarına yaklaşıyordu.Bin yıl geçmişti ve yine ışığın ve karanlığın çarpışma zamanı gelmişti.
"Şu an eski güçlerine kavuşmadı hiçbiri.Ne karanlığın adı söylenmeyen yaratıkları ne de ışığın seçtiği ırkları.Herkes bir oluşum içinde.Giderek güçleniyor her iki taraf da.Şimdi izlinizle sizlere bu bin yıllık süreci anlatmak istiyorum.Aramızda bunu bilecek düzeyde olan sayılı kişiler vardı;ancak artık her şey bu kadar açıkken herkesin bilmesi gereken çok şey var.Dahası,artık her birimizin yeni öğrendiği şeyler de var..."Böylece hikaye yeniden anlatılmaya başlanmıştı.
Her bin yılda,ışık ve karanlık,dünya üzerinde hüküm süren iki yegane güç,ortaya çıkıp peşlerine kitleleri katarak savaşa giderler.Karanlığın planları sinsice işlerken,ışığın seçtiği kişiler Çağrı adı verilen özel bir döngüyü başlatırlar.Çağrı bir döngüdür aslında,basit bir tetikleyici şarkı değil.Kalbinde iyilik ve bu yol için savaşma gücü bulunanların duyabildiği bir şarkı olarak yayılır tüm dünyaya.Her bir görevlendirilen bu özel insanlar,çeşitli zorlukları aşarak Çağrı'nın bir kısmını yayarlar.Böylece döngü başlamış olur.Çağrı tamamlandığında,her iki tarafta toplayacağı kadar yandaşını toplamış olur ve gerçek savaş o zaman başlar.Dünyayı esarete sürüklemek isteyen kötülük ve aynı dünyanın özgür iradesini yaşatmaya kararlı iyilik...
Bundan bin yıl önce 6 kişi vardı bu görev için.İki şövalye,biri kadın diğeri erkek...İki büyücü,biri kadın diğeri erkek...Bir elf ve bir barbar...6 kişiydiler yolun başında.Yolları kesişti geçen zamanda ve yürekli vakur,adımları sağlam olarak ilerlediler savaşa doğru.Çağrı tamamlandığında muazzam bir orduları olmuştu.Bu 6 özel insan çok şey başarmıştı ve hala daha başarıyorlardı.Görevleri daha bitmemişti.Efendi'ye yani,karanlığın gerçek özüne,adamlarının önünde meydan okumuşlardı,o zamanlar her şarkıya ve şiire konu olan cesaretleriyle...
Ama,bu defa "onlar"yani, adı söylenmeyenler son savaşta birden bire ortaya çıktıkları gibi yine gelmişlerdi.Haklarında birçok söylenti vardı.Gerçeğe en yakın olan ise,hiç yorum yapılmamasıydı.
Artık her şey açıktı,Efendi karanlığın gerçek özüydü.Bu defaki savaş çok daha farklı olacaktı.Kötülüğün hizmetkarları yerine,Efendi'leri bizzat gelmişti.Daha fazla ışık istemiyordu anlaşılan;ama eski kahramanlar,yani nam-ı diyar Geçmişin Ruhları,ona hala daha kafa tutarken,kimbilir yeni gelenler nasıl olacaktı...
Solindas kafası karışık arkasına yaslandı.Aklında Gümüşfırtına'nın onun ve Marryn için söylediği bazı şeyler vardı."Anahtar"tanımını kullanmıştı ejderha.Demek,Maximillian ve diğerlerinin tam ismi anahtardı.Kafasını kaldırıp siyah cübbelilere baktı.Hepsi çok gergin görünüyordu.Maximillian Eldersword yıllardır onların baş düşmanıyken,şimdi de anahtarlardan biri çıkmıştı.Herkesin kafasında aynı düşünce vardı.Diğerleri kimler olacaktı?
Toplantı bittikten sonra herkes bu defa kendi güçleriyle geldikleri yere döndü.Solindas gitmeden Büyüsel Güç'e gitti.Söyleyecek bir çift lafı vardı."Bana bakın!Artık çok oldunuz!Sizin bu saçmalıklarınız herkesi canından bezdirdi!Bana karışmaktan da vazgeçin!Bir daha böyle bir saçmalık yaparsanız buna çok ama çok pişman olursunuz!".Büyücüler bir süre bir şey demedi,sonra aralarından biri itiraz etti."Sen kendini harcayan bir büyücüsün Solindas Spellwind!Bizim gibi kendini güçlü tutan insanlarla böyle konuşamazsın!"herkes ona katılmıştı;ama Solindas'tan da çekinmiyor değillerdi.Solindas gülümsedi"İyi o zaman bir dahakine bende yanımda Marryn'ı getiririm!"dedi karşı bir meydan okuyuşla.Büyücülerin hepsi gerildi.Kara büyücülere kafa tutacak kadar deli cesaretli birini hiç görmemişlerdi.Ayrıca,Marryn gibi laf sokan biri karşısında aşağılanmak da istemiyorlardı.Ayrıca,Solindas'ı karşılarına alarak rezil olmak da istemiyorlardı."Tamam Steelrider kalsın!Bir daha yapmayız!"dediler sert bir şekilde."Öyle olsa iyi olur!"dedi Solindas aynı sertlikle.
Ellerini kaldırdı Solindas,dudaklarından büyülü sözler döküldü.Estetik bir hareketle havayı ikiye ayırıyor gibi bir hareket yaptı ve ayırdığı yerde o geldiği geçit oluştu.Gitmeden önce son bir kez arkasına baktı ve sonra bir adım atarak içeri girdi.
"Çağrı konusunda ne yapacağız?"dedi Büyüsel Güç'ten biri liderlerine.Hala daha Solindas'ın arkasından bakan lider bir süre düşündü ve sonra cevap verdi boş gözlerle"Bilmiyorum..."

16 Mart 2008 Pazar

Hain ya da Kurban

Not:Bu yazı "Geç Kalınmış Gerçekler" adlı bölümün devamıdır.

Kavurucu ve kuru hava genizleri yakarak izleyicilerin ciğerlerine doluyordu o an.Elfler ve sadece üç kişi olan insan grubu belli etmekten kaçındıkları heyecanlarıyla dikilmiş,Maximillian ve Falenas'a bakıyorlardı.Odaklandıkları bu iki adam az sonra ya bir suçlamayı kanıtlayacak ya da bir iftiranın geçersizliğini gözler önüne serecekti."Ya başka bir durum söz konusuysa?"Solindas tıkanmış nefesini düzenlemeye çalışırken bunları düşündü.Normal olmayan bir şeyler vardı kesinlikle.Bütün geceyi gergin ve uykusunda kasılmalarla geçirmişti.O an hiç de orda olmaması gereken bir şey vardı sanki...Solindas Falenas'tan gözlerini ayıramıyordu.İçinde nedenini bilmediği bir acıma duygusu oluşmuştu elfle karşı.Onlara yaptığı hakarete rağmen nedenini anlayamadığı bir gerekçeden dolayı elfin masumluğunu düşünür olmuştu dün geceden beri.Hava bile normal gözükmüyordu o an.Marryn'a baktı,elini sıkışan kalbine bastırarak.
Marryn da tüm gece uyumamıştı.Kadın geceyi uykusuz geçirmiş ve kalbini sıkıştıran şeyden kurtulabilmek için sadece örtüyü tekmelemek ve arada bir odada amaçsız volta atışlarıyla geçirmişti.Bir şey bekliyordu sanki;tıpkı Solindas gibi...İki dost kalplerini burkan,onların bütün gece yakalarına yapışan şeyle karşılaşmak için hazırdılar o an.Marryn'ın dudakları mühürlüydü adeta.Arada bir kendi kendine sinirle bir şeyler mırıldanıyordu o kadar.Solindas ise Falenas'a odaklanmış bir halde kavuran havaya yenilmeden ayakta dimdik duruyordu.
Falenas'ın pis bakışları bir an için Maximillian'dan ayrılıp Marryn'ın üzerinde odaklandı.Elf o gün tam anlamıyla pislik akan gözlerle etrafı süzüyordu.Marryn'a bakıp çatılmış ve nefret dolu bakışlarla duyulmayan bir şeyler mırıldandı.Solindas öfkeyle yakaladığı bu bakışlara sert bir bakışla karşılık verdi.Elf bir anda irkilerek,sinirli bir tavırla kafasını çevirdi.Anlaşılan bunu beklemiyordu.Bu durum Solindas'ın şüphelerini daha da arttırdı.Yoo,hayır...Kesinlikle burda bugün hiçbir şey normal değildi.
