Öyle bir şey yap ki bizim için;ölümün korkunç yüzünü söküp atmış ol ellerinle.Seninkinin adı "sonsuzluğa ulaşmak" olsun...Bize de ardından "kahraman" demek kalsın!

27 Nisan 2009

Site Tanıtımları-Kule Sakinleri

Bu tanıtımımızdaki arkaşalar da İzmir'in sıcak esinitisini ve tatil havasını fanteziyle birleştiriyor. Aslında bakarsanız, bir önceki tanıtımdaki İzmirCON ile bağlantılılar ^^.

Site Adı: Kule Sakinleri Rol Yapma ve Strateji Oyunları Topluluğu

Sitenin Adresi: http://www.kulesakinleri.org

Sitenin Kuruluş Tarihi: 01.06.2008

Sitenin Tanıtımı: Kule Sakinleri, İzmir'de kurulmuş bir rol yapma oyunları topluluğudur. Bu topluluk rol yapma oyunlarının yanısıra Warhammer, Magic the Gathering ve benzeri hobilere sahip oyuncuları da bünyesinde barındıran, ticari amaç gütmeyen bir oluşumdur.

Topluluğumuzun Bornova'daki mekanında tek oturumluk veya uzun süreli rol yapma oyunları oynuyor, rol yapma oyunları tanıtım günleri, canlandırmalı rol yapma oyunları organizasyonları (LARP), Warhammer ve Magic The Gathering turnuvaları gibi aktiviteler düzenliyoruz.

Topluluğumuzla ilgili daha fazla bilgiyi SSS sayfamızda ve forumumuzda bulabilirsiniz.

Eğer siz de bu topluluğun bir parçası olmak istiyorsanız lütfen
"hermes@kulesakinleri.org" adresinden bize ulaşın.

Sitenin Amacı: İzmir'de benzer ilgi alanlarına sahip kişilerle tanışarak hobimizi birarada ve daha kaliteli bir şekilde devam ettirmek. Ayrıca, sahip olduğumuz üye potansiyelini yaratım ve üretime teşvik ederek, Türkçe fantastik ve bilim kurgu alanında ürünler ortaya çıkarmak.

23 Nisan 2009

Evlat: EjderKanlı


Not: Bu bölüm "İnfaz" adlı bölümün devamıdır.