Maximillian herzamanki gibi sakinliğini koruyan tek kişiydi o an.Solindas gibi sakin bir insan bile gerginliğini saklayamıyordu.Maximillian havada esen doğal olmayan durumun kokusunu almıştı;ancak buna bir anlam veremediği için üzerinde çok düşünmemeye çalışıyordu.Ancak,ne kadar uğraşsa da bir şey vardı ki,içinde durmadan bunu ona hatırlatıyordu.
Derinlerde çığlıklar vardı...Bir savaş alanı ve onun için haykıran adamları...Tepesinde siyah bir ejderha ve üstünde kara zırhıyla kalbi karanlığa gömülmüş binicisi...Adamları onun için haykırıyordu umutsuzlukla,ejderha ve binicisi ise zaferle dolu bir haykırışla onların sesini bastırıyordu...Ejderha var gücüyle ve kendinden emin bir halde ateş nefesini Maximillian'ın üstüne kusuyordu o an...Onu efsane yapan o günü yaşıyordu tekrardan.Ejderha zaferle başını havaya kaldırırken binicisi küfür ve çığlık karışımı bir haykırışla Maximillian'a bakıp bağırdı.Herkes sessizliğe gömülmüştü.Maximillian tamamen canlı ve tek parça olarak duruyordu orda.En kaliteli metalden yapılan zırhı eriyip gitmişti;ama o tek bir yanık izi olmadan orda ayaktaydı.Adamlarından kopan sevinç çığlığı ve Tanrı'ya yapılan şükredişler duyuldu savaş alanında ve Siyah ejderhanın öfkeyle uluyuşu...Bu anıları durmadan Maximillian'a hatırlatan bilinçaltı adamın kafasında uzaklaştırma çalışmalarına direniyordu her saniye.Adamın düşünceleriyle boğuşması Kral Gerathros'un gelişiyle dağıldı.
Kral Gerathros'u selamlayan halkın eşliğiyle düello için bekleyen iki adamın ortasına geçti."Bugün burda,Lord Maximillian Eldersword'un,yani 5.ve6.bölüklerin lideri olan efsanevi kişinin yaptığı suçlamayı çözümlemek için toplandık!Değerli adamım ve ülkemizin gururu olan ejderha binicilerimizin asil lideri Falenas Elvenmagic,Maximillian Eldersword'un meydan okuması üzerine 'insan yöntemleriyle' "bunu söylerken herkes iğrenir bir yüz ifadesi takınmıştı."çözümlemesini izlemek için toplandık!Ey halkım,bugün burada olacaklar ya bir kanıt ya da boş bir iftiranın sonucunu gösterecektir!Kazanan taraf burdan sonsuza kadar sürülecektir!"Herkes derin bir sessizlik içinde dinledi konuşmayı.Kral,onun için kurulan,güneşlikli tahtına oturuken herkes aynı sessizlikle yeniden iki adama yoğunlaştı."Bitirelim şu barbarlığı artık!"dedi kral yine iğrenir bir halde.
Maximillan olurunu almak için Falenas'a baktı;ama Falenas'ın yılana benzeyen gözleri haince kısıldı fısıldayarak Maximillian'ın anlamadığı bir şeyler söyledi.Maximillian bu durumdan hiç hoşnut değildi.Elfin göz yapısı mı değişmişti yoksa ona mı öyle geliyordu?
Şövalye koyu kırmızı pelerinini takmıştı yine.Elinde kılıcı,iyice gerilmiş kaslarıyla bu an için,buraya geldikleri ilk günden beri hazırdı.İri dalgalı,siyah saçlarını at kuyruğu yapmıştı bugün.Sıkıca arkasında topladığı saçları sayesinde etrafa daha hakimdi.Yüzü daha net görünür olmuştu.Sert yüz hatları o gün,çatılmış kaşları ve sıkıca kenetlenmiş dudakları eşliğinde onu daha farklı gösteriyordu.Kesinlikle bir liderdi.Her adımı,her hareketi bunu kanıtlar nitelikteydi.Kaslı kollarıyla sıkıca kavradığı kılıcını saldırmadan önce son bir kez sıktı.
Maximillian'dan bir haykırış koptu.Bariton sesindeki meydan okuyan haykırış ve ileri doğru atılmasıyla herkes heyecanla irkildi.Adam,sert bir darbe indirdi elfe.Kolay kolay bir elfin karşılayamayacağı türden...Ama...Falenas o kadar rahat karşılamıştı ki bunu izleyenler gözlerine inanamadılar.Marryn ileri doğru bir adım attı.Maximillian'ın ilk saldırısı kusursuzdu.Bir elfin narin yapısı için fazla zorlayıcıydı.Kılıcını güçle kavrayıp,eğik bir açıyla kavis çizişi mükemmeldi;ama elf nasıl olurda bu kadar rahat karşılardı bunu.Solindas da durumdan hayli rahatsızdı.Falenas'ın pis sırıtışı ve "Tek yapabildiğin bu mu!"diye adamı kışkışrtma çabası yankılandı beyinlerde.
Maximillian konsantrasyonunu kaybetmeden durumu çabuk toparladı.Bu defa elf atağa geçmişti.Ardı ardına kılıç darbeleriyle şövalyeyi köşeye sıkıştırmaya çalışıyordu.Onu geriye doğru sürmeye çalışmasına rağmen Maximillian dengesini koruyarak,sadece birkaç adım geri atarak,olduğu yerde kalmayı başardı.Falenas'ın hırs dolu kılıç darbelerine dayanmak onun için zorlaşıyordu her an.Adam nedenini anlmamasına rağmen,böyle bir gücün nerden geldiğini de çözemiyordu.
Maximillian yeniden odaklandı.Derin bir nefes aldı ve sert bi bağırışla elfi aniden,çatılan kılıcıyla geriye itti.Elf geriye doğru tökezledi;ancak şövalye hemen ardında ikinci atağına kalkamadan yeniden karşıladı darbeyi."Sen sadece lafta efsanesin Eldersword!Neden efsane olduğunu bilmeyen adamdan bir şey olmaz!Sen sadece bir hiçsin ve hep öyle kalıcaksın!"Maximillian hiç sinirlenmemişti.Onun gibi tecrübeli biri için böyle sözler çok alışılmıştı."Neden işine konsantre olmuyorsun?"dedi ciddiyetini bozmadan.
Elf fiziksel olarak güçlüydü;bu çok açıktı.Ama,tekniğinde bazı açıklar gördü Maximillian.Onun kadar tecrübeli değildi demek.Şövalye tam planını yaparken delicesine bir haykırışla üstüne atlayan elfin kılıcı az daha sol omzuna denk geliyordu.Yuvarlanarak kendini sağa atan şövalye yerden kalkmak için acele etmedi.Darbesinin etkisiyle boşa savrulan elf,kılıcını sağına doğru savurdu hemen.Şövalye sadece biraz geri çakildi ve elfin kılıcı sert zemine çarptı"Kıpırdayıp durma insan!"dedi nefret dolu bir sesle.Maximillian hala daha muhatap olmuyordu.Planını tamamlamıştı ve çözüm açıktı.Esnek hareketlerde ondan üstünlüğü olan elften kurtulmak zordu;ama başka çaresi de yoktu.
Derin bir nefes aldı yeniden.Falenas üstüne atladı var gücüyle ve Maximillian da ona doğru atıldı.Kılıçları havada çarpışan iki adam kolları koparcasına birbirlerini ittirmeye başladılar.Gözleri birbirlerinin gözlerinden başka hiçbir şey görmüyordu.Öfke,ter ve nefertle çevriliydi o an bütün dünya onlar için.Maximillian elfi daha fazla itemezdi.Üstünlük tam elfe geçerken sağ ayağıyla elfin karın boşluğuna sıkı bir tekme attı.Acıyla iki büklüm olan elfe kılıcın kabzasıyla vuran şövalye rakibinin çenesini kırdı.Ağzından kan boşalıyordu artık.Herkes bu vahşet karşısında iğrenmeyle sitem etti.Marryn ve Solindas hariç...
Elf yeniden ayağa kalktı;ama bu defa kılıcını kenara attı.Ellerini yukarı kaldırdı."Beni hatırladın mı Maximillian!Seni ben efsane yaptım!Ama,bunu sana ödeteceğim!kimse bende daha iyi olamaz!"Ağzından kan damlayan elf dehşet bi ulumayla şekil değiştirdi herkesin önünde.Nefesleri tıkayan bir enerji dalgası yayıldı etrafa.Herkes bayılacak gibiydi o an.Siyah bir duman elfi çevreledi.İnsanın içine batan sözcükler eşliğinde yükseldi,yükseldi...