Yanık kokusu her yeri kaplamışken, bir şövalye cesetler arasında geziyordu. Ölümün sonsuz sessizliği ebediyen getirdiği bu alanda, ilginç bir şekilde bir ses arıyordu kulakları.
"Hadi Marryn, gitmeliyiz." İnsanı içine alıp, derin bir rahatlama veren ses endişeliydi.
"Bekle..."dedi Marryn sadece. Onu adam gibi dinlememişti bile.
"Bölüğe geri dönmeliyiz. Cesetlerle dolu, üzerinden bir savaş geçmiş meydanlar böyle sessizleştiğinde asıl tehlike o zaman gelir."dedi Gümüşfırtına uyararak.
"Necromancerlar umrumda bile değil!" Marryn hışımla arkasına döndü. "O pislikler kemikleri birleştiremeden onları alt ederiz." Kendine çok güveniyordu. Güveninin yüzde ellisi ise Gümüşfırtına'dan kaynaklıydı.
Ejderha derin bir iç çekti, "Necromancerlardan bahseden kim..."
Bir süre daha yürüdüler. Ölüm sessizliğine kulak kesilmiş bir kız, ne kadar da savunmasız duruyordu o an. Gümüşfırtına giderek tedirginleşmeye başlamıştı, ama Marryn gibi başına buyruk birini bırakıp gitmek onu ölüme terk etmek olurdu.
"Gidelm artık!" dedi sabrı taşarcasına.
"Biraz daha..."
Tam o anda bir ağlama sesi duyuldu.
"İşte onu bulduk!"
Marryn var gücüyle sese doğru koşuyordu. Duyduklarında yanılmadığına emindi ve şimdi ses ilk defa bu kadar netken ona doğru var gücüyle koşuyordu. Gümüşfırtına havalndı ve ağır tempoda Marryn'ın arkasında uçmaya başladı. Kızın karkasında kalmaya özen gösteriyordu. Hem arkadan gelebilecek saldırıları engellemek için, hem de bunun bir aldatmaca olduğundan feci şekilde şüphelendiği için. Bir kadını vurmanın en iyi yoluydu ağlayan bir bebek sesi. Bu sesi çıkaran şeyi giderek merak ederken, Marryn'la arasına fazla mesafe koymamaya özen gösteriyordu.
Marryn aniden durdu. Yerde yatan bir kadın cesedine bakıyordu. Bir öğürme sesiyle başını anir bir hareketle yana çevirdi. Kusmasına ramak kalmıştı. Yanık et ve o dağlanmış görüntüye tahammül etmek nerdeyse imkansızdı.
Ölü kadının kolunun altında ağlayan şekilde pek sağlam sayılmazdı.
"Al onu..."dedi Marryn bebekle birlikte ağlayarak. Bebeğin yüzüne bakamıyordu. Canı yanan her canlı gibi gece göğünü delen haykırışalarına çağre bulmak için gelmişti Marryn. Ama şimdi, tek yapabildiği ağlamaktı. Yüzüne bakacak gücü kendinde bulamıyordu.
Ejderha kendine söyleneni yaptı. Olacakları iyi biliyor gibiydi, ama insan iradesine müdahele etmek bir ejderhanın doğasına aykırıydı. Bebeği nereydese dev tırnaklarının ucuyla annesi olduğunu tahmin ettiği kadının kollunun altından aldı. Muhtemelen kadın, bebeğini korumak için kendini siper etmişti. Kendi ölürken, talihsiz bir biçimde bebeğinde yüzü ve vücudunun bir kısmı alevlere mağruz kalmıştı.
Bebeğin durumu ağardı. Sesi düzenli bir ağlama değil, ara sıra çığlıklarla dolu bir inlemeydi.
"Bir şifacı bulmalıyız! Çocuk ölecek!" hala daha ona bakmaktan çekiniyordu.
"Bulamayız...Çoktan yaralıları alıp gittiler..."
"Çocuğu burda bıraktılar!"
"Bir hata olmuş olmalı..." Gümüşfırtına gelcek olan sözlere kendini hazırlamıştı, ama hala daha tek kelime etmiyordu.
"Buldum!" Marryn'In gözleri gecenin yıldızlarından daha parlaktı."Sen bir ejderhası! Neden onu sen iyileştirmiyorsun! Kendini her zaman sen iyileştirirsin." Umudun ışığı düz saçları arasından tüm bedenini sarıyordu şimdi.
Gümüşfırtına sadece baktı. Artık düzensiz soluklar arasında çırpınan bir bebek vardı pençesinni içinde.
"Ona bak Marryn!" sesi sertleşmişti.
Marryn bunu yapmak istemese dei ejderhasına hiçbir zaman karşı gelememişti. Söyleneni yaptı.
"Yeter!" dedi daha fazla bakamayarak. Yanmış vücudu ve ölmekte olan küçük şekilde, gözlerini sıkıca yummasına rağmen hala beyninde canlıydı.
"Lanet olası Siyahlar! Hepsinin derisini yüzmek istiyorum!" Hıçkırıklarını boğazında zor tutuyordu."Neden aptal bir çatışmaya ejderhalar gönderilirki! Neden!"
"Olaylar bizim sandığımız gibi olmaya..."sözleri yarıda kesildi.
"Hayır!Onlar burda olmasa biz de olmayacaktık!"
Gümüşfırtına sustu. Karşısında duran, hırsla burnundan soluyan binicisi doğru söylüyordu. Ama yine de bilmediği şeyler vardı. Henüz bunlarn için çok gençti. Ama Marryn durumun farkındaydı. Bu basit bir çatışma değildi hiçte. Bu onlara yapılan açık bir tehditti. Bedelini her zaman masumların ödediği...
Bebeğin soluğu kesilme derecesindeydi. Marryn telaşla ona baktı. Yanık yüzüne bakmak gözlerinden sessiz yaşların boşlamasına neden olsa da, ölecek diye içi gidiyordu.
"İyileştir onu!" dedi geceyi yaran bir haykırışla. Bu bağırışla cılız bir ağlama koptu bebekten.
"Hayır!" ejderhanın tavrı kesindi. Marryn afallamıştı. Gümüşfırtına'dan bu kadar açık bir tepki beklemiyordu.
"Neden!"dedi hayretler içinde. " O küçücük bir bebek! Merhametin bu mu!" Her zamanki gibi kontrolünü kaybediyordu. İnsanların kimi zaman aşık olduğundan şüphe ettiği ejderhasını çok ağır bir biçimde suçluyordu şimdi.
"Bunun için geçerli nedenlerim var insan!"dedi ejderha, arka ayakları üzerinde dikleşerek.
O ani çok korkunç görünüyordu ejderha. Daha önce böyle bir tepki görmeyen Marryn, olduğu yerde kaldı. Bir şeyler diyecek gibi oldu ama, sadece sustu.
Dışardan bakan biri olsa, korkudan sustuğunu düşünürdü, ama hayır, Marryn saygısından susmuştu. Ejderha ona ilk defa böyle bir çıkışta bulunuyorsa, mutlaka bir nedeni vardı.
"İyileştirme gücümüz, sadece kendi türümüz için geçerlidir." dedi ejderha tüm ciddiyetiyle. "Bu bizim yaradılış kuralımız. Bunu kısa yaşamlılarla paylaşmamız, onlar için ölümcül sonuçlar doğurabilir...genç dostum." dedi yeniden gözlerinde aynı bağlılık duygusu yeşererek.
"Beni anladığını umuyorum Marryn. "dedi, bakışlarını yere devirmiş insan kadına bir cevap bekleyerek bakarak. Marryn sessizce yaşamla bağını kaybetmesine ramak kalan ve artık hiç sesi çıkmayan bebeği ejderhanın pençesinden aldı. Sonra, hiç kimsenin ondan beklemeyeceği bir şeyi yaptı: diz çöktü.
"Bu bebeği güçlerinle iyileştir yüce ejderha. İyileştir ki, büyüsün ve yetişsin. İyiletir ki, bir gün bu dünyaya bir katkısı olsun. Yaşamak... onun da hakkı!" dedi bakışlarını sertçe ejderhya doğru kaldırarak.
Gümüşfırtına bu beklenmeyen gelişme karşısında şok olmuştu. "Ayağa kalk!" dedi duyduklarıyla oldukça rahatsız olarak. Marryn şu an tam da ona öğrettiği gibi konuşmutşu. Bir ejderhayla nasıl konuşup, nasıl ikna edeceğini öğretmişti onu ilk eşleştirildiklerinde. Şimdi, onun kendisiyle bu şekilde konuşmasından oldukça rahatsız olmuştu. Marryn durumda oldukça kararlıydı ve bazı şeylerin farkındaydı. Bu da iyi bir işaret değildi.
"Cevabımı en başta söyledim. Bu benim elimde olan bir şey değil. Beni merhametsizlikle suçlasan da, bu böyle değil genç dostum. Ayağa kalk Marryn, ben senin ortağınım herhangi bir ejderha değil." Bir an durdu ve derin bir iç geçirdi. Marryn hala daha dizlerini üzerindeydi. Bakışları da, tıpkı fikirleri gibi sabitti.
"Bir insan yavrusunun ellerimizden kayıp gidişini izlmeyi ben de istemiyorum. Ama sana diyorum ya, benim elimde değil bu! Yaradılış bunu gerektiriyor."
"Bir yolu var..."
İşte Gümüşfırtına'nın korktuğu başına gelmişti. Marryn o yolu,her zamanki gibi, kendi kendine bulmuştu. Onun bu durduğu yerde olayları kendi kendine çözüşünü her zaman sevmişti, ama şimdi değil.
Ejderha sustukça, Marryn aklındakileri söyleyecek cesareti buldu.
"Ben gerçeği biliyorum Gümüşfırtına...Bunu uzun zaman önce öğrendim. Ama ne sana ne de Solindas'a bunu bildiğimi itiraf etmedim. Hadi gel gerçekçi olalım! Sence ben, sadece 21 yaşındayken senin kadar tecrübeli ve uyumlu bir ejderhayla eşleşebilecek güçte miydim! Binicilik eğitimini yeni tamamlamış bir yeni yetme, nasıl olurda senin gibi adını duyurmuş binicilerle savaşlara uçmuş, çok şey görmüş ve çok şey paylaşmış biriyle eşleşir! Neydimki? basit bir genç binici! Beni ben yapan hiçbir özelliğim yoktu daha! Bu eşleşmeyi Solindas sağladı! Evet, bunu öğrendim! Siz gururum kırılır diye bunu benden sakladınız ama bunu sağlyanın o olduğunu anlamk hiç de zor değildi!"
Ejderha sadece sustu. Kızın sözlerini tamamlamsını bekledi.
"Solindas bunu nasıl yaptı peki? Tabii ki de bir şeyler feda ederek! Bu hep böyle olmadı mı! Ne zaman benimli ilgili bir duurm olsai Solindas kendinden bir şeylr feda edip, benim için bir şeyler yapmadı mı!Ama beni, senin kadar güçlü bir ejerhayla eşleştirebilecek kadar büyük bir şeye kalkışacağını hiç düşünmemiştim! Şimdi bunları neden anlattım peki? Ben Solindas'a borcumu ödeyemedim, ama şimdi ben bir şeyler feda ederek başka birine yardım etmek istiyorum!"
O kadar hararetle konuşmutu ki, nefes nefese kalmıştı. Soluklarını düzenlemeye çalışırken, acaba karşısına feda etmesi için ne geleek bunu düşünüyordu.
"Bunları ne zaman ya da nasıl öğrendiğini sana hiç sormayacağım; ve hatta iknar dahi etmeyeceğim. Sadece sana şunu düşün, sen hiç tökezlemedin. Seni belki Solindas ittirdi benimle takım olabilmen için ama, sende hiç yetersizlik görmedim. Şunu da unutma Marryn, sen hiç değildin ve bu hep böyleydi. Özelsin...Özel olduğunu vakti geldiğinde bütün dünya seninle aynı anda görecek..." Durup kızın üstünde yarattığı etkiye baktı. Marryn duyduklarıyla şok olmuştu. Kesin bir reddetme bekliyordu halbuki.
"Madem öyle, madem bu senin borcun olarak kalmış içinde, o zaman hazır ol. Sadece bir uyarım var sana. Ben onu iyileştirdiğimde karşımıza sıradan bir insan çıkmayacak. Artık o senin ve benim sorumluluğumda olacak. Zaman içinde buna Solindas da eklenecek.Şimdi, bu çocuğu kurtarman için, feda etmen gereken..."