Solindas siyah dumandan hiçbir şey göremiyordu.Enerji dalgası onu kilitlemişti aynı zamanda."Marryn!Bu bir...ejderha!"diyebildi bilincini kaybetmek üzere yere doğru yığılırken.Son anda onu kolunda sıkıca kavrayan biri onu hemen yukarı doğru çekti.Beline sarıldı sıkıca ve bir kolunu omzuna doladı ondan destek alsın diye.Solindas o konuşana kadar kim olduğunu anlayamadı."Biliyorum Soli...Bu kara büyü..."dedi ses ona derinlerden gelerek.
Maximillian şok bir halde sadece izledi.Giderek büyüyen şekil ve etrafındaki kara aurayla yükselen canlıya baktı.Onu tanımıştı,bu oydu...Üzerine ateşini kusan;ama onu öldüremeyen siyah ejderha!Elfin neden bu kadar güçlü olduğu artık belliydi.En başından beri Falenas kendinde değildi.Sahi,elf nerdeydi?Yere baktı şövalye.Elfin acıyla kasılan,bilinçsizce yerde yatan bedenini gördü.Acıyla bir uluma duyuldu.Falenas'ın mor ejderhası binicisinin yanına kondu.Acılar içinde onu uyandırmaya çalışıyordu.
Marryn'a gördükleri yetmişti.Bu artık bir ejderha kavgasıydı ve kesinlikle onun işiydi.Solindas'ı sıkıca kavradı"Burda kal Soli..."dedi yumuşak bir sesle."Hayır!Napıcağını biliyorum!Ama yapma sakın!Gümüşfırtına burda yok!Seni onun büyülerinden sadece ben koruyabilirim!"dedi.Marryn olumsuz anlamda kafasını salladı."Olmaz...Seni olumsuz etkiliyolar.Burda olman bile onları deli ediyor."."Yapma Mary!Ne fark eder!Bu ilk olmaz..."dedi dalgın gözlerle.Marryn'ın o an kesinlikle Solindas'a ihtiyacı vardı.Ama,onu tehlikeye de atamazdı.Falenas'ın bedenine ve yanındaki yas tutan mor ejderhaya baktı.Yavaşça uzanıp.Solindas'ı pürüsüz pembe yanağından öptü"Seni çok seivyorum bunu unutma.Hadi gel o zaman..."dedi.Solindas kendine gelmişti artık iyice.Kalkıp cübbesini düzeltti."Plan ne?"dedi tüm ciddiyetiyle."Basit..."dedi Marryn."Ben şu moru alıcam.Sende kendini belli ettirmeden karşıya geçip yerini koruyacaksın"dedi.Solindas tamam anlamında kafasını salladı.Marryn ve Solindas aynı anda zıt yönlere koşmaya başladı.
Marryn tüm hızıyla mor ejderhaya koşuyordu.Zamanları azdı ve onun yapması gereken çok şey vardı.Göz ucuyla Solindas'a baktı.Büyücü oldukça hızlı koşuyordu.Yerine neredeyse ulaşmıştı.
Derin bir nefes alan şövalye mor ejderhanın yanında durdu sessizce.Ejderha onu görmemişti.Ne de olsa görecek halde değildi.Marryn hafifçe yana doğru eğilerek,ejderhanın dev vücudunun kapattığı Falenas'a baktı...Gerçek Falenas'a.Elfin inlemeleri kesilmişti.Marryn saygıyla başını öne eğdi.Elfin acıyla kasılan bedeni yerine artık cesedi vardı yerde.Kafası yana doğru düşmüş,kızıl saçları yüzüne dökülmüştü.Gözleri açıktı hala.Yere dikilmiş öylece kalmıştı.Sanki içinde bir şey kalmıştı da arkasından bakakalmıştı.Marryn bu manzaraya daha fazla bakmak istemedi ve konuşmaya başladı."Merhaba..."Ejderha hızla kafaasını çevirdi.Marryn'ı görünce sinirle gözlerini kıstı."Onun zavallı bedenini aşağılımaya mı geldin!Git burdan!Git!Yoksa seni ben öldürürüm!"Marryn üzgün bir halde sakinliğini korudu."Beni yanlış anladın...Yardım etmeye geldim..."dedi gözleri yeniden Falenas'ın kıpırtısız bedenine kayarak."Ne yardımı!Onu diriltebilir misin!Böyle güçlerin mi var!Hayır!Sen basit bir insansın sadece!Git!"Marryn ejderhanın itirazlarına kulak asmadan Falenas'ın başının önünde diz çöktü ve bir dua mırıldandı.Ardından elini elfin açık gözlerine değdirdi ve onları kapattı."Gözleri açık kalmamalı.Gözü açık giderse yapmak istediği tamamlanmamış demektir.Biz insalar buna inanırız!O bu kara pisliği bedeninden ve yurdundan atmak istedi.Bedeninden attı;ama yurdundan atamadı.Şimdi bana katıl ve Falenas'ın isteğini biz yapalım...Ne dersin?"dedi yatıştıran ve ejderhanın kafasını karıştıran bir sesle.Mor ejderha bir süre sessiz kaldı.Ardından yine gözleri yıllardır takım olduğu binicisine kaydı.Yüreği acıyla burkulsa da insan haklıydı.O an kibiri ve insanları hor görmesi geride kalmıştı.Bir insanı taşıma fikri pek hoş gelmese de bunu ölen binicisi,ortağı Falenas için yapmalıydı.Artık kapalı olan yeşil gözlerine baktı.Git,der gibiydi adamın kapalı gözleri.Ejderha aniden kafasını kaldırdı gururla"Tamam insan!Seninleyim!"
Solindas hızla koşarak yerini almıştı.Marryn'a aktı göz ucuyla.Şövalye görünen o ki ejderhayı ikna etmeye çalışıyordu.Kendine iyi bir yer buldu.Kalabalığın çığlıkları ve panikle koşrutması durmadan onun yanından gelip geçiyordu.Elfleri sakinleştirecek zaman yoktu.Bunca sese ve hareketliliğe rağmen bunu yapabilirdi,biliyordu.Daha önce de yapmıştı;bu bir ilk değildi.Bir ejderhayı bir insan yenemezdi;ancak onu kısıtlayabilecek şeyler biliyordu.Gümüşfırtına'ya sessiz bir teşekkür etti ve ardından.cübbesinin kollarını sıvayarak beyaz,pürüzsüz kollarını ortaya çıkardı.Başını hafifçe arkaya attı.Sonra,büyünün gizemli sözleri akmaya başladı zihninde"Alestran Mihael Olvefor..!"
Solindas'ın bedeni hafifçe titremeye başladı.Büyüyü tutmak giderek zorlaşıyordu.Parmaklarıyla arada minik hareketler yapıyordu.Sanki bir şeyi diğerine bağlıyordu.Altın tozu gibi ince çizgiler oluşmaya başladı havada.Çok inceydiler o an.Ne de olsa büyünün başıydı bu.Solindas bu büyüyü öğrenmek için yıllarını vermişti.Sadece sözleri okumakla bitmiyordu;aynı zamanda her sözcüğün oluşturduğu ipliği doğru yere bağlamalıydı.Minik altın tozu şeklindeki iplikler havada asılı dururken o bir yandan çığlıklara karşı geliyor bir yandan da büyüye konsatre olmaya çalışıyordu.Sinirini bastırdı ve sakinliğini kormuaya çalıştı.İpler kalınlaşmaya başlamıştı,büyü iyi gidiyordu.Şimdi konsantrasyonunu kaybedemezdi.Bir ilmiği daha oluşturuken siyah ejderhanın öfkeli bir uluyuşla göklere yükselişini gördü."Marryn çabuk!"dedi dişlerini sıkarak.Ama,biliyordu ki Marryn'ın aynı zamanda ona ihtiyacı vardı.