***

Marryn kafasını yağmurlu gökyüzüne kaldırdı. Daha az önce parıldayan güneş yüzünü, şimda kara bulutlara bırakmıştı. Yağmur yağmıyordu da, sanki gökyüzü ağlıyordu. İşte Marryn, kalbine oturmuş acıyla zar zor nefes almaya çalışırken, gökyüzü içine aktı ve biriken gözyaşlarını toprağa saçtı.
Solindas içise durum daha da beterdi. Marryn en azından neden bu kadar kötü hissetiğini bilmiyordu, ama Solindas cevaba çok yaklaşmıştı. Şövalye merak içini kemiriken rahatsızdı belki, ama gerçek onu bundan daha beter hale sokacaktı.
Solindas susuyordu. Marryn susuyordu. İki dostun içinde dağlanan acı, bilinmezlik ve farkındalık arasında sendeleyip duruyordu.
Solindas'ın beynin bir şimşek çakmıştı sanki. Ne olup bittiğine bakmak istemedi. Gözünün önüne dev bir yanan çanağa düşen ölü bedenler geldi. Düştüler...ve düştüler... Ardı arkası gelmez gibi sayısızı ölü vücut düştü alevlere. Hiçliğe doğru yutuldular. Solindas oturduğu eyrde sıçradı. Sıçrayışı mor ejderhanın dönüp ona bakmasına neden olmuştu. Dik dik büyücüye baka ejderha, kendi kendine söylenerek başını çevirdi. Ne olduğunu sormayı aklından bile geçirmemişti.
Solindas kıpırtısızlaştı. Arkasında oturan Regın'ın omzunzan bir ürperti geçti. Soğuk hava dalgası omzuna çarpmış gibi hisseden Regın durumu hemen anladı. Kürek kemiğindeki rünler kendinden olanı hissetmişti: yani büyüyü. Solindas şu an bir büyü yapıyordu ve Regın'ın rünleri ona, büyüyü haber vermiş-bir anlığına parlyıp sönmüş- ve bu yapılanın ona karşı bir tehdit olmadığını da hissettirmişlerdi de.
Kadının boynu önüne doğru düştü. Bu yakılanların kim olduğunu bilmiyordu ama kalbinde onlar için derin bir hüzün vardı. Kafasını kaldırıp onlarla aynı hizada uçmak için çaba harcayan yeşil ejderha üzerindeki Marryn'a baktı ve dostununda o an ona doğru bakmak için kafasını kaldırdığını gördüğünde hiç şaşırmadı. Uğursuz bir hava vardı şu an. Birileri, başklarını korumak için dehşet verici bir şekilde yoke dilmişti.
Maximillian'ın durumu pek parlak değildi. Tecrübesiz yeşil ejderha üzerinde semersiz uçmak onda hafif bir paniğe yol açmıştı. Marryn'ın sıkı tavsiyeleri üzerine eyre bakmamak için elinden geleni yapıyordu. Yeşilok'la zaten bir kere uçmuş ve bunun bir daha yapmamaya yemin etmiş olan adam, mecbur kaldığı bu durum karşısında yol boyu haline içinden küfür etmişti.
Marryn Yeşilok'a telkin edici sözler söyleyip onu yönlendirirken Maximillian'ın varlığını tamamen unutmuştu. Arkasında yaşan ufak çaplı bir denge kaybını hissetmesiyle dalgın gözleri birden canlandı. Ani bir hareketle arkasına döndü ve adamı kolundan yakaladı. Bu nafile bir atılmaydı aslında. Maximillian düşse Marryn onu hayatta tutamazdı. Sadece bir içgüdüydü bu ve adam dengesini geri kazanana kadar tetikte ona bakmaya devam etti. Maximillian söylene söylene ejderhada sarsılmaz bir konum ararken, Marryn kıs kıs gülüyordu. Onun bu hali kafasındaki kötü düşünceleri bir anlık uzağa götürmüştü. Maximillian'I iğnelememk için kendini zor tutuyordu. Ayrıca, adamın onun güldüğünü fark etmemsi içinde elinden geldiğinde kahkahalarını bastırıyordu. Daha fazl kendini tutumayacağını fark ederek önüne döndü. Arkası dönük bir şekilde konuştu:
"İsterseniz bana tutnabilirsiniz." dedi sırıtmasına engel olamayarak. Cevabı biliyordu, ama yarım teklif etmemek de ayıp olurdu.
"Yoo, hayır ben böyle iyiyim." Maximillian da teklifi kabul etmenin yanlış olduğu kanısındaydı. Saçma gururları yoktu, sadece karşısındaki bayana tutunamk, ona direk sarılmak olduğu için kendi içinde bunu doğru bulmamıştı. Marryn ısrar edecekti ki, yanlarındaki morun yavaşladığını hissetti. Acilen kafasını o yöne evirdi ve birden yeşilin hızı yüzünden arayı .ok açtıklarını gördü. Morun onları uyarmayacağını biliyordu, bu yüzden bunu fark ettiği için yukarıya bir şükür savurduktan sonra Yeşilok'a açık bir komut verdi.
"Yeşilok! Yavaşla!Kuzeyde bir engel var!" Karşılarında bir engel olduğunu ise, kollarını deli gibi sallayan Solindas'ı gördüğünde anlamıştı. Yeşilok birden panik oldu, tam ani bir frenle durucakken Marryn'ın kontrolden çıkan bağrışıyla daha da hızlanmak zorunda kaldı.
"Sakın aniden durmaaaa!" Yeşilok'un aniden durması, Marryn ve Maximillian korkunç bir hızla yere savrulması demekti. Hele de onları ejderhaya bağlayan, bağcıklı semerlerden yokken. Yeşilok şimdi daha hızlı gidiyordu. Yular tarzı bir şey de bulunmadığı için Marryn kontrolü tamamen kaybetmişti.
Yavaşla! Yavaşlamalısın yoksa çarpacağız!"
"Ama nasıl!" Yavru korkuyordu açıkça. Marryn yavrunun yeşil pullarını okşamaya başladı.
"Bunu yapabilirsin! Sen Maximillian'la büyük bir çatışmadan canlı çıkmışsın bunu mu yapamayacaksın! Hadi...Korkacak bri şey yok. Bize bir şey oalcağından da korkma. Unutma bir büyücümüz var ve o bizi kurtarır."
Yavru sakinleşti. Derin bir nefes verdi ve rahatlamayla birlikte farkında olmadan yavaşlı. Giderek yavaşladılar ve en sonunda havada tembel tembel uçan bir ejderha ve üzerindeki iki nokta haline geldiler. Yeşilok tam arkasına bakmak ve başarısı için takdir beklemek için dönüyorduki kafasını hafifiçe bir engele vurdu.
"Ahhh!" dedi pençelerinden birini vurduğu yere götürerek. "Ejder kalkanı." diye dudak büktü.
Marryn şimdi durumun tehlikesini daha iyi anlamıştı. Solindas büyüyü fark etmiş ve onları uyarmıştı, yoksa şimdi yerde yatan ezilmiş parçalar olacaklardı. Aslında Marryn yalan söylemişti. Solindas o kadar yüksekten ikisini aynı anda kurtaramazdı. Ya Marryn ya da Maximillian'ı düşse kurtarabilirdi. Yeşilok'u sakinleştirmek için söylediği yalan işe yaramıştı. Zaten o iyi bir yalancıydı.
Olayın etkisini hafifletmek ve bu engeli aşıp nasıl içeri gireceklerini bulmak için yere indiler. Yeşilok yere indiğinde mor ve üzerinedeki Regınla Solindas'ın çoktan yere inmiş onları izlediğini gördüler. Marryn yere atladı. Öfkesi o kadar büyüktü ki, elinde olsa yer öfkesiyle sallanırdı.
"Hain!!!" diye gürledi Marryn. Sinirden titreyen ellerini zor zapt ediyordu ve öfkesiyle haykırırken sesi tizleşmişti.