Siyah ejderhanın ortaya çıkışıyla,korku ve çığlıklar eşliğinde kaçmaya başlayan halkın sesini duymuyordu o an Maximillian.Gözleri öfkeyle ejderhanın üzerinde kilitlenmişti.Hızlı nefes alışlarla kendine hakim olmaya çalışsa da bunda pek başarılı olamıyordu.Onu öldürmeye teşebbüs etmiş bu yaratık bir kez daha şansını denemek için geri gelmişti.Maximillian kendine düşen görevi yaptığı için artık sıradan bir insandı.Çağrı'nın ilk kısmını serbest bırakmıştı ve görevini başarıyla tamamlamıştı.Ama,üzerindeki koruma da kalkmıştı.Ya ölecekti ya da bir kez daha kurtulacaktı.Ejderha bunu biliyor olmalıydı.Çağrı'nın ilk kısmını duymayan canlı kalmamıştı.Nefret dolu bakışlarla şövalyeyi süzerken pis pis sırıttı."Artık yolun sonundasın!Bu defa seni kurtaran kimse olmayacak!"Ejderha derin bir nefes alıp alevini adama yeniden ve bu defa öldürmekten emin bir şekilde kustuçİçindeki tüm öfke ve nefretle ateşini pükürtüyordu.Maximillian'ın kaçacak yeri yoktu;bu yüzden gözlerini kapadı ve ölümü kabullendi.Bir haykırış duydu birden;ama gözlerini açmadı,az sonra ölecekti.Birden havada süzüldüğünü hissedip gözlerini açtı.Yaşıyordu ve uçuyordu!"Mor ejderha üzerinde Marryn onu kurtamıştı.Ejderha ani bir dalış yapıp adamı yakalamış ve yeniden yükselmişti.Ejderhanın kanadının ucu yanmıştı;ama kafası öyle karışıktı ki aldığı darbenin acısını hissetmiyordu bile.Adamı arkaya doğru bıraktı."Lord Maximillian!Sizi yaşarlen görmek güzle!"dedi kadın büyük bir mutlulukla.Adam duruma hayret ederek kadına baktı öylece."Teşekkür ederim..."diyebildi sadece."Arkama geçin!"dedi kadın rüzgarda sesini duyurmak için.Maximillian kadının arkasına geçti ve kayışları bağladı hızlıca.Uçmak hiç ona göre değildi;ancak başka çaresi de yoktu."Lady Solindas nerde!"dedi adam bağırarask;tıpkı kadın gibi sesini duyurmak için."O bize sonra katılacak!Bir planımız var!"Dizginleri sıkıca çekti ve ejderha esnek bir kavis çizerek döndü.Arkalarında öfkeden deliye dönmüş olan siyah ejderha uçuyordu.Durmadan ateş püskürterek onları aşağı indirmeye çalışıyordu;ancak öfkesi onu öylesine ele geçirmişti ki;mor ejderha ondan rahatlıkla kaçabiliyordu.Siyah çok güçlüydü.Bedeni mordan daha büyük,nefes gücü daha yüksekti.havada savaş konusunda tecrübesi daha fazlaydı.Ne de olsa bir insanın ortağıydı ve insanlar durmadan savaşırdı.Ancak,moru yöneten de bir insandı o an.Hem de bir "fırnıtnakıran"!Marryn'ın siyahlar üzerindeki tecrübesi moru avantajlı konuma getirmişti.Bir süre av-avcı rolü oynadılar.Aşağıda halk durmadan koşuyor,her yer alev alev yanıyordu.Marryn siyahı ileriye sürmek istesede,siyah ejderha onların uzaklaşmasına izin vermiyordu.Marryn aceleyle Solindas'a bakıyordu durmdan.Daha fazla oyalamasına imkan kalmamıştı.Morun kanadındaki yaralara yenileri eklenmişti.Gümüşfırtına'nın orda olması için neler vermezdi.Siyahla savaşamazdı o an.Halka çok büyük zararlar gelirdi o zaman.Moru yukarılara sürmeye başladı.Maximillian arkasında zor zamanlar geçiyriyordu.Dengesini nasıl sağlayacağını bilmeden kıpırdanıyordu sürekli.Marryy-n ise asıldığı dizginlerle birlikte yukarıya uçuyruyordu moru.Siyah da tam peşlerinden geliyordu ateş kusarak.
Solindas ağı tamamlamıştı.Önünde 20 metre uzunluğunda(yani tam da siyah ejderhanın boyunda)alton tozu gibi parlayan,sıkı ilmikli bir büyülü ağ duruyordu.Geriya bir tek bunu üstüne atmak kalmıştı.Marryn'a baktı.Gelip ağın ucunu yakalaması gerekiyordu.Derken...Bir başka siyah ejderhanın üzerine doğru uçtuğunu gördü.Derin bir nefes aldı ve üstüne püskürtmek için hazırlandı ejderha.Solindas irileşmiş gözleriyle ona bakakaldı.
Marryn bu sahneyi görmüştü"Hayıııııııııııııııııır!"diye bir bağrışla aniden mor ejderhayı dalışa geçirdi.Siyah,moru ıskalamıştı ve hantal bir dönüşle yeniden peşlerine takıldı.Marryn ve ejderha,yaydan çıkmış ok gibi hızla dalışa devam ediyorlardı.Marryn'ın gözü o an hiçbir şey görmüyordu.Maximillian yere baktı.Yetişmeleri imkansızdı.Büyücü gözlerinin önünde yanacaktı birazdan.Kadını kurtarmak için bir çözüm aradı;ama bulamadı.Derken,ok gibi bir hızla gelen devasa bir beden siyaha yandan çaprı ve onu hızla yere yapıştırdı.Marryn dizginlere yapışıp ejderhayı durdurdu.Gelenlere baktı bir süre.Mor ejderhalar üzerinde Berilyan'ın ejderha takımı gelmişti imdatlarına.Liderleri kralın oğluydu;demek çocuk ona o yüzden gözkırpmıştı.Arkasındakilere baktı.İlk sıradakileri hemen tanıdı.6 sene önce ona saygı duyan elf grubu imdatlarına yetişmişti.Solindas'ın yanına indi hemen.Kadına sıkıca sarıldı bir süre.Ejderha üzerindeki bir elf grubu hızla dalışa geçerek ağı büyülü eldivenleriyle kaptı ve yeniden yükselirken Solindas'ı selamladı başlarıyla.Mor ejderhalarıyla aniden ortaya çıkan elfleri gören intikam dolu ejderha neye uğradığnı şaşırmıştı.Marryn ve Maximillian'ın arkasından geçtiği dalış ona pahalıya patlmaıştı.Ağı hızla kapıp üzerine doğru yıldırım hızılyla gelen elflerden kaçmak için yaptığı hamle de çok geç kalmıştı.Siyah ejderhanın etrafında seri hareketlerle dönen biniciler,ağı iyice gerip ejderhayı kıskıvrak yakaladılar.Ağın içinde debelenip,küfür ve tehditler savuran siyahın sonu hiç de beklediği gibi olmamıştı.Büyülü ağın içinde oltaya takılmış bir balıktan farkı yoktu.Solindas'a nefretle bakarken Maximillain'ı unutmuştu bile.Solindas'a ejderhaların karmaşık dilinde bir şeyler söyledikten sonra Maximillian ve Marryn'a dönüp lane etti.Hiç kimse onu dinlemiyordu.Havadaki grup ikiye ayrıldı.Bir kısım yakaladıklarını taşıyarak,sorgulamak için kalabalıktan uzaklaştı.
Yere düşen siyah ejderha kaçmıştı;ama elflerin bir kısmı peşine düşmüştü çoktan.
Genç prens ejderhasından atlayarak üç insan yanına geldi.Önce saygıyla eğildi önlerinde"Sizlere bize olan yardımlarınız için minnetimi sunarım."dedi derin bir nezaketle.Ardından Marryn'a baktı"Adınızı çok duydum Lady Steelrider!Adamalarım sizden çok bahsetti"dedi gülümseyerek.Arkasında Marryn'a sıcacık gülümseyen eski tanıdık yüzler vardı.Sonra Solindas'a döndü."Yeteneğiniz karşısında çok etkilendik Layd Spellwind!Siz anlatıldığından daha da güçlü bir büyücüsünüz."dedi başıyla yenined selamlayarak.Ardından Maximillian' adönü"Önseziniz için minnettarız Lord Eldersword!Keşke burda kalıp bizim adamlarımızı da eğitseniz!Ama,biliyoruz ki yapmanız gereken bir göreviniz var."dedi ciddiyetle.Maximillian,Marryn ve Solindas yorgun argın gülümsediler.Hepsi ayakta zor duruyordu.Marryn burda işimiz bitti dercesine Solindas'a baktı.Solindas da gülümseyerek onu onayladı.Artık sıra Nihelyan'a gelmişti.Yeniden yollar vardı önlerinde.Yollar ve yeni maceralar.Halkın çokulu kutlayışları ve tebrikleri eşliğinde yeniden yola koyulacaklardı."Bir tanesi cepte diyebiliriz"dedi Maximillian Berilyan'ı kast ederek.Yüzünde rahatlamış bir ifade vardı.Solindas ve Marryn onu onayladılar.Yorgun;ama rahat bir şekilde halkın arasına karıştılar.Etraflarındaki kızıl sel onları,bu defa alaya yerine sevgi ve minnetle kucakladı.Sıcak güneşin ışınlarıyla aydınlanıyordu o an üç insan.Kutsanıyorlardı adeta...

07 Mart 2008 Cuma

Etiketlendi...

Arkadaşlar bütün yazıları etiketledim :).Artık istediğiniz tarzda olan yazıya yandaki "etiketler"listesiden seçerek hepsine ulaşabilirsiniz.Mesela,hikayeyi seçtiniz,karşınıza bugüne kadar yazdığım tüm bölümler çıkacak.Daha rahat takip edersiniz umarım.Savaş bey çok sevindim yorum yazmanıza :D.Herkes çok sevindi aslında.Bu blogun bir parçası olduğunuz için teşekkür ederim size...Umarım,beğenileriniz devam eder.Tavsiye ya da eleştirileriniz varsa lütfen söyleyin,ben de ona göre bir şeyler yapayım.

02 Mart 2008 Pazar

Geç Kalınmış Gerçekler

Not:Bu yazı "Kararlaştırma"nın devamıdır.

Kral Gerathros herkesi yapılacak toplantı için davet etmişti.Maximillian'ın isteği üzerine,insan dostlarımızın ricası,adı altında bir toplantı yapılacağu haber verilmişti.Marryn ve Solindas durumun kabul edilmesinden hayli mutluydu;ancak Maximillan sadece susmakla yetiniyordu.Bu öğlen büyük bir gündü.Atacakları adımları belirleyecekleri ilk toplantı...Bunun gibi daha iki toplantı vardı önlerinde.En önemlisi olan Exelyan ise iki değil beş toplantıya bedeldi onun için.
Elfler konuşmalar için hazırlanırken,hizmetkarlar koşuşturma içinde salonu hazırlarken,Marryn ve Maximillan ilk defa birlikte yapacakları konuşma için aralarında durum değerlendirmesi yapıyordu.Solindas onları dikkatle dinliyordu bu arada.Marryn'ın farkettiği üzere Maximillan ona hiçte eskisi gibi davranmıyordu."İş yüzünden olsa gerek"diye düşündü.O an olmaları gerektiği gibi bir ekipti üçüde.Uyumlu ve dikkatli.Maximillan,olayları teker teker sıraya koyarken,Marryn'da olayları kısa kısa özetliyordu Solindas'a.Herkes için gergin bir gündü.Saatin akrep ve yelkovanı birbirini kovalarken,insan ve elf gruplar ciddileşme anının gelip çatmasını biraz tedirginlik ve biraz da sorgulayarak bekliyorlardı.
Berilyan'ı ciddiyete davet etmişti Maximillan;Marryn gülerek ona öyle diyordu.Maximillan gülmese de bu söz hoşuna gitmişti.Onun isteği üzerine biraz olsun görevlerine daha uygun birer hal alıyorlardı o öğlen.
Son konuşma tekrarları yapıldı,Marryn Solindas'a son kez olayların özetlerini anlattı,Maximillan hazırlanmak için odasına gitti ve iki kadın durum değerlendirmesi yaparak daha uygun bir şeyler aradı...
Vakit geldiğinde,misafirlerin kaldığı kanatta üç insan başları dik bir biçimde yürüyordu.Koridorda onlardan başka kimse yoktu o an.Solindas,saçlarını gümüş bir tokayla topuz yapmış,sakin bir yürüyüşle ilerliyordu Marryn'ın kolunda.Yani herzamanki gibi...Marryn gümüş zırhını iyice parlatmıştı ve binici zırhı içinde göze çarpar bir hali vardı.Pelerinini Solindas'la uyumlu olmak için gümüş iki tokayla zırha tuturmuştu ve kolunda dostuyla kararlı adımlarla yürüyordu.Ancak,bir gözü arada bir Maximillan'a gidiyordu.Adamın garip tavırlarını kontrol etme ihtiyacı duyuyordu nedense.Maximillan ise o gün başlı başına değişmişti sanki.Toplantıya değil savaşa gider gibiydi.Olacakları biliyordu ve olayın sonunda bir zamanlar Marryn'ın yaptığından daha büyük bir şeyle çıkacağını da biliyordu...Kendini iyi tanıdığı kadar,öngörüsü de gelişmiş bir insandı.Koyu kırmızı bir pelerin savruluyordu arkasında.Yanında yürüyen kadınlara hiç bakmıyordu.Kafasında uçuşan düşünceler vardı o an.Çatılmış kaşlarıyla sadece ileri bakıyordu.Aslında yürüdükleri koridoru bile görmüyordu o an.Sürekli olacaklara yoğunlaşmış bir halde planlara gömülüydü.
Koyu kırmızı pelerinin üzerine dökülen,kalın telli,dalgalı saçları tıpkı pelerini gibi savruluoyrdu yavaş yavaş.O da Marryn gibi zırhını iyic parlatmıştı;ancak onun zırhı Marryn'dan farklıydı.Her yeri tamamen ışıl ışıldı ve bu ciddi duruşuyla ışıktan yaratılmış bir havası vardı.Marryn onu kontrol ederken bu koyu kırmızı pelerinin koyu renk saçlarıyla ne kadar hoş durduğunu düşündü bir an.Ama,sonra Maximillan'ın oan karşı en başlardaki hoş olmayan davranışları geldi aklına ve sinirle kafasını çevirdi.Maximillan bunların farkında değildi tabii.Sadece yürüyordu.Beyni onu yürümeye programlamıştı sanki;ama aslında içinde birçok şeyi hallediyordu.
Üç insan toplantı odasının oymalı kapısına geldiler.Solindas derin bir iç çekti.Kapıdan büyü sızıyordu."Bu büyüde bir bozukluk var...Neden düzeltmiyorlar?"Böyle bir hata gözden kaçamazdı.Marryn'ın neşesi birden yerine geldi."Miliva artık burda yok Soli!Bu tarz şeyleri o yapardı."dedi Maximillan' belli etmeden Solindas'a muzipçe gözkırparak.Solindas'da Marryn'a gülümsedi.Aralarındaki küçük sırla eğlendi iki kadın bir anlığına.Kapı oldukça güzledi;burdaki her şey gibi...Yaprak motifleri oyulmuş ve kök boyalarıyla boyanmıştı her biri.Altın tozu serpilmişti bazılarının üzerlerine.Yaparkların her biri bir uzantıyla diğerini takip ediyordu.Karışık;ama ahenkli bir bağ oluşturuyolardı ve bunun bir anlamı vardı.Maximillan'ın siniri burnuna gelmişti.Şimdi bir bulmaca için zamanları yoktu.İçinden delice bir his kapıyı kırıp girmek istedi;ama sonra,böyle kontrolsüz bir düşüncenin nasıl aklına getirdiğini sorgulayıp kendini azarladı."Bu bir büyü değil bir bulmaca!"dedi Solindas hayretler içinde.Her şey büyü olunca,farklılıklar herzaman şaşırtıcı olurdu.Büyü yapmak için hazırlanan Solindas içinse bu hayli ilginç olmuştu."Lütfen şu kapıyı açalım artık."dedi Maximillan,başarılı bir kendine hakim oluşla.Marryn kapıya yaklaştı ve inceledi.Ardından yüzünde kendinden emin bir gülümsemeyle arkasına döndü"Merak etmeyin ben hallederim."Elini en üstteki yaprağa uzatmaya çalıştı;ancak parmak uçlarında ancak yetişiyordu"Lord Maximillan lütfen bana yardım edin"dedi bulmacaya konsantre olarak.Adam kadının yanına geldi."Burda bir bulmaca yoktu önceden."dedi Maximillan kapıyı inceleyerek."Evet.Ben de en son geldiğimde böyle bir şey yoktu burda."Marryn ve Maximillan'ın arasındaki konuşmayı dinleyen Solindas da kapıya yaklaştı."O zaman bunu bizim için yaptılar."dedi diğerleri gibi düşünceli bir tonda.Sonra olayı anlayarak devam etti."Bunu birlikte yapacağız sanırım."