"Ama bilmeliydim bizi satacağını!" bu sözleri peşi sıra söylerken, bir yandan da koşar adım morun üzerine yürüyordu. Solindas hemena raya girdi ve vücuduyla Marryn arasına bir engel koydu.
"Tamam Mary, çok haklısın. Ama yapma, buna değmez!" Solindas elinedn geldiğince Marryn'ı uzak tutumaya çalışıyor, ama Marryn'ın yerinde durmaması nedeniyle bunu yapmakta çok zorlanıyordu. Kadını en sonunda bütün gücüyle kollarıyla sardı ve geri itmeye başladı. Bu sırada Marryn'ın bağırmaları ve delirmiş gözleriyle öfke saçması hiç durmamıştı.
Solindas durmadan,
"Haklısın kardeşim. Çok haklısın hem de. Ama lütfen yapma bak! Değmez diuyorum!" diyerek durdurma çabasındaydı. Marryn'ın bağırışlarını bastırmak için şimdi o da bağırıyordu.
"Tahmin etmiştim bunu yapacağını, ama bu kadar da çabuk değil! Hani binicinin intikamı! Nerde yarım teklifin! Berilyan'dan gelen birinden daha ne bekleyecektimki!" Marryn'ın son sözleri, o ana kadar onu zerre kadar dinlememiş olan mor ejderhanın gururuna dokunmuştu. Şimdi o da sinirlenmiş ve Marrynla yüzleşmek için oturduğu yerden kalkmıştı.
Regın tüm bu olan biten konusunda Marryn'ı haklı buluyordu. Ejderha iki insanın hayatıyla oynamıştı. Belki onların ölmesine izin vermezdi, bu noktada Marryn'dan farklı düşünüyordu, ancak yaptığı affedilir bir şey değildi. Solindas'ın Marryn'ı zapt etmesini izlerken hiçbir şey yapmamıştı. Kendisi de çok sinirliydi. Ejderhaya dönmüş ve delici bakışlarıyla onu lime lime ediyordu.
"Ne bakıyorsun elf!" diye patladı en sonun mor ejderha, elfin bakışlarına daha fazla dayanamayarak.
"İnsan kadın haklı." dedi Regın yoğun Nihelyan aksanlı elfçesiyle.
"Sen onları az daha öldürüyordun. Senin gibi bir canlıyla yolculuk ettiğim için, nasıl bir günah işlediğimi merak ediyorum!" dedi soğuk sözleri kadar, soğuk bakışlarıyla lafını tamamlayarak.
"Defol!" diye gürledi Marryn son olarak. "Defol ve bir daha sakın gelme!"
Artık ejderhaya ulşamk için çaba harcamıyordu. Solindas'ın fısıldadığı bir şeyin mantıklılığının farkına varmıştı. O bir insandı, karşısındaki ise bir ejderha... Marryn ona tek bir çizik bile açamazdı.
"Hakaretlerini dinleyecek değilim insan müsveddesi! Sizinle yola çıkmak benim en büyük hatamdı! Sizin gibi değersizlere yardım teklif etmek bir suç başlı başına! Hem ben o engeli görmedim bile!"
"Ama varlığını hepimizden iyi biliyordun!" bu defa patlama sırası Solindas'taydı.
Aslında Solindas, onlar gökyüzünde ölümle burun buruna geldiği ilk andan beri mor ejderhaya saymadığını bırakmamıştı. Bu süre zarfında Regın sadece Solindas'ı onaylamak için konuşmuş,onun dışında sessiz kalarak büyücünün haklılığına sessiz bir destekte bulunmuştu.
Yeşiiok'un yanındaki Maximillia'dan hiç ses çıkmamış, tartışmayı büyük bir hararetle izlemişti. O ana kadar.
"Bu kim!" dedi birden ve uçmaya hazırlanan mor ejderha bile olduğu yerde kalakaldı. Bir ağacın dibine oturmuş, siyah cübbeli bir adam onları izliyordu. Herkes onun varlığını nasıl olupta fark edemedikleri konusunda şok içinde ona doğru bakarken, siyah cübbeli adam sonunda farkedildiğini anlayarak kıpırdandı.
Solindas,Regın ve mor ejderha diğerlerinden daha da şok olmuştu aslında. Ondan yayılan büyü dalgalarını nasıl olupta fark edememişlerdi? Ne Regın'ın rünleri onu uyarmış, ne Solindas'ın içine bir üreperme gelmiş ne de mor edjerha orda oturan kısa ömürlüden yayılan kokuyu hissetmişti. Regın siyah yolculuk cübbesine-şimdi fark etmişti ki bu bir yolculuk cübbesiydi- rağmen karşısındakinin kötü biri olamdığına, yoksa rünelrinin alev alev omzunda yanmaya başlayacağını düşünerek rahatladı. Ancak, yine de hiçbir şey kesin değildi.
Adam kafasını kaldırdı ve herkes,hele ki Marryn ve Solindas, bir kere daha şaşkınlıkla ağızları açık bakaladı. Adamın yüzü 5 yaşındaki bir çocuğun yüzüyla aynıydı.
Birden boyu küçüldü ve üzerindeki cübbe ona çok büyük geldi. Büyük bir cebelleşme sonucunda cübbeden kurtuldu ve koşarak yan yana duran iki kadına doğru koştu.
"Anne!"
"Annemi!" Maximillian hayretler içinde aynı anda iki kadına da sarılmaya çalışan çocuğa baktı. Daha az önce bir yetişkindi, dahası şimdi anne diye hangisine sesleniyordu.
Aynı soruyu tam Regın soruyordu ki Maximillian sormuştu. Anne hangisiydi? Çocuk nerde çıkmıştı?
Solindas şimdi her şeyi anlamıştı. Bu karşısında duran, 5 senedir alıştığı auraydı ve ona o kadar alışmıştı ki, ondan yayılan enerjiye tepki vermiyordu duyuları. Son kafa karışıklığı yeşil ve mor ejderhadaydı. Mor, nasıl olupta bir insan tarafından aldatıla bildiğini düşünürken, yeşil sadece olaya anlam vermekle uğraşıyordu.
"Senin ne işin var burda!" iki kadın çıldırmış gibi bir sesle aynı anda bağırmışlardı. Çocuk bir hata yaptığını biliyordu, ama suçlu bir gülümsemeyle annelerine şımarıyordu.
"Ama... ama çok özledim!" dedi küçük dudağını bükerek. Solindas birden herkese bir açıklama borçlu olduklarını fark etti. Zira çevrelerindeki herkes şaşkınca onlara bakıyordu.
"Şey... bu bizim oğlumuz. Aslında, Marryn onu 5 sene önce bir savaşta buldu. Onu biz yetiştirdik." canı sıkılmıştı. Onun burda olmaması gerekirdi. Kendi gibi küçük sesiyle durmadan bir şeyler anlatan ve niye onu bıraktıklarını sorgulayan evlatlaarı Marryn'ın kucağında annelerine hesap soruyordu.
"Ben bir daha oraya gitmem!" dedi ve sözlerini bitirdi.
"Çocuk buraya nasıl geldi..?" herkesin kafasındakini Regın sordu. Cevap verip vermem konusunda birbirinlerine soran gözlerle baakn iki kadın sustular. Bu suskunluktan yararlanan çocuk ileri atıldı.
"Bu çok basit." dedi kusursuz bir Nihelyan aksanlı elfçesiyle.
"Ben bir ejderkanlıyım. Ve Baba Gümüşfırtına'nın güçlerinin ufak,minicik,"bunu derken küçük parmakalrını kıstırıp küçük bir şekil gösteriyordu,"bana geçti. Onun için çoook küçük, ama bir insan için çoook büyük."dedi ve kıkırdadı.
Mor ejderha her şeyi şimdi anlamıştı. Onu hissetmemsini nedeni, onun da kanında biraz da olsa ejderhalığın gezmesiydi.

21 Nisan 2009

The Hunt for Gollum


İnanamıyorum...
Orta Dünya için yeni bir film! Ve bu öyle bir film ki, fragmanını izlediğinizde az sonra dediklerime inanamayacaksınız...
Öncelikle ilginizi hafifletecek ve hatta boşvermenize neden olacak(ama izlemezseniz feci pişman edecek) bir özelliğiyle başlayalım: film bir fan yapımı.
Pek bir beklentim olmadan açtım (gözleri yerinden çıkmış yorumlara rağmen) ve izlemeye başladım.
İlk andan itibaren:
"Yalan bee! Hollywood yapmış bunu!" dedim!

Taa ki, fragmanın sonunda yazan o yazı ekranda çıkana kadar...:"A Film Made By Fans For Fans",yani "Hayranlar tarafından, hayranlar için yapılmış bir film".
İşte kanıtı da tam olarak bu oldu. 40 dakikalık bir film bu. Yapımcıları olan hayran kitlesi, hiçbir kar amacı gütmüyor. 3 Mayıs 2009'da(evet! çok az bi zaman kaldı!) online olarak yayına sokulacak film ve hiçbir para ödemeyeceksiniz. Bu derece de cömertler.
"Hayranlar için" lafıyla ne kadar samimi olduklarını da bu şekilde pekiştirmiş oluyorlar.



Peki ya konu?:

Hikaye, en büyük avcı ve Orta Dünya'nın gezgini olan İsildur'un Varisi'nin (Heir of İsildur) Gollum'u bulmak için çıktığı macerayı takip ediyor. Bu yaratık yüzükle ilgili gerçeği ortaya çıkarmak için ortaya çıkarılmalı ve tabii, yüzüğün gelecekti koruyucusunu belirlemek için de.
Sitede bulabileceğiniz o kadar çok şey varki! Hikaye, soundtrackler(kesilnlikle ayrıca dinlenmeli!),ziyaretçi defteri, kamera arkası görüntüleri...
İşte buyrun adresi: http://www.thehuntforgollum.com/updates.htm

Sitede 2 adet fragman(trailer) bulunuyor. İkisini de izlemenizi şiddetle tavsiye ederim!

Çıkış Tarihi: 3 Mayıs 2009
Süre: 40 dakika
Yayın:
Online olarak hiçbir para ödenmeden izlenecektir.

20 Nisan 2009

Site Tanıtımları-İzmirCON

İzmir'in güneşli günlerinde, deniz esintisiyle solunan kardeşlik


Sitenin Adı: İzmirCon

Sitenin Adresi: http://www.izmircon.org

Sitenin Kuruluş Tarihi: 15.01.2006

Sitenin Tanımı: İzmirCon, 2003 senesinden beri düzenlenmekte olan, İzmir'in tek conventionudur. Odaklandığı konular rol yapma ve başta Warhammer olmak üzere, masaüstü savaş oyunlarıdır. İzmirCon ile ilgili her türlü sorunuz için
"hermes@izmircon.org" adresinden iletişime geçebilirsiniz.

Sitenin Amacı: Etkinliğimiz, başta İzmir olmak üzere, ülkemizdeki tüm rol yapma oyunları, fantastik ve bilim kurgu tutkunlarını buluşturmayı amaçlamaktadır.