Marryn Solindas'a baktı bir süre.Büyücü haklıydı.Altın tozlu yaprakların boyları tam da onların boylarına göreydi.Onun ilk uzandığı Maximillan'ınkiydi demek."Solindas haklı!Bu yaldızlı olanlardan üç tane var ve biz üç kişiyiz.Yaprakların uzantılarını takip edersek kapıyı açan mekanizmaya ulaşacağımıza inanıyorum."Büyücü ve Maximillan bakıştı.İkisine de mantıklı gelmişti bu."Aynı anda başlayalım o zaman."dedi erkek şövalye.Hepsi kendi boyuna yakın olan iri yaprağın önünde durdu.Elerini yaprakların üstüne koydular."İşaretimle başlıyoruz."dedi adam ve şimdi diyen sesiyle herkes yolu takip etti.Solindas'ınkinde birçok kıvrım vardı.Her gidişte bir spiral ya da dalgalanma vardı;ama çok da hoştu.Nedense bazı bölümler kalbine dokunuyodu sanki.Acıtıyor ya da gülümsetiyordu.Marryn'ınki ise keskin dönüşlü ve bazı yerlerde kafa karıştırmaya yönelik karışıklıklarla ilerliyordu;ama kadın yolunu hiç şaşırmadı.Kararlılık,inatlaşma ve acı...Ama,bazı yerlerinde kahkaha atmak istiyordu.Büyücü ve kadın şövalyenin yolları sürekli kesişiyor ve çok yakın ilerliyordu.Maximillan'ınki ise bir süre düz bir çizgi olarak ilerlemişti.Kusursuz ve pürüzsüz.Sonra bir anda aşağı doğru keskin birdüşüş oldu.İçin çok kötü burkuldu ve tanıdık bir acı canlandı.Yollu bir anda karmakarışık bir hal aldı.Kadınlardan çok uzaklarada seyretti uzun bir süre.Kafası karışmış,kalbine bir acı oturmuştu;hatta bir ara yeniden savaşta gibi oldu.Hava kan kokuyordu...Gidişatı hiç anlamıyordu,Sürekli bir yerlere sapıyor ya da garip şekiller çiziyordu.Hiç anlam veremdiği...tıpkı hayatı gibi...Maximillan bir an dönüp büyücü ve biniciye baktı.Yüzleri sürekli değişik duygu ifadeleriyle değişiyordu.Durumu anlamaya başlamıştı.Ama,elini hiç kaldırmadan yoluna devam ediyordu aynı hızla.Sonra...birden yol düzleşmeye başladı.Yavaş yavaş aşağı kadınların yoluna yaklaşıyordu.Sonra çok estetik bir şekil çizdi.Giderek büyüyen...ve bitişe geldi.
Bir anda üçü de bir uykudan uyandı adeta.Gözlerini kırpıştırıp birbirlerine bakan üç insan birden artık ilerlemeyen ellerine baktı.Elleri yukarıda bir yerde kesişmişti ve şu an üst üste duruyordu.Bir süre öylece kaldılar.Bir anda şimşek gibi bir ses beyinlerinde çaktı"Bu çizgiler sizlerin hayatıydı!Bundan sonrasını siz çizeceksiniz..."Hepsi kararlılıkla birleşmiş ellerine baktı ve ardından bbirbirlerine.Kimse ne duyduğunu diğerine söylemedi.Herkes kendi yolunu düşürüyor,hayatında bir anla bağlantı kuruyordu.Maximillan bitim noktasındaki daireye var gücüyle bastırdı ve kapının kilitleri açıldı.Bu bir elf oyunu değildi...hayır!Bu çok ama çok daha büyük bir gücün onlara gösterdiği bir şeydi.kapı yavaş yavaş açılırken,yolları kesişen üç insan kapıda kararlılık ve gururla duruyordu.Onları gören elfler itiraf edemedikleri halde oldukça etkilenmişlerdi.Gerçekten çok karizmatiktiler o an.Başları dik ve ilk defa gerçek bir takımdılar!Detaylar için sonra kafa yoracaklardı;ancak şimdi hazırlandıkları konuşmayı sunma vaktiydi.
Kral Gerathros ve diğerlerinin bakışlarını üzerinde taşıyarak yürüdü üç insan.Kimseyle göz teması kurmadan sadece önlerine bakarak ilerlediler.Herkesi aynı anda selamlayarak,onlara ayrılan yerlere oturdular.
"Ah!Gelebildiniz sonunda insan dostlarım!Başlamak için sizleri bekliyorduk."dedi kral sevecen bir sesle.Marryn kralın yanında duran genç bir elfe baktı.Ayakta,tahtın hemen bitişiğinde duran genç elf onlara oldukça merkla bakıyordu.Marryn'la gözgöze gelince muzipçe gülerek kadına el salladı.Kadın bundan hiçbir şey anlamamıştı ve şaşırmış bir halde genç elfi inceledi bir süre.Sonra kafasını çevirdi bu anlamasız genci takmayarak.
"Bizi beklediğiniz için teşekkür ederiz herkese.Buyrun başlayalım izlinizle."dedi Maximillian her zamankinden daha ciddi bir tonda.Maximillan o gün normalden çok daha ciddiydi.Siniri burnundaydı birazda;bu yüzden herkes onun değişikliğini çok rahatça fark ediyordu.Adam olacakları tahmin ediyordu;ama en çok Falenas'ın ne yapıp da ortalığı karıştıracağını merak ediyordu.
Evsahibi olan elfler başladı konuşmaya.Birçok devlet adamının konuşması dinlendi önce.İnsanlarla olan geçmişlerine değindi her biri kısa kısa.Solindas arryn'a bakıp onaylamazca güldü.Bu elflerin hepsi daha onları dinlemeden reddetmeye meyilliydi her kelimelerinde.Elflerin genel kaynak ve bildirimleri bittikten sonra sıra insanlara geldi.Bütün salon ciddileşti o an.Gözgöze gelip hafifçe kafa sallayan Marryn ve Maximillian sıranın onlara gelmesiyle artık asıl noktaya geldiklerinin farkındaydılar.Durumu açıklamak konusunu Maximillian üstlenmişti.Marryn bazı yerlerde müdahele edecekti gerekirse.Maximillian kalkarken Solindas'a da baktı onayını almak için.Solindas sakin bir şekilde kafasını salladı Marryn gibi.İki kadın yanyana oturmuş,ciddiyet ve beklentiyle adamın konuşmasını bekliyorlardı.Marryn'ın çatık kaşları ve Solindas'ın ciddiyet içindeki sessziliğinden güç aldı Maximillian,her ne kadar o da buna şaşırsa da..."Sanırım onlara alışıyorum..."dedi içinden gülerek.
Şövalye konuşmasını yapmak için öne çıktı.Her elfin bakışları ona kilitlenmişti.Ağzından çıkıcak her kelime için sabırsızdılar.Derin bir nefes alan adam durumu anlatmaya başladı salondaki herkese."Sizleri selamlıyorum öncelikle.Bizi dinlemeyi kabul ettiğiniz için önce Kral Gerathros'a ve ardından beni dinleyecek olan sizlere diğer arkadaşlarım"burda eliyle iki kadını gösterdi nazikçe"ve kendim adıma teşşekür ederim."dedi.Maximillan oldukça nazik bir giriş yapmıştı;ancak sözlerinin devamı o kadar nazik olmayacaktı.Kaşlarını çattı.Olayları hatırladıkça içinde bir volkanın lavları gibi kabaran bir öfke doğuyordu.Kendine hakim oldu ve bu iç çatışmasını kimseye belli etmeden,aynı ses tonuyla devam etti."Ben lafı çok fazla uzatmadan konuya girmek istiyorum.Ben,Lady Steelrider ve Lady Spellwind'le yola çıkmamızdan çok önce sizlere yazılı bir bildiride bulunmuştum bildiğiniz üzere.Ve sizlerden bize bir cevap gelmişti.5 sene öncesinden itibaren birçok araştırma ve can kaybıyla geldik bu zamana!Yollarda birçok acı ve keder kaldı;ama biz buradayız hala!Başımız dik,yenilmeden ve en önemlisi şerefimizden ödün vermeden!"Marryn oldukça gurulanmış bir gülümsemeyle Maixmillian'a gülümsedi tüm içtenliğiyle.Maximillian o an,orda devleşmişti adeta.Kelimelerini seçişi ve yaptığı vurgular çok etkileyiciydi.Marryn Solindas'a baktı yangözle.Solindas hafifçe gülümseyerk onu onayladı.İki kadın adama,göğsü kabarmış bir halde bakıyorlardı.Maximillian devam etti sözlerine;böyle sert bir çıkış beklemeyen elflerin şaşkın bakışları eşliğinde...