15 Nisan 2009

Sakat Rahibe // 3.Bölüm


Ayağını sürüyerek koridorlarda gezen bir drow kızının utancı kol geziyordu sokaklarda. Dedikodular Lloth'un ağları gibi her yerdeydi. İçeriden biri, bu utancı ve lekeyi dışarı sızdırmış olmalıydı. Keraunzaa ailesinin gergin günleri de böyle başlamıştı.
İralde her fırsatta kızı doğduğu gün öldürmeleri gerektiğini, ablasını ima ederek ortaya atıyordu. Bu durum, Valerrny'in aile içindeki otoritesine ve konumuna her gün bir darbe daha vuruyordu. Yüce Anne böyle giderse büyük kızını Lloth'a teslim edecekti. Ki, Lloth'a teslim edilen hatalı rahibeler, bir dridera çevrilmekten bile daha ağır cezalandırılırlardı.
Valerrny ise hainin peşindeydi. İçeriden bu bilgiyi sızdıran ve onu ailesi önünde küçük düşüren, büyük kardeş imajını sarsanı bir bulsa hiçbir tanrısal güç onu durduramazdı. Ama hain her kimse, sanki tuzla buz olmuştu. Bütün ev, baştan aşağı taranmış hizmetkarlar ve evi savunan askerler işkenceden geçirlimişti. Soınuç sıfırdı... Hatta, ailenin kadınları-yani yönetim kısmı- önlem için şüpheli gördükleri hizmetkarlarını dilsiz bırakmışlardı.
Valerrny ve İralde'nin tek ortak yönü vardı: bu utancı temizlemek. Bir sakat, her ailenin gözden düşmesi için kesin nedendi. Dahası, büyük bir cezayla da karşı karşıyaydılar. Ya bu kız ölecekti ya da aile ceza olarak tümüyle silinecekti. Bu işi yapanalrda 1.aile olan Baenreler'in olması da durumu iyice korkunç bir hale sokuyordu. Lloth her zaman onlarlaydı...
Bu iki kız kardeşlerin tek farkları ise, ikisinin utancı temizleme yöntemleri birbirinin tam tersiydi. Valerrny, Elinnya'nın İralde tarafından bir suikaste gideceğini adı gibi biliyordu. Kendi matronluğu ve kız kardeşinden alacağı güç için, onu korumayı amaç ednimişti geçen yıllarda. Ama, İralde karanlıklarda saklandı sadece. Bir açık yakalamak için, sinsi planlarıyla birlikte ve her zamanki Valerrny'i delirten,o sinir bozucu sabrı ve sankinliğiyle karanlıklarda bekledi...ve bekledi...
Şimdi ise, Baenre evine çağrılıyolardı. İlk 10daki tüm evler orda olacak ve Keraunzaa ailesi, yaptıkları için yargılanacaktı. Artık ya aile isimleriyle birlikte, Menzobarrenzan'ın örümcek ağlı tarhi sayfalrına gömülecekler ya da yine o sayfalara gömülüp, ibretlik bir halde sonsuzlukta işkence göreceklerdi.
Elinnya şimdi, topal ayağını ve ailesinin utancını sürüye sürüye koridorlarda gezerken bunları tartıyordu kafasında. Neden diğer drowlar onları rahat bırakmıyordu? Lloth'u bile bu durumu kabullenmesi için -kısa süreli de olsa-ikna yöntemleri vardı. Elinnya'dan sonra annesinin başka çocukları da olmuştu. Yüce Anne, çocuk doğurma konusunda çok verimliydi. Ama ne yazık ki hepsi de erkekti. Valerrny bu gerçeği önceden öğrendiği için çok rahattı ve bu nedenle her doğanın yüzüne bile doğru düzgün bakmadan, tepkisizce "Erkek..." diyerek tören bıçağını masum bedenlerine gömmüş ve Lloth'a kurban etmişti. İralde için ise durum çok farklıydı. Annesinin her hamile kalışında, aylarca Lloth'a yakarmış, ayinler ve kurbanlar sunmuştu. Tek istediği başka bir güçlü kız kardeşti.
Her doğumdan büyük bir umutla, sakat kardeşinden kurutlmak için beklemiş, ama her doğan erkekle de bir o kadar yıkılmıştı. Valerrny bıçağı umursamadan saplarken, o da içinden bunu yaptığı için öfke dolu bir minnet duyuyordu. Erkekler... Bu sakatı ellerinden alacak bir kız yerine Lloth onlara hep değersiz bir erkek vermişti?
Elinnya artık dolaşmaktan bıkmıştı. Bir kapıyı daha çaldı, bunun son olmasını dileyerek:
"Valerrny? Orda mısın?"
Hiçbir ses gelmedi önce. Ardından, kapı yavaşça açıldı.
"İçeri gel..." dedi nefret dolu bir sesle ablası.
Elinnya hiç üstüne alınmadı. Ablasının ona olan düşkünlüğünün farkındaydı. Daha küçük bir kızken ayağı takılıp düştü diye, bütün hizmetkarları kırbaçlamıştı. Elinnya bunları izlemekten zevk duyardı. Çünkü, birgün o da ablası gibi güçlü olacaktı. Ama, ne gariptir ki, Elinnya zaten güçlüydü. Hem de çok! İki ablasını ikiye katlayacak güce sahipti. Ama, sakatlığından dolayı hep hor görülmeyle bakmıştı ona evin diğer kadını: annesi ve İralde. O da kendini zayıf sanmaya başlamıştı böylece. Halbuki, gün geldiğinde... Ama bilmiyordu bunları henüz.
Elinnya, ne zaman ablası tarafından yılan başlı kırbaçlarla öldüresiye dövülen kendinibilmezleri görse(o öyle tanımlıyordu)böyle anlarda aldığı zevk ona çok pahalıya patlardı. Tam bir drow gibi davrandığı her an, topal sol ayağına dayanılmaz ağrılar girerdi. Acı içinde saatlerce can çekiştiği olurdu. Bilmediği bir güç onu yola getirmeye çalışırdı hep. Vicdan ve merhamet denilen ve bu topraklarda gün yüzü görmemiş iki erdem, sert bir tokat gibi inerdi yüzüne.
Ablasının yanında içeri geçtiğinde neden bu ses tonuyla konuştuğunu anlaması uzun sürmedi. Sağ kalan tek erkek kardeşleri, yerde kanlar içine yatıyordu. Elinnya ona tepkisizce baktı. Kim bilir Valerrny'e ne gibi bir saygısızlıkta bulunmuştu. Ama sonra, durumun böyle olmadığını düşünmeye başladı. Ortada garip bir hava vardı. Hem Valernny hem de yerde yatan kardeşinin gözleri onun üstündeydi.
"Yarın sen de bizimle geliyorsun." dedi tüm ciddiyetiyle Valerrny.
Elinnya o an ölmek istedi. Bütün o drow ailelerini temsil eden matronlar ve kızlarının önüne nasıl olurduda o ve topal ayağı çıkardı! Ablası ne zamandır beri ona karşı bu kadar zalimleşmişti!
"Ama..!" diye başlayacak oldu fakat, gözyaşları sözlerini boğdu. Valerrny hiç düşünmeden tokadı kız kardeşinin suratına indirdi.
"Ağlama! Ağlamak zayıflara mahsustur!O yüzey pisliği kuzenlerimiz gibi duygu gösterisi yapma bana!"
Elinnya ablalarına benzerdi, ama nedeni belirsiz duygusallıkları da vardı içinde. Çalkantılı analrda, duygu selleri dışarı taşar ve tıpkı yüzeydeki kuzenleri gibi gözyaşları yüzünden akardu. Geriye tuzlu bir tat ve ondan daha da tiksinen gözler kalırdı.
Yerde yatan ve ona pis pis sırıtan erkek kardeşinin yüzünü gördü bir an Elinnya. Ve işte o an, içindeki bütün duygular eriyen mum gibi yoğun bir şekilde aktı ve yerini bir katran gibi nefretle intikam kapladı. Valerrny'in sorgulayan bakışlarını görünce durumu hemen toplardı. Erkek kardeşi ona kalmalıydı, sadece ona...
"Bu gerekli!" dedi hala daha kızkardeşine gösterdiği zayıflıktan ötürü iğrenerek bakarken. " Adımıza sürülen bu lekeyi temizlemini tek yolu var! O da seni dışarı çıkarmak..." sözlerini yarıda kesip, yerden kalkmak için yavaş yavaş doğrulan erkek kardeşine baktı. "...ve bize yardım edecek kişi de hazır." dedi dudağını kenarında oluşan hoşnutsuz bir sırıtışla.
"Anlat bana!" dedi Elinnya kendini tamamıyla toplayarak. Nasıl olsa hepsi yok olacaktı. Birkaç dalaverenin kime ne zararı olurdu bu saatten sonra? Hem, bunu her gün yapmıyorlar mıydı zaten?
"Arnkra bir büyü hazırlayacak ayağındaki sorunu gizlemek için." Elinnya içinde gülümsedi. Ablası böyleydi işte, ayağından sakatlık değil ufak bir sorunmuş gibi bahsederdi. Onu seviyor olmalıydı, evet... Ablası onu seviyordu.
"Ama, o bir erkek abla. Orda ilk 10 ailenin matronları ve kızları olacak. Onları basit bir büyüyle nasıl kandırırız? Hele ki, Lloth ve Baenreler de ordayken..."
Valerrny 1.ailenin adını duyunca ürperdi. Baenre evinin Yüca Annesi'nin yaşlı domuz suratı canlandı aklınad bir an. Onu sadece ama sadece bir kere görmüştü, ama yüz o bir kerede bile zihnine kazınmaya yetmişti.
"Başka şasımız var mı!" dedi sabırsızca büyük kız kardeş.
"Haklısın." dedi Elinnya dudak bükerek.
Bu sırada bir hizmetkar kapıyı tıklattı.
"Yüca Anne sizi çağırıyor efendim." dedi saygıyla eğilerek. Görünüşe göre dilsizleştirilemyen sayılı hizmetkarlardan biriydi bu gelen.
"Tamam geliyordum hemen." dedi Valerrny ve arkasını dönüp erke ve kız akrdeşine baktı.
"Onla ilgilen Arnkra. Bakalım neler yapabileceksin."
"Elbette Valerrny." dedi saygıyla Arnkra. Valerrny'e bir kere karşı gelmişti ve şu anda hala daha kan sızan kırbaç izleri ve parçalanmış gömleğindeki yaralar ona bu saygıyı zoraki kılıyordu.
Valerrny gittiğinde, Arnkra yüzünde alaycı bir srıtışla Elinnya'nın önüne oturdu.
"Bakalım neler yapabiliriz" dedi kızı topla ayağını kaldırmak için yere uzanırken. Ama Elinnya da bunu bekliyordu. Onu tıpkı diğerleri gibi aşağılmaya kalkışan ve bunu yıllardır yapan, evin büyücüsü abisinden intikamını işte tam bu anda aldı.
"Dur yakından bak. Sana yardım edeyim!" dedi ve yere eğilmiş abisinin suratının ortasına okkalı bir tekme geçirdi. Elinnya bir Lloth rahibesi değildi ve asla olamayacaktı. Şimdi karşısındaki erkeği yerden yere vururken aslında yılanbaşlı bir kırbaca ihtiyacı olmadığının hiç de farkıdna değildi.
***
"Yüce Anne Malice, yarın bir toplantıya mı gidiyoruz?"
"Evet, aynen öyle. Ve sen de benimle geleceksin."
"Elbette Yüce Anne. Duyduğuma göre sefil 23 Keraunzaalar evlerinde sakat bir kız saklıyormuş" dedi Briza alayla.
"Bakalım dertleri neymiş..." dedi Malice arkasını dönüp çıkmadan önce.


Not: Adı geçen "Baenre" ailesi, R.A Salvatore'un yazdığı "Unutulmuş Diyarlar"da gerçekten 1.ailedir. Ayrıca, son kısımda yine adları geçen "Malice" ve "Briza" karakterleri de "Unutulmuş Diyarlar" karakterleridir. Ana karakter Drizzt Do'urden'in annesi(Malice,aynı zamanda evin matronu) ve en büyük ablasının(Briza,psikopatın teki) isimleridir. Bu onlara birer göndermedir :).


Peki forumdakiler bu bölüme ne demiş?

14 Nisan 2009

Site Tanıtımları-RPCraft

Ve Türk Fantazya Birliği tanıtımları dur durak bilmiyor sayın seyirciler!!!

Sitenin Adı: RPCraft

Sitenin Adresi: http://www.rpcraft.com

Sitenin Kuruluş Tarihi: 2006

Sitenin Amacı: Özellikle DND başta olmak üzere, Türkçe kaynak ve yeni materyal bulmak isteyenlere hizmet etmek,
merak edilen yada öğrenilmek istenen her konuyu cevaplamak sitemizin amacıdır.
Bu amaçla yeni materyal ve FRP kütüphanesi çalışmalarına devam edilmektedir.
Unutmayın, burada hiç bir soru cevapsız kalmaz.

Sitenin Tanıtımı: RPCraft'e başlarken yapmak istediğimiz sürekli olarak üretmek, üretmek ve yine üretmekti. DND 3. editionla ilgili pek çok materyal ürettikten sonra yakın zamanda 4. editionla ilgili de materyaller üretmeye başlamış bulunuyoruz. İlk zamanlarda foruma ağırlık verilmesine rağmen 2009 yılı itibarı ile RPCraft forum işlevini azaltıp daha çok bilgi ve yeni materyal içerikli bir ortama dönüşmektedir. Önceden çıkardığımız ork ve goblinimsileri içeren Vahşi Irklar, bir iblisin tehlikeli evlatlarını anlatan Damina'nın Veletleri gibi kitapçıklar bu sene DM'lere yönelik Türklider'in Tarif Kitabı, hem oyuncu hem dmler için kullanışlı olacak olan boyutlarası Varlıközü Savaşları ve oyunlarınızda kullanılabilecek yepyeni mekanlar içeren Diyar Kitabeleri (hazırlanmakta) kitapçıkları ile devam ediyoruz. Ayrıca yakın zamanda çok sevilen çizgi dizi Avatar : The Last Airbender'in 4. edition oyun materyalleri ile sınıflar, güçler, ırklar, maceralar) ilgili çalışmalara da en kısa zamanda
başlanacaktır.

06 Nisan 2009

Site Tanıtımları-Lost Gods

Site Adı: “Lost Gods” (Yitik Tanrılar)

Site Adresi: http://www.lostgods.net

İletişim: admin@lostgods.net

Sitenin Kuruluş Tarihi: 2006

Sitenin Tanıtımı: Başta, İskandinav, Yunan, Anadolu mitolojisi olmak üzere, çeşitli mitler, okült, ezoterik ve mistik konularda yazıları, konuları ve olguları inceliyoruz bunları topluyoruz.

Sitenin Amacı: Lost Gods’ ın amacı insanlığın tarihi boyunca yaşamış oldukları ve günümüzde dahi halen yaşadığı mitolojik olayları, efsaneleri bugün için “Yitik” kavramlar olmaktan çıkarmak. Çeşitli ezoterik, mistik ve felsefi görüşlerin nasılda mitlerin temeli olduğunu insanlara anlatabilmek. Bu maksatla bulabildiğimiz tüm yazıları Lost Gods’ ta yayınlamak ve yakın bir tarihte bunları makalelerle incelmektir. Aslında “Lost Gods” 2009 yılına kadar kişisel bir hobiden başka bir şey değildi. Ancak siteyi canlandırmak ve bilgi konusunda güzel bir kaynak olabileceğini söyleyen birkaç kişinin isteği ile tekrardan yapılandı. 2009’ un Şubat ayında yeni bir ara yüzle tekrardan ve eklenen FRP, RPG bölümleri ile aktif hale getirildi. Mart ayı sonu itibari ile aktif bir şekilde, Mitoloji, Efsane ve Hikâyelerin eklenmesi ile tam anlamı ile bu konularda bilgi kaynağı olma, amacını güdecek bir sitedir