"Buraya gelmek kolay olmadı,hemde hiç!Şu geçen 5 sene içinde neler olduğunu tüm detaylarıyla size anlatamam;ama bilmeniz gerekenler var.Bu 5 sene boyunca bu görevin içindeydim hep.Her anını birebir yaşadım!Şunu üzüntüyle söylüyorumkiigüvende olduğumuz günler geride kaldı!Karanlık yeniden atağa geçti ve bizim bunu görmemizi engelliyorlar yıllardır!"Bu sözler salonda bomba etkisi yaratmıştı.Herkes öfkeli bir şekilde kendi arasında tartışıyor,çoğunluk bunun doğruluğunu kabul etmemekte ısrar ediyordu.Böyle bir şey olsaydı onlar bilirdi;fikirleri buydu.Maximillian,sonunda eğlence yerine başka bir şeye kafa yormalarına sevinmişti;ancak sesszilik içinde kendi aralarındaki tartışmaların bitmesini bekliyordu.Kral Gerathros tahtında hzurusuzca kıpırdandı"Lord Maximillian!Bu söyledikleriniz çok ciddi şeyler!"Maximillan kafasını evet anlamında salladı."Evet biliyorum...ama gerçekler de!Her şey artık buna işaret ediyor!Bunca yıl ya onlar bizim ya da biz onların planlarını bozaraka geçti.Herhangi bir taraf uzun süreli bir üstünlük elde edemedi;ama şimdi durum değişti!Nedenini anlamadığımız bir şekilde kendilerini açıkça göstermeye başladılar!Ve bunun en büyük kanıtı şehrimize yapılan hain saldırıdır!"dedi neredeyse elflerin önünde devasa bir sur gibi yükselerek.Herkes birden sesszileşti.Kimse bir şey demek istemiyordu;ama neden?Maximillian bu suskunluğu bozmaya karar vermişti ki;Falenas ayağa kalkarak yapılması gerekeni üstlendi halkı adına."Şehrinize olan saldırıdan haberdarız Lord Maximillian.Ama,bunu kimin yaptığına dair kanıtınız var mı?"Bu söz üç insan arasında karmaşaya nedne olmuştu.Marryn az daha ayağa fırlıyorduki Solindas var gücüyle kadının koluna asılarak kalkmasını engelledi.İki kadın sinirden deliye dönmüş halde bütün salonu gözden geçiriyordu."Bu olamaz Maryn!Haberdarlardı;ama hiçbir şey yapmadılar!"Marryn kocaman açılmış,öfkeli gözlerle etrafı taradı.Beyninden vurulmuşa dönmüştü o an."Bu bir yalan!Yalan!"dedi sessiz bir haykırışla.Solindas Marryn'a sarıldı büyük bir acıyla.Orda ölen o kadar insan vardı ya da esri düşen.İnsanlar orda acı içinde belirsiz sonlarına terk edilmişti müttefikleri denilen bu elfler tarafından.Her şey çok açıktı.Solindas hızla durumu düşündü.Marryn'ın anlattığı üzere Exelyan diğer elf ülkeleriyle sürekli temas halindeydi.Eğer biri biliyorsa hepsi biliyor demekti!Her şey çok farklı olabilirdi;ama yardıma gelmemişlerdi.Solindas Marryn'ı sıkı sıkı kendine bastırarak öfkeyle sövdü içinden.Buraya kadar bunu duymak için mi gelmişlerdi?
Marryn kendini Solindas'ın ellerinden kurtardı.Çok ama çok sinirliydi ve yatıştırılmak istemiyordu."Yapma Mary..."dedi Solindas üzgün bir sesle.Marryn hiçbir şey demedi.O an kalkıp salondan gitmek istiyordu sadece.Ölen isanları ve arkasında bıraktıkları acılı aileleri düşündü bir an.Feryatlarını,ağlayışlarını ve acılarını...Bunlar sadece oturuyordu.İşte bu yüzden hiçbir zaman elflerle iyi geçinememişti.Bir şey yapmayacaktı ama.Sözü Maximillian'a bırakmak en doğruysuydu."Merak etme...Maximillan'a bırakacağım her şeyi..."dedi zor duyulan öfkeli bir fısıldayışla.Solindas tamam anlamında kafasını salladı."En doğrusu bu.Bu konularda o bizden daha tecrübeli.Bize saygı gösteriyor,biz de ona saygı göstermeliyiz."dedi.Marryn sadee başını salladı."Marryn...Neler düşündüğünü biliyorum ve inan sana hak veriyorum.Her daim o savaşlardaydın ve böyle olmasını kimse istemedi;ama şunu da biliyorumki..."Marryn tam bu nokta da sözünü kesti"Her gecenin ardından bir güneş doğar!"dedi.Solindas şefkatle gülümsedi."Evet...Bu abinin sözüydü ve emin ol çok doğru."Marryn gözlerini Maximillian'ın üzerine kilitledi.Ne yapacağını çok merka ediyordu o an.Solindas ise Tiran'ı düşündü.Şimdi orda olup o elflere yapacaklarını düşündü ve ilk defa bunu onayladı.Çok sinirlenmişti o da.Tiran gibi sertliğiyle korku salan birinin onlara sıkı bir ders vermesini diledi.Susucaklardı iki kadın;ama içlerinde kopan fırtınayı kimse dinidremeyecekti.Solindas Marryn'la gittiği savaşları düşündü bir an.Omuz omuza savaştıkları güzel günleri...Çok şey başarmışlardı;ama biliyorduki daha fazlasını da başaracaklardı.
Büyücü ve kadın şövalye bunları yaşarken Maximillian duruma hiç şaşırmamış ve yüzünde en ufak bir değişiklik olmamıştı.Kollarını göğsünde kavuşturmuş olarak sadece bekledi...Elfler onun bu soğukkanlılığına oldukça şaşırmıştı;ancak korkmuşlardı da.Maximillian bir ara Solindas ve Marryn'a baktı.Ayağa kalkmak için hamle yapan Marryn'ı yakalayan Solindas'a minnetardı.Bunu kendi halledecekti.Bu anı bekliyordu.İçinden durmadan küfretse de dışarıya bir şey yansıtmamıştı;ama bu açıkça bir fırtına öncesi sessiliğiydi.
"Evet...Bunu bekliyordum beyler"burda durup iki bayana baktı"ve hanımlar."dedi."Şimdi size bir hikaye anlatacağım.Bundan 5 sne önce yola çıkan ben ve adamlarımın neler yaşadığını biliyorsunuz değil mi?Kara büyü dahil her türlü pisliğe maruz kalmıştık...Üzerime siyah bir ejderha ateşini kustu ve eriyen zırhım dışında bana hiçbir şey olmadı.İnsanlar peşlerindekinin ne olduğunu bilmeden ilerledi bunca zaman ve çoğu öldü...Peki onlar neydi?Dikkatinizi çekerim kimdi demiyorum!Neydi!Bunu bir şekilde öğrendim!"dedi Solindas sayesinde,Leonard'la yaptığı Marryn'ın geçmişindeki görüntüyü düşünerek."Onlar insan değil!Ve giderek güçleniyorlar!Siz burda oturmuş uzaktan düşen şehirleri izlerken ben bunu bizzat yaşadım!"Salonda soğuk rüzgarlar esiyordu o an.Herkes gergin ve öfkeli bir yüz ifadesine bürünmüştü."Burda çok şey dönüyor!Biz burda konuşurken bile onlar dışarıda güçleniyor!Buraya sizi birlik olmaya davet etmiştim;ama siz naaptınız!Herzamanki gibi seyirci kaldınız!Benim bu hayatta ödün vermeyeceğim bazı ilkelerim var!Şerefim ve onurumdan tek bir parça ödün vermem!Bizi burda çiğnettirmeyeceğim!Biz bu pisliği cehennemin dibine geri yollayacağız ve siz yine seyirci kalacaksınız!Şunu asla unutmayın bigün bize muhtaç olacaksınız!"dedi va iki kadına baktı.Gideceklerini anlayan Solindas ve Marryn kapıya doğru hızla yürümeye başladılar.Falneas ayağa fırladı"Olduğunuz yerde kalın!Böyle bir terbiyesizliğe gözyumacak değiliz!"Salonda bir uğultu koptu.herkes Falenas'a destek oluyordu."Siz insaların kendinibilmezlikleri çok oldu!Şu kadının bize olan saygısızlığını sizin gibi saygın birinin sürdürmesi ne kadar acı Lord Maximillian!Ve tabii o arkadaşınıda unutmamak gerek!İkisi birden kimbilir sizin arkanızdan neler çeviriyorlardır!Ama,bunlardan haberiniz yok tabii!Ben bunları duydum!"dedi eliyle tiksinircesine iki kadını göstererek.Marryn ve Solindas dehşete düşmüştü.Bütün bir salon birden Falenas'a katılmış onları suçluyordu.Kendilerini savunmak için söze başlayacaklarken Maximillian durumu ele aldı."Sonun itiraf ettiniz Lord Falenas!Casusuluk yaptığınızı kendi ağzınızla söylediniz!"dedi kendinden emin bir gülümsemeyle."Kral söze girdi o anda"Elinizde kanıt yok!İnsanlarımı bu şekilde suçlayamazsınız!"Maximillian bunu reddetti"Hayır var!Kanıtlarım buraya ilk geldiğim günden beri var!"Sonra Falenas'a döndü bir hışımla"Kıskançlığının sonucu olarak benimle birlikte olan bu insanları suçlayarak kimin daha küçük durumda olduğunu siz kendiniz gözler önüne serdiniz!Onlara laf söylettirecek değilim!Özürdileyin!"dedi salonda adeta kükreyrek.Maximillian'ın bu sert çıkışıyla bütün salon sustu."Hayır!Asla özürdileme!Ayrıca beni casus olarak suçlamanızı size ödeteceğim!"Maximillian yumruklarını sıktı"O zaman onların konuşmlaraını nasıl öğrendiniz?"Bütün salon bir sessziliğe bürünerek Falenas'a bakmaya başladı.Herkes bu soruyu çok mantıklı bulmuştu.Falenas öfkeyle dudağını ısırdı.Verecek bir cevap vermiyordu."Çok şüpheliydiler!Başka çarem yoktu!"dedi kendini savunarak.Çok az kişi buna inandı;ama olay bunula kalmayacaktı.Maximillian hala daha yumruklarını sıkıyordu.Beklediği an gelmişti."Bize karşı olan saçmalıklarınızdan ötürü sizi düelloya davet ediyorum!"diye kükredi.Falneas hiç düşünmeden kabul etti."Kaçacak değilim!"dedi gösterişli bir biçimde.Solindas Marryn'a döndü"Bizde katılmalıyız!Bizim adımıza savaşmasına izin veremeyiz!"."Haklısın!Bu bizimde savaşımız!".Marryn bir adım öne çıktı."Bir dakka!Bu bize yapılan bir hakaret ve biz de bu düellloya dahiliz!".Falenas umursamazca konuştu"Tamam!Siz de gelin bakalım!"dedi.Maximillian ise bu durumu kabul etmeye hiç niyetli değildi"Hayır!"Ardından Falenas'a öldürücü bir bakış attı."Biz bunu erkek erkeğe çözeceğiz!"dedi.Marryn inatla itiraz etmeye başlamıştı ki Maxmillian elini kaldırarak kadını susturdu."Bu konuda anlaşmıştı Lady Marryn."Marryn bu konuda ikna olmaya niyetli değildi."Bizi zayıf konumuna düşürüyorsunuz!Kendimizi savunamayacak gibi bir halimiz mi var!".Maximillian derin bir iç çekti."Konu bu değil...Ama,tekrardan hatırlatıyorum ki,bu konuda anlaşmıştık!"dedi.Solindas Marryn'ın yanına geldi"Bunu yapmak zorunda değilisiniz Lord Maximillian.Hepimiz biliyoruzki,bize karşı olan aşırı kıskançlığı bu adamı kör etmiş.Bu yüzden saçma iftiralarla bizi suçlayarak kendini yüceltmeye çalışıyor."Maximillian kadına hakverdi."Doğru söylüyorsunuz;ama olay göründüğünden daha farklı".Marryn Maximillian'a baktı uzunca bir süre."Falenas...O gerçekten bir casus..."dedi fısıltıyla.Solindas sorarcasına adama baktı.Maximillian evet anlamında kafasını salladı."Tamam o zaman Lord Maximillian.İçim her ne kadar hiç rahat etmese de,durumu size bırakcağım..."dedi kadın şövalye.
Elfler,insanların kendi aralarındaki fısıldaşmalarını izliyordu sessizce.Pek bir şey duyamıyorlardı;bu yüzden sonucu emrkala beklediler."Biz kararımızı verdik!Bu düello benim ve Lord Falenas arasında olacak.Bir itirazınız varsa sizleri dinliyoruz."diye ilan etti Maximillian.Kral Gerathros yeni bir sözlü saldırıya başlamak üzere olan Falenas'ı öfkeyle susturdu."Bakın Lord Maximillian!Eğer siz kazanırsanız en güvendiğim adamlarımdan birini nasıl böyle suçladığınızı hepimiz dinleyeceğiz;ama o kazanırsa hepiniz o anda eşyalarınızı toplayıp burdan gideceksiniz!Ve bir daha da bu topraklara adım atmayacaksınız!"Maximllian hafifçe eğilerek selam verdi."Bu bizim için uygun majesteleri"."O zaman artık herkes şu salonu boşaltsın!"dedi olaylarla hayli gerilmiş kral.
Herkes aceleyle salondan çıktı.Üç insan kendilerine sessiz bir köşe buldu sarayın misafir kanadında.Solindas çatlayacak gibi ağrıyan şakaklarını ovuşturuyordu."Sanki toplantıya değil savaşa gittik!Bu derece bir rezilliği hiçbir yerde yaşamadım!"Marryn sinirle ona katıldı"Hele o Falenas!Bize karşı yaptığı suçlamalara bir anlam veremiyorum!Bir rövanş için bu kadar küçüleceğini hiç düşünmezdim!"Solindas durumu değerlendirdi."Onun asıl amacı sendin bence.Seni kızdırıp rövanşa sürüklemek istedi.Senin onu takmayışın onu deli ediyordu.Bunu hepimiz gördük."Marryn bunu onayladı."Miliva'nın gidişi içinse seni suçlamaya başladı o zaman.Sana birden saldırması çok garip çünkü."Solindas aceleyle Maximllian'ı işaret etti.Konuşa boyunca susan Maximillian'ı unutmuştu Marryn.Miliva olayını nasıl açıklaycağını düşünürken Maximillian'In onları duymadığını fark etti.Adam gözleri dalgın bir halde,düşünceleriyle sürükleniyordu.Derin bir oh çekti iki kadın.Solindas şakaklarına bastırdı yine."Bu ağrı beni mahvetmeden ben gidip dinleneceğim."dedi sıkıntıyla."Bekle,bende seninle geleyim"dedi Marryn;ama Maximillian onu kolundan yakaladı"Sizinle bir şey konuşmak istiyorum"Marryn bu durumdan hiçbir şey anlamamıştı.Solindas'la gözgöze geldi.Solindas ona bakışlarıyla git dedi ve kadın arkasına dönerek Maximillian'ın teklifini kabul etti.
Geniş bir balkona çıktılar.Berilyan bütün renkleriyle önlerinde şenlik havasında duruyordu.Hava temiz bir esintiyle iki insanın ciğerlerine dolarken onlar bir süre sustular.Ardından Maximillian sessizliği bozdu."Benim amacım sizleri küçük düşürmek değildi.Ama,anlamnız gereken şeyler var.Sizin onayınızı daha önceden almıştım.Bu konuda başka bir müdahele isyemiyorum."Marryn bu girişle biraz sinirlenmişti."Merka etmeyin!Tek kelime bile etmem!"Maximillian söze yanlış başladığını farkedip kendini azarladı"Öyle demek istemedim!Sadece bu onunla benim aramda.Sizleri dahil etmememin bir edeni var.Ancak,bunu şu an açıklayamam.Emin olmalıyım!"Marryn yumuşamıştı"O zaman Falenas'tan o kadar da emin değilsiniz?"dedi soran bakışlarla.Şövalye kafasını salladı"Evet...Ama,onunla birlikte bazı şeyler açığa çıkacaktır."dedi emin bir tonda.Marryn bir şey söylemedi.Balkondan aşağı abktı dalgın gözlerle."Tamam o zaman.Durumu size bırakıyorum..."dedi uzun bir sessizlikten sonra.Saçları önüne dökülmüştü.Yüzü çok az görünüyordu o an.Maximillian bir süre onu izledi,sonra aldığı yeni kararı uygulamaya karar verdi.Kaçmayacaktı...Elini uzatıp nazikçe kadının önüne dökülen saçlarını kulağının arkasına yerleştirdi.Marryn irkilerek Maximillian'a baktı.Düşünceler dalmıştı ve bu hareketi hiç beklemiyordu.Ne söyleyeceğini bulamadı bir an.Tam bir şey diyecekti ki; Maximillian onu susturdu.Kafasındaki soruyu adeta okumuştu."Saçlarınız önünüze dökülmüştü...Yüzünüzü görememi engelliyorduda..."dedi sıcak bir gülümsemeyle.Marryn Solindas'a bakması gerektiğini söyleyrek aceleyle ordan uzaklaştı.Bunu Solindas duyunca çok şaşıracaktı.
Maximillian ordan ayrılmadı.Güneşin zırhını yıkamasına izin verdi ve içi rahatlamış bir şekilde az önce yaşadığı anı düşündü."Kaçmak hiç bana göre olmamıştı zaten..."dedi rahat ve sıcak bir gülümseyişle.